Babalar Diyarı Dersim!
✍ Abuzer Bali Han Yazdı:
Dêrsim kutsal babalar yurdudur. Bir yüzyıla yakın bir zamandan beri bu kutsal topraklar bir huzur yüzü görmedi! Devlet, Dêrsim’e hep kuşkulu gözlerle baktı. Tarih boyunca hiçbir devlete baş eğmeyen Dêrsim’i kutsallaştıran şüphesiz ki efsanevi olan kutsal mekanlarıyla onları koruyan kahraman insanlarıdır!.. Bu kahraman diyarın kutsallığını şu babalara bağlamak hiç de abartılı değildir! Dêrsim’de bir “Dêrsim Baba” var mıydı? Bunu pek de iyi bilemem! Ben “Dêrsim” adını da “Dêrsim Baba” olarak doğaçlama vurguladım. Bu “Babalar” diyarını kendim şöyle sıraladım. Şüphesiz ki bu adların hepsi de kutsaldır! Bir sıralama yapıldığında gelişi güzel bu adları alt alta şöyle yazmak zorunda kaldım!
Dêrsim Baba, tüm bu coğrafyayı kucaklayan kutsal toprağın tümüdür! Munzur Baba, Düzgün Baba, Tüjik Baba (Şah Haydar Baba), Mansur Baba, Kureyş Baba, Ağuçan Baba, Uryan Hızır Baba, Buyer Baba, Büklü Baba, Tokmak Baba, Suri Baba, Sebil Baba, Bobyaz Baba, Koçkerek Baba!.. Kısacası Dêrsim’i Hak bilirim! Her köşesi bu adı geçen mekanlar kadar kutsal bir “Baba”diyarı!
İnsan, özgür oldukça insandır! Zorla dayatılan değişimler tarih boyunca kabuklu yaralar gibi bir türlü eski halini alamaz! Dêrsim’i “Tunceli” yapanlar hiçbir zaman bu Babalar Diyarı’nı değiştiremediler! Lakin günümüzde insanlar eğitimle şekillenirler! Verilen eğitimler bir nesli başka bir nesle zamanla dönüştürebilir! Fakat temel kültür ve esas maya hep eskisi gibi zulada saklanan sihirli bir cevher gibi kalır!
Dêrsim’in anonim olan aşağıdaki türküsü yöreyi iyi anlatan bir türküdür. Anonim olan „Dêrsim Dört Dağ İçinde“ türküsünü 1960‘lı yıllarda Ankara’da Anadolu Halk Sahnesi oyuncuları arasında yer alan Avukat ve sanatkar olan Rahmi Saltık’ın bu türküyü unutulmaz kılan sesiyle ve daha sonraları da Berlin’de buluştuğumuzda ve yeri geldiğinde aşağıdaki söylenişiyle anımsarım!..

DERSİM DÖRT DAĞ İÇİNDE
Dêrsim dört dağ içinde,
Gülü var bağ içinde!..
Dêrsimi hak saklasın,
Bir gülüm var içinde!..
N’oldu ağama n’oldu?
Sarardı benzi soldu!
Ağam burdan gideli,
Bu yerler viran oldu!..
Harput’un altı kelek,
Dêrsim’e gidek gelek!
Eli elimde olsun,
Kapı kapı dilenek!..
N’oldu ağama n’oldu?
Sarardı benzi soldu!
Ağam burdan gideli,
Bu yerler viran oldu…
Dêrsim’in yazıları,
Meliyor kuzuları.
Ben buraya gelmezdim,
Alnımın yazıları…
N’oldu ağama n’oldu?
Sarardı benzi soldu!
Ağam burdan gideli,
Bu yerler viran oldu!..
Elin elimde değil,
Mavzer belimde değil!
Yıkarım seni Dêrsim,
Ferman elimde değil!..
Dêrsim‘i çocukluğumdan bu yana hep kutsal topraklar olarak bildim. Kulağımda kalan yaşanmış olaylarda Dêrsim insanı, cesur ve dev gibi efsanevi yapılarıyla hep yaşaya gelmişlerdi!.. Gençliğimde Ankara’da çoğu arkadaşım da Dêrsimliydiler! Çoğu da mert ve devrimciydi! Asimile olan bir bölgenin insanı olarak üniversiteyi bitirene kadar ben, bana yabancıydım! Zamanla Pir Seyid Rıza’ya yapılanları öğrendikten sonra, politik yapımda da değişikler oluştu! Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş öncesi Pir Seyid Rıza, Dêrsim – Erzincan bölgesinde bir dini aşiret reisi olarak Ruslara karşı oluşturulan mücadelede “İkinci Şeyh Hasenanlı Alayı”na komutanlık da yaptı. Deli Halid Paşa tarafından kurulan „Dêrsim Milisleri“ içinde Erzincan ve Erzurum işgaline karşı Pir Seyid Rıza, Ruslarla savaştı! Savaş sonrası başarılarından dolayı kendisine nişan ve hediyelerin yanı sıra onlarca katır yüküyle silah ve cephaneler kendisine ve birliğine hediyeler verildi!..
