Türkiye’de Devşirmeler İçin Bir Türkçülük Pazarı Kurulmuştur!

Azad Ronî
Devşirme Turhan Çömez’in İttihatçı Faşist Zihniyetini Kınıyoruz!
Gerçek Türkler, Kürtler, Aleviler Türkiye’de barış istiyor. Savaş istemiyor. Fakat Turhan Çömez, Ümit Özdağ, İlber Oltaylı, MHP’den ayrılıp İYİ Parti kuran Müsavat Dervişoğlu ve MHP’den CHP’ye transfer edilen Mansur Yavaş gibi savaştan, kandan, kaostan beslenen ırkçı faşist devşirmeler o ülkede hiçbir zaman barış istemediler ve istemiyorlar. Bulgaristan göçmeni devşirme Turhan Çömez, 14.10.2025 tarihinde Meclis’i yöneten ve kocası, devletin kontrgerillası tarafından öldürülmüş olan Pervin Buldan’a, Kürtlere ve Abdullah Öcalan’a Meclis kürsüsünden bir sürü hakaretler yağdırdı. Bu, ‚Terör‘ kelimesi bahanesini ağzından hiç düşürmeyerek, herkesi ‘Terör’ yaftasıyla suçlayan, yerli halkları ve çocuklarını sürekli terörize ederek ve özellikle barış isteyen Kürt önderlerine ve değerlerine yönelik küçümseyici aşağılamalarla “alçaktır!” diye ağır bir şekilde suçlayarak savaştan, kandan beslenen köle ruhlu Bulgar devşirmesi İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez’in İttihatçı faşist zihniyetini kınıyoruz!
Bu savaş sever ve Türkçülük pazarında servetlerine servet katan devşirmeleri deşifre etmek gerekiyor. Henüz barış ve Öcalan’ın özgürlüğü konusunda, Kürt sorunun çözümü konusunda ortada hiçbir şey yokken, barış gelecek diye rahatsız oluyorlar, korkuyorlar, kıyameti koparıyorlar!
Kendi soyunu sopunu inkâr edip Türkçülük adına iktidara çalışan köle ruhlu devşirmeler kendilerini aşağılanmış ve alçalmış olarak hissederler. Hakikatleri dile getiren insanları da kendileri gibi aşağılık psikolojisi içinde gördükleri için, karşıda aynada gördüğü kendisine zehirli dil kullanarak hakaret etmeyi, küfür etmeyi, ahlaksızca davranmayı, köpeğin sahibinin kapısında havlama karakterinden farksız bir şey değildir.
Asıl bu coğrafyada barış isteyen yerli halklar değil, savaş isteyen (Çömez’in kullandığı kelimeyi ödünç alarak söylüyorum. Ben böyle bir kelimeyi kullanmak istemiyorum. Okuyucularımdan özür diliyorum.) devşirmeler ‘alçaktır’!
Bu ülkenin çocuklarına “terörist” diye hakaret ederek İttihatçıların Türkçülük söylemleri, savaş oyunları ve nâralarıyla servetlerine servet katan devşirmeler ‘alçaktır’!
Meclis’te kurulan ‘Demokrasi Komisyonun Barış’ masasına oturmayarak savaşın sürmesini, ölümlerin olmasını, ekonominin daha da kötüye gitmesini isteyen savaş severler ‘alçaktır’!
Savaş baronlarına çalışan köle ruhlu devşirmeler ‘alçaktır’!
İmralı Adası’da “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” yaparak, örgütünü feshedip silahlarını sembol bir törenle yakarak ülkede barışın kapılarını sonuna kadar aralayarak, “Biz İsrail-Filistin gibi, Rusya-Çeçenler gibi kör bir savaşı tırmandırma değil, çoktan beri barışçı çözümü zorlamak istiyoruz,” diyerek barışçı çözümden yana tavrını defalarca açıkça ilan eden Öcalan ile kalıcı bir barış için görüşmek istemeyenler ‘alçaktır’!
Türkiye’ye barışın gelmemesi için kurulan, çatışmalardan rant devşiren, kışkırtıcı ve nefret dili kıllanan ırkçı-faşist partilerden olan Zafer Parti ve İYİ Parti, şu an Meclis’te kurulan “Demokrasi Komisyonun Barış” masasına oturmayarak, Turhan Çömez gibi provokatörlerin iğrenç ve ahlaksız söylemleriyle de barışın önünde en büyük engel oluşturan devşirmeler toplulukları olduğunu açıkça göstermiştir!
