Seyid Rıza‘nın Atatürk’e Ahı: ”Çiğerine Yağlı Kurşun İşliye!“
✍ Abuzer Bali Han Yazdı:
“Götürün, bunu hemen asın!..“
Dêrsim’de Singeç köprüsü açılışında Atatürk’ün vurulduğu efsane değil, halkın duygularında gerçek bir tarihi izdüşümü!.. Zira köprü açılışında çekilen Atatürk‘ün fotoğrafları, O’nun son fotoğraflarından biri oldu! Pir Seyid Rıza’nın bir gece öncesi Atatürk‘ün: “Götürün, bunu hemen asın!..“ emrine Pir Seyid Rıza’nın: “Senin de ciğerine yağlı kurşun işlesin!..“ bedduası O’nu astıran Atatük’e bir gün sonra Singeç Köprüsü’nü açarken yakasına yapışarak, ciğerine bir yağlı kurşun işlendi!..
Türkiye, Koçgiri, Bingöl-Ahmed, Ağrı-Zilan ve Dêrsim’de yaptığı çok büyük soykırımlarla 500 binden fazla Kürdü katleden Mustafa Kemal’in Dêrsim’de Singeç köprüsü açılışı sırasında Dêrsimliler tarafında 16 Kasım 1937 tarihinde suikast düzenlenerek öldürülmek istediği olayını hep gizledi. Peki neden? Türk olmadığı halde onu devşirme Türklerin önderi yapmak ve Kürtlerin kökünü kazmak istedikleri için sırlarını sakladılar. Açıklasalar başka korkak diktatörlerle, başka korkak katillerle bu katliam ve soykırımları sürdüremezlerdi. Açıklasalar “Onun Dêrsim’de ne işi vardı? Seyid Rıza ve arkadaşlarını asmak için mı? katliam yapmak için mi?” diye sorgulama başlayacaktı.
Fakat güneş balçıkla sıvanmaz. Suikastı bilenleri öldürseler de, yalan dünyalarında gerçekleri saklasalar da günün birinde gerçeklerin ortaya çıkacağını hiç hesaplamadılar. Batılıların Osmanlı mirasını 1923’de Lozan’da uluslararası devlet güvencesiyle verip Anadolu ve Kürdistan halkların başına bela ettikleri o Şarhoş, korkak diktatör o kurşun yarasıyla bir yıl sonra 10 Kasım 1938 öldü. İlginçtir, o ölür ölmez Kürt katliam ve soykırımları şıp diye kesildi. 1960’lara kadar bir sessizlik oldu.
Türk kaynaklarında Dêrsim olayları hep tahrip edilmiştir
Türkiye Cumhuriyeti kurulalı aradan 100 yıldan bir zaman geçti! Halen arşivlerde kalan önemli bilgiler gizli tutulmaktadır. Zaman dondurulmuş gibi! Olaylar ise dün yapılmış gibi halen capcanlı!.. Türkiye‘de sanki yüzyıl geçmemiş gibi demokrasi ve insan hakları hususunda halen her şey sanki yerinde saymakta!.. Hatta bazı konularda zaman geriye işlemiş gibi!..
Cumhuriyet kurulalı aradan bunca zaman geçti! Sorunlar da dondurulmuş gibi!.. Demokrasi denen sihirli değnek bir görünüyor, bir kayboluyor!.. Geçen yıl Dêrsim’de bir araştırma gezisini yapmıştım! Daha önceki yazılarımda uzun uzadıya Mustafa Kemal’in Osmanlı ordusunda iken, Doğu Anadolu diye bahsedilen Kürdistan’da ve Ermenilerin yoğun olduğu Doğu Anadolu’da görevli olduğu dönemlerde ve cumhuriyet ile başlayan „Dêrsim Meselesi“nin hem yıkılış organizatörü, hem de bölgeyi uzun süre insansızlaştıran bir kişi olarak adı tarihe geçti! Siz bakmayın Dêrsim’in bugünkü suskunluğuna!..
Dêrsim bölgesindeki asimilasyon süresince doğan çocukların adının Mustafa, Mustafa Kemal, İsmet veya Fevzi olmasının çoğunluğuna! Asimilasyoncu eğitim öyle bir şey ki değil insanı, hayvanı bile sahibine bağlı, sadık bir canlı yapar!..