Osmanlıdan sonra Cumhuriyet dönemi Dêrsim’e gazaba gelerek, başta Pir Seyid Rıza ve arkadaşları Elazığ’da asıldılar! O günden bu yana Dêrsim yastadır!.. Kutsal topraklar olarak bildiğim Dêrsim’e uzun yasaklı yıllardan sonra Türkiye’ye her gelişimde Dêrsim’in kutsal mekanlarını ziyaret ettim! Kutsal mekanlar zihnimde tasarladığım gibi değildiler! Sanki civar illerin eğlence mekanları gibi Dêrsim yeni bir ikinci istilaya uğramış gibiydi!.. Kutsal Babalar diyarı Dêrsim’in yerine yeni bir Dêrsim oluşturulmaya başlanılmıştı!.. Dêrsim, sanki çevre illerden gelen yabancıların eğlence mekanına dönüşmüştü!
Uzun bir süredir içimdeki Dêrsim’i yazdığım „Dêrsim Dört Dağ İçinde“ romanıyla daha da kutsallaştırmıştım! Son yılarda Dêrsim’i ziyaret edip kutsal yerlerini hep gezdim! Evelki yıl da Pir Seyid Rıza’nın babası Seyid Bavo İbrahim’in köyü olan ve Ermenilerden kalan Haçeli (Xaçelî) yeni adıyla Dikenli, Lirtik ve Arey köylerini gezmiştim. Geçen yıl ise ilk hedefim Munzur Baba ve Pulur‘u (Ovacık) ziyaretten sonra Ağdad’a yeni adıyla „Baldan“a yönelecektim. Ağdat, Seyid Rıza’ın Haçeli’den sonra göç ettiği ikinci köyünün adıdır! Ovacık ilçesine bağlı olan bu köy daha sonra adı „Duman Tepe“ diye değiştirilen Ağdat Köyü zamanla boşaltıldı. Köyün topraklarına devlet el koydu!. 1994 yılında askerler tarafından boşaltılan Ağdat Köyü artık bir mevki olarak Tornova Köyü‘ne bağlandı. Ağdat’a ancak kadastro 2009 yılında girerek arazilerin tapulaştırılma işlemini kendilerine göre yapabildi!..
Yapılan çalışmalarda arazi sahiplerine danışılmadan oluşturulan bilirkişilere dayandırılarak Pir Seyid Rıza’nın ailesinin arazileri gasp edildi! Seyit Rıza’ya ait olan ve 1938’lerde yıkılan konağın bulunduğu arazi dahi mahkemelik oldu. Mirasçılar her türlü hukuki haklarını aradılarsa da neticede devlet istenilen şekilde arazileri hazineye bağlayıp, mirasçıları yıllar sonra da olsa yine mağdur etti!.
Yıkım ve sürgün diyarı olan Dêrsim’de sanki zülüm yapılan yerleri görerek teselli arıyordum! Bunca değişime uğratılan Dêrsim’de bir köyün adının bile birkaç defa değiştirilmesi insanları yanılgılara da sevk ediyordu! Bu nedenle olsa bize bilgi verenler, bizi Ovacık’tan Dêrsim merkezine yönelttiler! Oradan yol daha iyi gidilir, demişlerdi!.. Dêrsim merkeze vardığımızda Hozat yoluna yöneldik. Kime sorduysak Ağdad’ın yolunu bilen çıkmadı. Ağdat (Baldan) levhası da zaten bilerek yol güzergahına konulmamıştı! Gide, gide bir baktık ki Hozat’a varmışız! Duvar üzerinde oturan dört ihtiyara sorduk! Ağdad’a yol nasıl gidilir? Her biri bir tarif yaptılar! Kendilerine sordum: „Hayatınızda hiç Ağdad’ı gördünüz mü?“ Gelen yanıtlarda hiç biri ne Ağdad’ı görmüş, ne de Seyid Rıza’dan tam olarak net bir bilgileri vardı! Geride kalan acıları ve her şeyi unutan insanoğlu geçmişinden de habersizdiler!..