Osmanlıdan beri bu ülkeye göç eden devşirmeler önce isimlerini, sonra dinlerini ve daha sonra etnik kimliklerini değiştirirler. Sonra makam, para, servet peşinde koşuyorlar. Bunun örnekleri çok…
Devşirmeler Makam, Para, Servet Peşinde Koşuyorlar
Oturduğum Berlin’de yıllar önce Arnavutlu bir komşum vardı. Türkiye’de, iktidardaki devşirme Türkler üzerine konuştuğumuzda, ikimizin de aynı hakikatleri dile getirdiğimize şaşıyorduk. Ben Türkiye’de 4 milyon Arnavutlu olduğunu söyleyince, o Arnavutlu komşum bu rakamın daha fazla olabileceğini belirterek bana aynen şunları söyledi:
”Biz Arnavutlar daha iyi biliriz. Şu an Türkiye’de 4,5 milyon Arnavutlu yaşıyor. Mustafa Kemal’in annesi de Arnavutludur. Türkiye Arnavutluları çok seviyor. Bizim köyümüzden İstanbul, İzmir, Ankara’ya göç eden aileler var. Bu tanıdığım ailelerle konuştuğumda diyorlar ki, ’Biz Edirne’nin kapısından içeriye, yani Türkiye sınırından içeriye girdik mi, Türk olduğumuzu söylüyoruz. Hem de birinci derecede Türküz! Böyle söylersek bize güveniyorlar, devletin sırlarını bizimle paylaşıyorlar ve devletin en iyi görevlerini bize veriyorlar. Devlet yerli halklara karşı nasıl davranacağımız konusunda sırlarını sadece biz göçmenlerle paylaşıyor. Yani devlet bizi, biz devleti kandırıyoruz. Edirne’nin kapısından dışarıya çıktık mı biz kendi kimliğimize bürünüp Arnavutlu oluyoruz!’ Böylece makam, para, servet peşinde koştuklarını açıkça dile getiriyorlar. Hele fakir bir köylüm var ki, 1990’ların başında çırıl çıplak İzmir’e gitmişti. Hiçbir şeyi yoktu. Göç ettiği ülkede İsmini değiştirdi, Osman yaptı. Dinini değiştirdi, Sünni İslam oldu. Etnik Arnavut kimliğini değiştirdi, Türk oldu. MHP’liler eline sopa verip sokaklardaki eylemlerde yıllarca kullandılar. Şimdi İzmir’de iki mağaza sahibi! Ekonomik durumu çok iyi.
2008’de beni iki haftalığına Türkiye’ye davet etti. Oraya gittiğimde onun o ülkede Kürtlere ne kadar düşman olduğunu gördüm. Tanıyamadım. Sordum, dedim ki, ‘köydeyken sen böyle değildin. Mazlum Kürtlerin dostuydu. Ne oldu sana böyle değiştin, ırkçı bir Türk oldun ve çok kısa zamanda iki mağaza sahihi oldun?’ Çok şey anlattı bana. Onun o iğrenç hayatını, köyümüzdeyken Kürtlere olmayan düşmanlığını görünce, yanında fazla kalamadım, kendisine çok kızdım, darıldım bir hafta sonra hemen Almanya’ya dönmek zorunda kaldım.”
İşte orası Türkiye… ‘Olmuyor‘ diye bir şey yok!
Dünyanın hiçbir yerinde olmayacak şeyler oluyor.
Şeytanın aklına bile gelmeyen şeyler o ülkede oluyor.
Görüldüğü gibi, ‘uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sistemi’ sadece Tük-İslam-Sentezi ideolojileriyle toplumu yukardan aşağıya örgütlemiyor; Arnavutlu Osman gibi, aynı zamanda en sıradan ilişkilerde de devşirmeciliği sürekli üretiyor.