Günümüzde hiçbir yurtsever Dêrsimli, Dêrsimlilere tarihte yapılanları unutmaz!.. Çünkü Dêrsim’de yapılan korkunç katliamlar çağdışıydı! O gün de, bu gün gibi askerlere izcilik yapan bazı Dêrsimlilerin bugünkü nesilleri de tarih boyunca hep yerli işbirlikçi ve ihanetçi olarak var oldular! Onlar bundan sonra da var olacaklar!.. Önemli olan bu tiplerin Dêrsim’de gün geçtikçe sayılarının azaltılmasına katkı sunmak! Genel kanı Dêrsimlilerin ölüm pahasına da olsa Dêrsim’i istila edenlere karşı kahramanca direnişleridir! Savaşan güçler arasındaki dengesizlik, Dêrsim halkını mağlup etmiştir! Hiçbir yerden yardım alamayan Dêrsim Halkı ve savaşçıları sonunda yenilmişler. Kalan Dêrsimliler de Türkiye’nin dört bir yanına birer, ikişer aile olmak üzere kara vagonlara bindirilerek trenlerle sürgüne gönderilmişler!..
İhsan Sabri Çağlayangil azbiraz gerçekleri anlatıyor
Dêrsim tertelesinde Mustafa Kemal, Pir Seyit Rıza ile birkaç kez buluşması sözlü kaynaklardan oluşuyordu! Bu buluşmaların bazı kaynaklarda kesin olmasa da hem Kürt kaynaklarında, hem de Türk resmi belgelerinde üçüncü buluşmaları kesindir! Resmi kaynaklar bu son buluşmayı da halen inkar etmeye çalışsalar da, olay anında görevle orada bu işi organize eden istihbaratçı ve sonraları da Dışişleri Bakanı olarak görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil‘in hem yazılı anılarında, hem de sözlü olarak birçok kişiye olayın tanığı sıfatıyla bu yazılanların doğruluğunu bizzat kendisinin anlatmış olmasıdır! Aşağıda verilen resmi belge ve bir bakanın itirafları, olayların görgü tanığı olarak Dêrsim’i anlatması artık resmileşmiştir!.. Dêrsim bir kez yerle bir edilmiş, yakılıp yıkılarak, sonra da yasak bölge olarak insansızlaştırılarak boşaltılmıştı!..



16 Kasım 1937 Dêrsim Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılışında.
Gerçi bazı resmi kaynaklarda Atatürk’ün Seyid Rıza ile bu üçüncü ve son buluşmayı da muğlaklaştırıp, üstünü örtme çabaları halen devam etse de „Güneş balçıkla sıvanmaz!“ misali adı geçen bölge halen özgürlük ve demokrasi bekliyor!..
Yani demokrasi yok mu? diye sorarsanız vardır diyelim! Adın yasaksa, konuştuğun dil yasaksa, halen en zirve tepelerde karakollar seni gözetliyor, halkının çoğu göç etmek zorunda bırakılmış ise, böylesi bir demokrasiyi isteyenler yaşasınlar! Mesele sadece bir Dêrsim değil ki?!. Hani Türkiye’nin sınırları açsalar, günümüzde yurtdışına kaçanların birkaç misli daha fazla insanımız memleketini terk edecekler!..
Dêrsim ve Pir Seyid Rıza gerçeğine tekrar yine dönersek, O’nun Atatürk ile buluşması devlet arşivlerindeki belgelerle sabittir! Bu konunun kesin olduğunu, o dönemin adıyla istihbarat kaynağına dayandırarak bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum![1] Adı geçen MAH raporunu yayınlayan gazete devletin yakın yayın organlarından biri olduğu için bence kaynak tamamen doğrudur! AKP’li Erdoğan, Atatürk’ü ve onun kurduğu CHP’yi sevmediği için Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı’n gizli raporu bilerek açıkladı. Ayrıca da sözlü anlatımlarla da olay çakışıyor! Zaten yayınlanan rapora da resmi kanallarda bir yalanlama da olmadı!..