Dêrsim’i hayali de olsa hep sevmiştim! Dêrsim’e hizmette bir can borcum olacaktı! Derken onu bir gün yakalamış gibi, Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, Munzur Üniversitesi rektörü olarak Kürdoloji Bölümü’nü açmaları için beni üç defa bir heyet ile birlikte Berlin’de ziyaret ettiler! Belki de yurtdışında da işleri vardı! Bu arada da beni Kürdolog olarak yeni bölümün açılmasında görevlendirmek niyetindeydiler!..
Gençliğimde yurtta ve yurtdışında birçok olaylarla karşılaşmıştım! Türkiye’de öğretim üyeliğine pek de niyetli değildim! Zira o güne kadar başımıza gelmeyen kalmamış, devlete olan güvenim de sıfırlanmıştı!
Uzun yıllardan sonra ailem ve çocuklarım Almanya’da yerleşiktiler. Bana gelince hem emekli, hem de ihtiyardım! Yeni bir maceraya girişme gücüm de azalmıştı! Israrlar sonucunda Dêrsim’e gitmeye karar verdim! Evimi, arşivimi dağıtarak dönüş hazırlıklarına başladım. O arada ne olduysa Berlin’de Zazaca Bölümü için pek de yanımda iyi notu olmayan bir Dêrsimliyle de ilişki kurmuşlardı!
Öğretim konusunda Rektöre: „Dünya dilbilimcileri Kürtçe’yi nasıl tasnif ediyorsa, ben de ayni tasnifi uygularım, demiştim! Kontak kurdukları kişi yurt dışında Kürtlerin dernek kurma girişiminde adı 1975’lere varan ve Dr. Hijyar (Dr. Faik Savaş) ile birlikte ilk Kürt İşçi Derneği’ni Berlin’de kuran biriydi! Kürdistan İşçi Dernekleri Federasyonu’nun 1979 yılında ilk kuruluşunda da görev alan kişiydi! İstediği görev verilmeyince adam Kürt düşmanı kesilivermişti! Üstelik Kürtlerin asli ve öncüleri olan Zazaları da ayrı bir millet olarak ilk görenlerin arasına da adı katılmıştı!.. Yani devletin üstlendiği bir görevi yapıyorlardı!
Dêrsim’in önde gelen Zaza Kürt liderlerinden Seyid Rıza (1863-1937), 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda oğlu ve arkadaşlarıyla birlikte idama giderken söylediği: „Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu! Ama ben de sizin önünüzde eğilmedim, bu da size dert olsun!„ sözleri tarihe not olarak düşürüldü!
Gün gelir, ihaneti kendilerine rehber yapanlar, gizli veya açık olarak bu işi yapanların adları da birer birer açıklanır! Şimdi daha gün, o gün değildir! Ne desem nafile! Ne yazsam çamur atma gibi olur! Hainleri bu kadar çok olan bir ülkede gün gelir, belgeler konuşur!.. O zaman ak ile kara birbirinden ayırt edilir! Günümüzde tıpkı „Rojava“da olduğu gibi hainlerin maskeleri düştüğünde halkımız kimin veya kimlerin yüzüne tüküreceğini çok iyi bilir!
Yakından tanıdığım, izlediğim bazı kişileri ve örgüt içinde sivrilenlere katkı sunanlar günü geldiğinde belki de pişman olacaklar! Avrupa’da ilk örgütlenen Kürtlere Zaza Kürtleri öncülük yaptılar. Halen de bu direnişlerini sürdüren yüce insanlar aramızda yaşamaktalar! Övülecek olanlar da aslında bu adsız kahramanlardır!
Geçmişteki güçlü Kürt örgütlerini işlevsiz hale getirerek, yeni kurulan Kürt örgütlenmesine de „Terörist“ damgası vuranlar belki de hedeflerine ulaştıklarını sanacaklar! Yeni yetişen Kürt nesli daha inançlı ve daha kararlı bir şekilde ulusal davalarına kol kanat germekte ve uluslar arası etkinliklerde güç olarak kendilerini göstermekteler!
Sadece bu yapılanlar olsa neyse! Egemenlerin adamları olanlar „Dêrsim“i yoksa „Tunceli mi?“ yapacaklar sorusu da halen gündemde kendini korumaktadır! Dêrsim inancını yok etmeyi devlet Cem Evleri üzerinde de devlet çeşitli oyunlarla bunu sürdürmektedir! Sayısı oldukça kabarık olan maaşlı dedeler de bu işin içindeler! Sanki Dêrsimlilere yeni bir dini görüş mü dayatılacak? „Cem-Cami’i“ gibi geçmişteki projelerle, halen adı değişik de olsa yeni yapılan projelerle bu değişim süreci devem etmektedir! Zira başta „Tunceli Üniversitesi“ adıyla, sonradan „Munzur Üniversitesi“ olarak Dêrsim’e yeni bir şekil verilmeye çalışılıyor! Dêrsim Halkının çoğunluğu yurtsever duygularla dolu! Eninde sonunda orayı kendilerine benzetmek isteyenler oynadıkları oyunu elbette gün gelir kaybedecekler! Dêrsim, Dêrsimlilerin öz kültürüyle ayakta kalmasını sonsuza kadar koruyacaktır!