Hazineden Çaldığı Paralarla Otel Sahibi Olan Başbakan
Kendilerini vatan sever olarak gösteren, vatanı babalarının çiftliği olarak görerek yağmalayıp talan edenler, devletin kullandığı bir kontrgerilla elemanı olan Abdullah Çatlı konuşmasında, “Bu Millet uğruna, bu vatan uğruna, bu devlet uğruna kurşun atan da, yiyen de şeriflidir! Her şey vatan için!” diye kötülüklerini örtmek için nâralar atan eski Başbakan Tansu Çiller ve Çiller Hükümetin kontrgerilla ayağında yer alan Mehmet Ağar gibi devşirmeler, makam, para, servet için ırkçı devletin her tür kötü (kontrgerilla) işlerini yapıyorlardı. En yüksek sesle, ”vatan, millet, Sakarya! Bu devlet uğruna kurşun atan da, yiyen de şeriflidir!” Sloganlarını seslendirenler en büyük yolsuzluğu yapıyorlardı. İşe alındıkları devlet kapısında yağma ve talanlarını bir elinde Türk bayrağı, öbür elinde Atatürk portresi dalgalandırarak servetlerine servet katan yolsuzluklarını gizliyorlardı.
17 bin faili meçhul cinayetin işlendiği ve 1991-1993 yılları arasında insanlara, ”Bu devletin malı deniz, yemeyen domuz!” dedirten Süleyman Demirel tarafında kurulan koalisyon hükûmetinde Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı, 1993-1996 yılları arasında başbakan olduğu dönemlerde kılıfına uydurarak devlet hazinesinden çaldığı paralarla Amerika’da New Hampshire Eyaletin Selam şehrinde iki buçuk milyon dolara satın aldığı 5 yıldızlı otelin bugünkü değeri dört-beş katı değerindedir.
Çok açık görülüyor ki, Türkiye’de kurulan Türkçülük pazarında beslenen devşirmeler ‚deniz‘ olarak gördükleri toplumun malından-servetinden yiye yiye denizi, yani toplumun malını kurutma eşiğine getirerek toplumu topyekün yoksullaştırdılar.
Derin devletin kontrgerilla kanadına çalıştığı dönemlerde hazineden çaldığı paralarla servetine servet katarak Amerika‘da satın aldığı Otelde kraliçeler gibi yaşayan Balkan göçmeni bir ailenin kızı olan eski başbakan devşirme Tansu Çiller’in; bugün Türkçülük söylemleriyle aynı derin devletin gizli bir gücüne çalışarak servetlerine servet katan Turhan Çömez, Müsavat Dervişoğlu, Ümit Özdağ ve İzmir’de MHP’lilerin sokak eylemlerinde kullanarak iki mağaza sahibi yaptıkları Arnavutlu Osman’dan ne farkları var? Biri devletin en üst makamında bu devletin yolsuzluklarına bulaşmayan en iyi, en temiz, adelet ve insanca yaşamak isteyen vatandaşları olan devrimcileri, Kürtleri katlederek servetine servet katıyordu. Biri de en alt tabakada, sokaklarda haksızlığa karşı gösteri yapan vatandaşların üzerine sopa ile saldırıp, kimi zaman birkaçını öldürerek servetine servet katıyordu!
‘Alçaklık’ bu değil de nedir?
Vatan hainliği bu değil de nedir?
Tansu Çiller Hükümetin Cinayetleri
Çiller-Ağar-Güreş-Demirel hükümet çetesi de, bugünkü AK Partisi’nin 2014’deki “Çöktürme Planı“ ve ondan önceki hükümetler gibi hep Kürtleri hukuk dışı ilan edip, “eşkıya, vahşi, terör” yaftalarıyla “Kürtlük fobisi” yaratarak „Şark Islahat Planı“nı güncelleştirmişlerdi:
‘1993 Konsepti’ denilen bir planla dört bin Kürt köyünü önce barbar Türk askerleri tarafından yağmaladılar, sonra da yakıp yıktılar. On binlerce insanı katlettiler. Cenazeler günlerce sokaklarda bekletildi. 5 milyon Kürdistanlıyı kendi topraklarından zorla göç ettirdiler. Binlerce Kürt genci dağa çıkmak zorunda bırakıldı. O dönemde devletin resmi polisi, jandarması, askeri dışında kurduğu JİTEM ve onun yardımcı tetikçileri olan Hizbullah örgütü tarafından kaçırılan insanlar karanlık köşelerde beyinlerine birer kurşun sıkıp infaz ediyorlardı. İnfaz edilenlerin cenazeleri, asit kuyularında, yol kenarlarında, çöplerin döküldü derelerde ya da bir mağaralarda bulunuyordu. Bu Mussolini ve Hitler rejimlerine örnek olmuş nasıl faşist bir devlet ki, bu köy yakmaları, katliamları, soykırımları yapan, işkenceyle on binlerce insanı paramiliter örgütleriyle ortadan kaldıran bu devletin insanları hâlâ bütün bunlara seyirci nasıl kalabiliyorlar? İnsanın aklı almıyor.