Raporun gazetede yayınlandığı döneme rast gelen önemli devlet ve hükümet yetkilileri hem „Tunceli“ adının değiştirilerek tekrar „Dêrsim“, hem de Tunceli Üniversitesi’nin adını da „Dêrsim Üniversitesi“ yapacaklardı! Gerçi „Tunceli Üniversitesi“nin adı „Munzur Üniversitesi“ yapıldı! „Dêrsim“ adı üzerindeki yasak ise halen sürdürülmektedir!.. Bu yasak sürdürülse de „Dêrsim“ adı hep yöre halkı arasında „Dêrsim“ olarak zaten kullanılıyor!..
Seyid Rıza, 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam ediliyor
Devletin Kürt önderlerini asarak, cenazelerini de yakarak mezarsız bırakması ise insani duyguların dışında kalan bir uygulamadır! Önümüzdeki dönemde araştırmacıların Pir Seyid Rıza, Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının yakılış yerlerini gerçek araştırıcı olan Türk gazetecilerinin de işbirliğiyle aydınlatılması demokratik süreci de olumlu olarak etkiler!..
Pir Seyid Rıza, 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda gece yarısı jeeplerin farları ışığında infaz edildiğinin ertesi günü, 16 Kasım 1937’de Pertek’te Singeç Köprüsü’nü açılış olayını bile bazı kaynaklar bilerek olmamış gibi göstermekteler! O tarihte Mustafa Kemal’e suikast yapıldığı olayını gizlemek için herhalde. Hani bir halk deyimi var! Denilir ki: “Halep burada değilse, arşın buradadır!“ Halbuki bu tarihi olayı Atatürk, bizzat kendisi fotoğrafının alınmasını istemiş!.. Yanında da Ermeni asıllı üvey kızı Sabiha Gökçen’in de fotoğrafta görüntülemesini Atatürk istemiş!.. Sabiha Gökçen ilk Türk savaş pilotu olarak Faşist Hitler rejiminden alınan zehirli gaz bombalarını Dêrsim’de mağaralarda saklanan sivil halkın üzerine atarak, çoluk, çocuk, kadın, ihtiyar demeden öldüren bir savaş suçlusuydu!..
Fotoğrafı belgelettiren de bizzat Atatürk’ün kendisidir! Birlikte fotoğraf çektirmeyi isteyen de kendisidir! Bunun sebebini soran kızına da Atatürk, gazetecilerin eşliğinde: “Kızım, asiler bir köprü yakarak isyan başlattılar!.. Ben de bir sigara yakarak bitiriyorum.” der!(2)


Mustafa Kemal Singeç Köprüsünü Açarken Vurulmadan Birkaç Dakika Öncesi!.. (Atatürk’ün sağında Sabiha Gökçen, solunda Başbakan Celal Bayar ve ayaktaki o dönemin İçişleri Bakanı ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya!)
Bugüne kadar o adı geçen „Singeç Köprüsü“nü birkaç defa görmek istedim! Eski köprünün yerini bugünkü Keban Barajı suları kaplamış! Baraj sularının birkaç yüz metre üst tarafında yeni bir modern köprü inşa edilmiş! Sonbahar ve ilkbahar aylarında yağmur ve eriyen kar suları dere yatağında bir nehir kadar su akıp Keban Barajı’na dökülür!.. Baraj suları altında kalan köprüye „Singeç“ adını veren de Atatürk’ün kendisiymiş!.. Çoşkun su yatağında eski köprü, birbirine yakın olan iki kayalık dar bir boğazda yapılmış! Atatürk, baraj suyu altında kalan o eski köprüye „Soyungeç“ demişse de, sonradan bu adı „Singeç“ olarak kısaltılmış şekli ile bugüne kadar kullanıla gelir!..
İdam gecesi hakkındaki tahripler
Bazı kaynaklar Atatürk’ün 17 Kasım 1937’de Dêrsim’de Singeç Köprüsü’nün açılışını yaptığını yazmışsalar da bu tarihler saptırılan, tahrip edilen tarihlerdir. Atatürk’ün bölgede kaldığı tüm tarihlerde bilinerek yanlışlar yapılmıştır! Örneğin: İhsan Sabri Çağlayangil’in tanıklık ettiği idam gecesini, yani 15 Kasım’ı 16 Kasım’a bağlayan geceyi o günkü resmi gazeteler O’nun Maden‘de bir fabrika açılışını yaparken gösterirler! Seyid Rıza’nın asıldığı gece yarısı eski dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil‘in anlatımıyla Atatürk ile Pir Seyid Rıza istasyonda bekletilen beyaz özel trende görevli olarak bizzat gece yarısına doğru onları görüştürdüklerini hem anılarında, hem de şifahi konuşmalarında söyleyerek tarihe önemli bir not düşürmüştür!.. Bu not olmasaydı, kim bilir bu tarihi olayda yalanlarla unutulup giderdi!..
15 Kasım 1937’de Malatya’dan beyaz özel treni ile güya Diyarbakır, Madene gitmek için saat 14.00’te Malatya’dan trenle hareket ediyor. Bir saat sonra Elazığ ve Diyarbakır yol ayırımı olan Dörtyol istasyonunda beyaz treni makas değiştirerek dinlendirmeye alıyorlar. Bu arada Elazığ’daki hareketlenmeyi orada takip eden Atatürk, aldığı haberler üzerine gecenin tenha saatlerinde Dörtyol‘dan Diyarbakır‘a gitmiş gibi gösteren o dönemin resmi gazeteleri O’na hayali gezi yaptırıyorlar. Halbuki gecenin geç saatlerinde Atatürk’ün treni Elazığ istasyonunda bekliyor. Olayların gelişimini en doğru şekilde İhsan Sabri Çağlayangil görevli emniyet müdürü olarak olayları anlatıyor. Mustafa Kemal, Seyit Rıza’nın 15 Kasım’ı 16 Kasım’a bağlayan gecede idamını seyrettikten sonra sabah kahvaltısını Gölcük Gölü kenarında adamlarıyla birlikte yapıyor.
Gölcük Gölü’n ismini değiştiriyor
16 Kasım 1937 tarihinde Madene gitmiş gibi resmi gazeteler O’nun Madenden gelip Pertek’e gidiyormuş gibi göstermişler. Göl kenarında istasyonda treni boş hata alarak kahvaltısını yapıyorlar ve Pertek’e Singeç Köprüsünün açılışına katılıyor. Bölgeye geliş istikameti Ankara, Sıvas ve Malatya ve Elazığ oluyor. Malatya’da İhsan Sabri’yi görüyor. O’nu kara yoluyla, kendisi de Malatya Halk Evinde halkla toplantı yapıyor. Sonra saat 14:00’den sonra Elazığ istikametine hareket ediyor.
Gölcük Gölü (Hazar Gölü) Gezisi Hakkında Türk Basınında Öne Çıkan haberler şöyle:
“Tarihi Bağlam: Atatürk, 12 Kasım 1937’de başlayan Doğu Anadolu gezisi kapsamında Malatya ve ardından Elazığ-Diyarbakır hattında seyahat ediyordu.” deniliyor. Bu yazılanların tümü düzmece haberler.
Gölcük Gölü kıyısında durduğunda, gölün güzelliği karşısında çevresindekilere “Gördüğünüz memleketler içinde en güzeli hangisidir?“ diye sormuş, “İsviçre” cevabına karşılık, “Hayır, Türkiye” diyerek hayranlığını belirtmiştir.
Gölün İsmi: Gölcük Gölünü çevreleyen Hazar Baba Dağı’nın adını öğrenince, gölün adının “Hazar Gölü” diye değiştirilmesini söylemiş diktatör! O günden sonra da gölün ismi “Hazar Gölü” olmuş!
Sabah Kahvaltısı ve İncelemeler: 15 Kasım sabahı olamaz! 16 Kasım sabahı Seyid Rıza‘yı astırdıktan sonra Gölcük Gölü kenarına trenle gidiliyor. O gün de resmi Singeç Köprüsü töreninde fotoğraflarda görüldüğü gibi katılıyor. O resimler Atatürk’ün ayakta gezerken görüntülü halinin son resimleri oluyor. Aşağıda anlatacağım gibi Atatürk’ü tekrar tren ile bölgeye geldiği gibi değil, bu sefer Elazığ, Malatya, Adana‘ya demir yoluyla götürülüyor! Bundan sonra da seyahatı hakkında yeterli bilgilere rastlanılmıyor!..