Devletin gizli ve paramiliter örgütleri tarafından işlenen bu katliam ve cinayetlerin faillerini herkes tarafından biliyordu. Ama bu katliamların ve cinayetlerin üstü devlet tarafından bilinçli bir şekilde örtülüyordu. „Faili meçhul“ oluyordu. Faili bilinen ve faili meçhul katliam ve cinayetler olduğu için devlet tarafından failleri bulunmak bir yana, ortada olan deliller yok ediliyordu. Çiller-Ağar-Güreş Hükümetin kurduğu bu JİTEM ve Hizbullah örgütlerin vahşi yöntemlerle katlettikleri insanlara “kimin öldürdüğü belli değil“ diyorlardı. Ve dava dosyaları vatandaşlarını mafya yöntemleriyle ortadan kaldıran devlet adliyesinin tozlu arşivlerine atılıyordu.
Türkiye’de Türkçülük Geçim Kapısı Mı?
Uygarlık güçleri, Avrupa merkezci ırkçı Türk milliyetçiliği ideolojisini hiçbirisi Türk olmayan İttihatçıların kafalarına onlarca yıl boyunca yerleştirdikten ve Erzurum-Sivas kongrelerinde, “Anadolu‘yu emperyalist devletlerden kurtarırsak bu ülke hem Kürtlerin hem de Türklerin ülkesi olacak! Emperyalizme karşı birlikte savaşalım!“ deyip kandırarak güçlerini yanına aldıkları Kürt aşiretlerine ihanet edip yok sayarak ve Kürtleri inkâr ederek kurulan Türkiye’de; İttihatçı zihniyetin Türkçülüğü bir üstünlük olarak mal-mülk, makam, para, servet edinmek isteyenlerin geçim kapısı olmuştur. Türkiye, yüz yıldır Türkçülük kimliği altında kendisini satışa çıkaran köleci devşirmelerin bir Pazarı oluşmuştur! Yani Türkiye’de devşirmeler için bir Türkçülük Pazarı kurulmuştur! Devşirmeler, o ekonomik-politik pazarda kendilerini modern köleler gibi satışa çıkarırlar. Kim daha çok Türk olduğunu bağırırsa o daha çok mal-mülk, makam, para ve servete sahip olur.

Devşirilerek Yeniçeri Askeri yapılmak üzere İslamlaştırılan Hıristiyan ve Zerdüşt halkların çocukları
Osmanlı yerli halklardan devşirdiği çocukları onlara karşı savaştırıyordu
‘Uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sisteminin ulus-devlet çağında, Türkiye’nin Selçuklu ve Osmanlıdan devraldığı devşirmeciliği modern Yatılı Bölge Okulları ve askeri okullar ile daha da derinleştirilmiştir. Yani Türkçülük pazarı yeni değildir. Bu sistem; Selçuklu devletinde ‘Gulam Sistemi’, 1362-1389 I. Murat döneminde Pençik Kanunu ile ‘Acemi Oğlanlar’ ordusu kurularak ‘Yeniçeri Askeri Ocakları’n temeli atıldı. Ülkeye göç edenler ve yerli halkların çocuklarını devşirerek kendilerine karşı kullanıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu ve Mezopotamya bölgelerinde yerleşim yerlerini, köy ve kasabalarını yağmalayıp talan ederek yaktığı Hristiyan ve Zerdüşt inancındaki halkların erkeklerini öldürüyorlardı, güzel kadınlarını alıp cariye olarak padişahın Haremliğine götürüyorlardı. Küçük yaştaki çocuklarını ise Yeniçeri askeri okullarında İslamcı cihadist ideolojiyle beyinlerini yıkayıp devşirilerek eğitiyorlardı. Ve bu Yeniçeri askeri okullarında devşirilerek köleleştirilen Hristiyan ve Zerdüşt halkların çocukları kendi halklarına karşı savaştırıyorlardı.
Yeniçeri askeri okullarında İslamcı cihadist ideolojiyle beyinlerini yıkayıp devşirilerek eğitiyorlardı. Ve bu Yeniçeri askeri okullarında devşirilerek köleleştirilen Hristiyan ve Zerdüşt halkların çocukları kendi halklarına karşı savaştırıyorlardı. 
Padişahın Haremliğine götürülen yerli halkların kadınları
Barış Ne Zaman Gelir?