16 Kasım 1937 Dêrsim Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılışında.
Ali Şükrü Bey cinayeti
Diğer yanda birçok olayda Atatürk’ün dediğim dedik misali „Hep ben!“ tavırlarıyla O‘nun çok kindar olduğu söylenir!.. Meclis çalışmalarında da bu kindarlık gözükür! Kendisine rakip olan mebusları ya susturmuş, ya da bazılarını Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey gibi, 27 Mart 1923 tarihinde kendi muhafız alayı komutanı Topal Osman (Osman Ağa) tarafından boğdurtarak öldürtmüştür! Bu olay Meclisteki milletvekillerini büyük bir gürültüyle ayağa kaldırınca, öldürme emrinin kendisi tarafından verildiği ortaya çıkmasın diye Topal Osmanı da 2 Nisan 1923 gecesi, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı komutanı Albay İsmail Hakkı Tekçe komutasındaki askerler tarafından Çankaya sırtlarında „Papazınbağı“ndaki evinde kuşatılmış, çatışma sonucu yaralı ele geçirilmiş, sonrasında başı kesilerek öldürülmüştü! Meslis kararıyla asılma cezasına çarptırılan Topal Osman’ın başı olmadığından dolayı ip ayağına bağlanarak meclis önünde idamı da böylece gerçekleştirilmişti!..
Kısacası Atatürk kafasına yerleştirdiğini diktatörce yapanlardandı!
Pir Seyid Rıza ile ayni hapiste yatan ve ölüm cezasına çarptırılan, İstiklal Madalyası sahibi olduğundan cezası ömür boyu hapise çevrilen Cebrail Ağa’nın çevresine anlatımıyla, Pir Seyid Rıza gece yarısı jeeplerin farlarıyla aydınlatılan hapishane meydanında pencereden asılmayı seyrederken: “Seyid Rıza’nın daha ip boynuna geçirilmeden birkaç adım ilerleyerk „Zürrekar! Yine mi sen?!.“ dediğini anılarında sözlü olarak anlatmış!.. Bir rivayete göre tebdili kiyafet yapan Atatük, asılma sahnesini görerek daha da rahatlanmak istemiş!.. Pir Seyid Riza asılmadan önce olay yerinden koşarak ayrılan siyah elbiseler içinde bir kişinin kimliği halen tartışmalı olarak söylenile gelir!.. Cebrail Ağa’ya göre olay anında oradan kaçan kişinin Seyid Rıza’yı astıran kişi olduğu söylenir!..
Dêrsimli keskin nişancı Süleyman tarafından vuruluyor
Singeç Köprüsü’nün açılışında Atatürk’ün vurulduğu bilgisi de resmi kayıtlarda yer almayan bir söylentiden ibarettir!… Olayın gerçekliğini saptıran kaynaklarda ise açılışın Seyid Rıza’nın idamından iki gün sonra gerçekleştiğini saptırarak yazarlar!..
Yörede konuşulanlara bakıldığında Atatürk’ün bölgeye olan kini ve öfkesi, köprü açılışında yakasına yapışmış!.. Dêrsimliler, Atatürk, şayet Dêrsim’e gelirse Cebrail Ağa ve fedaileri O’nu yok etmeye daha önceleri yemin ederek, söz vermişler! Köprü açılışında Cebrail Ağa, Elazığ’da hapishanede iken O’nun dışarda kalan silahsörlerinden biri olan „Nişancı Süleyman“ tarafından vurulduğu söylentisi dilden dile halk arasında hep söylene gelir!.. Bu söylentiyi geçen yıl Afat Müdürlüğü‘nden emekli olan birinin deyişine göre, Süleyman ölmeden önce kendisiyle konuştuğunu ve olayı doğruladığını bana anlatmıştı!.. Bu olay da aynen asılma olayı gibi bir gün, gün ışığına çıkarsa hiç şaşılmasın!..
Hemen hemen her resmi açılışta, her yerde poz veren Atatürk, en son fotoğrafları bu köprü açılış görüntülerinden sonra pek de O’nun ayakta gezerken canlı fotoğrafına rastlanılmaz! Bölgeden alelacele tören ekibinin Pertek’e uğramadan nasıl hızlıca bölgeden çekildiğini, Elazığ, Malatya ve Sivas’tan geliş yönünün tersine, öldürürler korkusuyla dönüş güzergahını değiştiren ekibin bu sefer Elazığ, Malatya ve Adana’ya beyaz özel trenin yön değiştirmesi, O’nun vurulduğuna dair şüpheleri daha da artırmıştı! Adana’dan kara yoluyla Antalya’ya ve oradan da deniz yolu ile İstanbul‘a götürülüşü neredeyse uzun bir zamanı içerir! Bu süre içinde doktorların gemide yarasına müdahale ettikleri anlatılır!.. Halen bir muamma olarak arşivlerde bu olaylar gizli tutulur! Atatürk’ü ölüme götüren fazla içkiden oluşan siroz hastalığı değil, Pertek‘te karaciğerine isabet eden yağlı bir kurşunla vurulması ve İstanbul’da Hastahanede bir yıla yakın yatalak olarak yatması ve 10 Kasım 1938 tarihinde perşembe sabahı saat 09.05 geçe Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini kapaması, sadece bir devrin de sonunu getirmemiş, Kürt katliam ve soykırımların da uzun bir zaman durdurmasını sağlamıştır.
O günden bu yana Dêrsim halkı Atatürk tarafından yapılan zulmü kanayan bir yara gibi, O’nun ölüm yıldönümünde her yıl yaptıklarıyla yad ederler!.. 16 Kasım 1937’de Dêrsim’de Singeç Köprüsü’nün açılışında Atatürk’ün vurulduğu bilgisi Türk resmi kayıtlarda yer almayan bir söylenti olsa da, Kürt kaynaklarında bu gerçek hep dillendirildi. Seyit Rıza’nın idamından bir gün sonra Atatürk’ün Abdullah Alpdoğan ile birlikte Dêrsim’deki hareket bölgesine geçtiği, köprünün açılış haberleri bu gerçeği yansıtmaktadır!..
Kürt Kaynaklarında Mustafa Kemal’e suikast olayı
Kürt önderlerin idamlarında ve katliamlarında kendisini “insanları asan diktatör” olarak göstermemek için fotoğraf çektirmeyi hiç sevmeyen Mustafa Kemal, Seyit Rıza ve 6 yoldaşını idam ettiğinin ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi Abdullah Alpdoğan ile birlikte gittiği Dêrsim’de bu Seyit Rıza olayını Singeç Köprüsünün resmi açılış töreniyle örterek rahatlamak istediği ve gösteriye ihtiyaç duyduğu gün, sanki Seyid Rıza’nın: “Senin ciğerine yağlı kurşun işlesin!“ bedduası yerine geleceğini hisseder gibi bizzat kendisi fotoğraflarının çekilmesini istemiştir. Onlar da o gün bolca fotoğrafını çekmişler. Bu onun ayakta gezerken çektirdiği son fotoğrafları olmuştur. Öte yanda bu olayda görülüyor ki, bütün diktatörlerin başvurduğu taktiğe M. Kemal da başvuruyordu: Kürt önderlerini idam ettiriyor. Ertesi gün ülkeye çok hayırlı bir iş yaptığını göstermek için ya bir köprünün açılışında ya da boş bir arazide hiç yapılmayacak bir fabrikanın temelini attığı gösterilerde bolca fotoğraflarını çektiriyor, yönetimi altındaki basına yolluyor, kamuoyunu yanlış yöne yönlendirerek “büyük önder” olduğu propagandasını yaptırıyordu.
Fotoğraflar, Seyid Rıza ve 6 yoldaşlarının idam edildiğinin ertesi günü, yani 16 Kasım 1937 günü çekilmesine ve o gün ‘Cebrail Ağa’nın silahsörü keskin nişancı Süleyman’ tarafından vurularak idam edilenlerin intikamını almasına rağmen, sanki Dêrsim’e Seyid Rıza’yı idam etmeye gelmemiş, idamdan sonra Abdullah Alpdoğan ile Dêrsim’deki askeri harekâtı teftişe çıkmamış da, bütün bu Kürtlere karşı yürüttüğü soykırım savaşını örtmek için Ankara’dan Dêrsim’e küçük bir derenin üzerinde köprü açılışına gelmiş gibi, Singeç Köprüsünün açılışında çektirdiği fotoğrafların tarihini de bir gün sonraki tarih atılarak, suikast gibi tarihi bir olay tahrip edilerek hiç olmamış gibi gösterilmiştir. Gene Mustafa Kemal’in Seyid Rıza’nın idamını seyrettiği geceyi, o günkü resmi gazeteler O’nun Maden‘de bir fabrika açılışını yaparken gösterirler! Bu yüzden bütün Türk kaynaklarında Singeç Köprüsünün açılış tarihi 17 Kasım 1937 yazılmıştır.