Toplum ancak, İttihatçıların, Kemalistlerin Türkçü üstünlüğü ile yüzleşirse, devşirmelerin mal-mülk, makam, para, servet edinme geçim kapıları kapanırsa, Türkçülük pazarı ortadan kalkarsa barış gelir ve ülke demokratikleşir!
Tabi ki, devşirmeler barışın gelmesiyle Türkçülük pazarın ortadan kalkacağını çok iyi biliyorlar. Bu yüzden barışın gelmesini, savaşın bitmesini kesinlikle istemiyorlar!
Çünkü devşirmeler Türkçülük pazarından besleniyorlar. Eğer Türkçülük pazarı ortadan kalkarsa herkes aslına geri geri döner, Türkçülük pazarı diye bir şey ortada kalmaz? Türkçülük pazarının olmadığı bir yerde, Türkçülük para etmez! Ülkede bir bilgi fışkırması yaşanır. Türkçülüğün para etmediği bir ortamda artık iktidarın o güne kadar yerli halklara yaşattığı soykırım ve katliamlar gibi tarihsel travmaları inkâr edemez duruma gelir ve gelişmiş bir ülke olarak öz eleştirel bir hafıza politikasıyla sorunu kolay çözmeye çalışır.
Yerli Halklara Düşman Edilmiş Sistemin Üç Ayağı
Kapitalist sistemin ulus-devlet çağında; devlet homojen bir kimlik yaratma uğruna kültürel farklılıkları ve bütün etnik kimlikleri bir tek ‘ulusal bütünlük,‘ ya da ‚ulusal üstünlük‘ adına asimile etmeye çalışırken, bu “ulusal üstünlük kimliği” içine girmeyen öbür bütün farklı etnik kimliklere acımasız bir katliam ve soykırım politikası uygular. Bu yüzden tarihin en büyük soykırımları ulus-devlet çağında yapılmıştır.
Oysa doğada ve toplumda her şey kendi farklılığını koruyup bütüne katkı sunarsa zenginleşir ve toplum o zaman renga renk bir gül bahçesine dönüşebilir. Burada ulus-devletlerin Avrupa merkezci milliyetçi ideolojiyle sunduğu tekleştirme bir çürüme iken, karşıtı olan farklılık ise bir zenginliktir. İnsanlar bunu anlamış değiller.
Beyinleri, “tek milliyet, tek din, tek bayrak, tek dil“ diyen Türk milliyetçiliğin ırkçı eğitimiyle aşılanmış İttihatçılar ve geçmişin Yeniçeri devşirmelerine, güç ve çıkar devşirmek üzerine kurulmuş olan ‘uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sistemi’ devşirme üretici bir sistem olarak kurulmuştur. Fabrika gibi sürekli devşirme üreten bu ’uygarlık yıkıcı Türk egemenlik istemin‘ üç ayak saçağı var. İdeolojik olarak iki ayak saçağı var: Birincisi, herkesi Arabistan merkezci ideoloji olan cihadist Sünni İslam ideoloji ile devşirerek tek İslam bayrağı altında toplayarak tekleştiriyor. Devlet burada İslam bayrağını, siyasi çıkarlarını, yağma ve talanlarını örtme araçı olarak kullanmaktadır. İkincisi, ulus-devlet çağında ise herkesi Avrupa merkezci Türk milliyetçiliği ile Türk bayrağı altında toplayarak tekleştiriyor. Burada, insanları kendi geçmiş etnik ve inanç kimliğinden uzaklaştırarak insanı insanlığından uzaklaştırmak istiyorlar. Soyunu sopundan uzaklaştırıyorlar. Üçüncü ayak saçağı ise ekonomik-politiktir. Ekonomik olarak üçüncü ayak saçağı, ’uygarlık yıkıcı Türk egemenlik istemin‘ yüzyıllardır devşirdiği bu devşirmelere, her değişen devlet (Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye) döneminde iktidarın koruculuğu karşılığında sürekli mal-mülk, makam, para, servet dağıtarak ayakta kalabilmiştir! Tarihsel olarak bu üç ayak saçağı ile düşmanlık duygusu ve bu düşmanlığı meşrulaştıracak gerekçeler üretilmiştir. Bu üç ayak saçağını kırarsanız, yerli halklarla sürekli savaş halindeki ‘uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sistemi‘ çöker! Çökerse Mezopotamya’da büyük bir kültürel devrimi gerçekleşir. Çökmezse insanlığın başına bela olmaya devam edecektir!
20.10.2025
Azad Ronî