Yerel ve Kürt kaynaklarında ise bu gösterişli fotoğrafların çekildiği 16 Kasım 1937 günü Mustafa Kemal’in Dersimli Süleyman’ın yağlı kurşunuyla ağır yaralandığı gün olarak geçer.
10 Mayıs 2026
Abuzer Bali Han
-Araştırmacı Yazar-
Kaynak: rûpela nû
1.Seyid Rıza ile Atatürk’ün üçüncü son buluşması, tarihi buluşma olayının devletin resmi yazışması ile şöyle: Milli Amele Hizmetleri, MAH’ın istihbarat raporu!
[2]. Dêrsim’de iki halk kahramanı; Seyid Rıza- Cebrail Ağa, Rûpela nû, – Abuzer Bali Han
3. ( Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı) Başkanlığına / Ankara. (Adı geçen bu teşkilat Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın emriyle, devletin emniyet ve müdafaası için gizli olarak kurulan yapı! Milli Emniyet Hizmeti Riyâseti (MAH), 1926-1965 yılları arasında faaliyet gösteren ve bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) temelini oluşturan, Başbakanlığa bağlı kurulan Türk istihbarat teşkilatıdır. MAH raporları, cumhuriyetin erken dönemlerine ait stratejik istihbarat belgelerini içerir ve günümüzde Devlet Arşivleri Başkanlığıbünyesinde saklıdır!..) Bu belgeyi ilk kez Yeni Şafak Gazetesi’nde İbrahim Karagül yayınladı! bak. İbrahim Karagül bütün yazı arşivleri, Yeni Şafak…
4. Azad Roni, Berlin Dêrsim 1937-38 Konferansı ve Kürt Soykırımları, Mezopotamya Yayınları, Neuss 2017, s. 453 (Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı’n gizli raporu)
5. Seyit Kekil, Hîris Heşt ve Munzur Kan Akarken, Weşanên Înstîtuta Kurdi, Köln 1998, s.235-236. Seyit Kekil, bu kitabında Mustafa Kemal’in Dêrsim’de Cebrail Ağa’nın adamları tarafından nasıl vurulduğunu, Türkiye’nin bu olayı nasıl gizlemeye çalıştığını, kötü şartlarda olan İstanbul’daki hastahanede tedavi edildiğini, gün be gün durumunun kötüye gittiğini, dış basının haberi olmasın diye Avrupa ülkelerindeki iyi hastanelere götürülmediğini yazıyor.

6. Dêrsim’de iki halk kahramanı; Seyid Rıza- Cebrail Ağa, Rûpela nû, – Abuzer Bali Han
7. Suat Akgül, Van Özalp Olaylarının İç Yüzü, s.113
8. Dêrsim Önderi Pir Seyid Rıza Ölümsüzdür, Rûpela nû, 15.11. 2023. A. Bali
9. Seyid Rıza ile Atatürk’ün üçüncü son buluşması (4) – Rûpela nû, Abuzer
10. Kürt kaynakları
Mustafa Kemal’in 16 Kasım 1937 günü Dêrsim’de çekilen son resimleri:

M. Kemal ve Sabiha Gökçen Dêrsim Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılışında 16.11.1937

M. Kemal ve Sabiha Gökçen Dêrsim Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılışında 16.11.1937

M. Kemal Dêrsim Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılışında 16.11.1937


M. Kemal Dêrsim Pertek’te Singeç Köprüsü’nün açılışında 16.11.1937




Dêrsim Pertek’teki Singeç Köprüsü
M. Kemal Dêrsim’de Pertekli öğrencilerle 16.11.1937