Dêrsim, Kürtlerin kutsal toprakları olarak tarihte hep anıla geldi! Bazı Dêrsimliler kendini Kürt saymasalar da Kürt liderleri olan Şeyh Said Efendi ve Pir Seyid Rıza gibi dini ulusal liderler Zaza’dır! Zazalar Kürtlerin en eski unsurlarından bir bölümdür! Zazalar, Lorlar, Soran, Goran, Havraman ve Kurmanclar ayrı diyalektleri konuşsalar da hepsi de „Zimanê Kurdî“ de bir arada tasnif edilirler! Dünya Genel Dilbilimcileri bu ada „Hint-Avrupa İranî Diller Grubu“ diye adlandırırlar. Kürtlerin düşmanları değil böylesi büyük bir coğrafyada yaşayan bir milleti, bir kabileyi bile çeşitli parçalara ayırarak ve onları birbirine kırdırarak, kendi egemenliklerini sürdürmeye çalışırlar!
Bölgedeki tek üniversiteye gelince adı üzerinde bir tartışma yapmak yersizdir. „Munzur“ adı da „Dêrsim“ adı kadar kutsaldır. Neden „Dêrsim Üniversitesi“ değil de „Munzur Üniversitesi“ oldu?!. Hani reisicumhur ve devrin başbakanı „Tunceli“ adını da tekrar eskisi gibi „Dêrsim“ yapacaklardı?!
Bu değişimleri izlerken bunca yaştan sonra rektörün çabasına katkı sunmak istedim. Benim ile buluşmalarını da hizmete vesile olsun diye de rektöre inanmıştım! Bana da rektör „Hemşehrim, Hocam, Abi!“ diye hitap ederken O’nu biraz da samimi bulmuştum!
Sonra ne olduysa adı geçen bölümü açmaktan vaz geçmişlerdi! Açtıkları „Zazaca Bölümü“ Kürtçe Bölümü“nün üstüne inşa etmişlerdi! Elbette de „Zazaca Bölümü“ de önemlidir. Burada devlet „Zazaca Bölümü“ ile „Kurmanci Bölümü“nü karşı karşıya getirmek istiyordu. Çünkü ayni ayırımı Bingöl Üniversitesi’nde de yapmışlardı! Sonraları bir de bana „Senin tayinini yapamadık!“ demeleri, insanın zoruna giden bir husustu! Son gelen heyet evimde de beni ziyaret etmişlerdi!.. Çalışmalarımı basın yayında, Dünya TV. ve TRT 6’ten benim ile yapılan röportajlardan bilgi sahibiydiler! Kürdolog ve Türkolog olarak beni tanımışlardı! Gerçi Türkiye’de Kürdolog-Türkolog olarak tanınan kişilerin sayısı da o kadar çok değildir! Yani Dêrsim’e kalan ömrümü işin içinde ne tehlike de olsa göze alacaktım!
68. kuşaktan gelen ve halen içimizde az da olsa yaşayanlardan biri olarak, 20 yıl Almanya’da vatandaşlıktan atılan, pasaport ve kimliğine el konulan, bunlar yetmiyormuş gibi Alman Devleti’nin resmi memur statüsünde çalışırken, Alman Devletiyle işbirliğine giden devletimiz beni Almanya’dan da sınır dışı etme kararını üst bir mahkeme kararıyla almışlardı! Beni üzen bunlar değil, yoldaş diye bildiğim ve ömrümü halkım uğruna feda ettiğim ve birlikte çalıştığım çoğu devrimci olan politikacılardı! Rektörün götürdüğü kişi de birlikte yıllarca ayni örgütte çalıştığım bir Dêrsimli Kürt’tü. Gerçi çalıştığım diğer Dêrsimliler de O’nun kadar bana kötü örnek oldular! O yüzden Dêrsim’e gelmeyi, oraya hizmet etmeyi çok istemiştim!
Bunun yanı sıra politik olarak nerdeyse bir ömür geçirdiğim Dêrsimli adamlar da her nedense hep beni hüsrana uğratanlar oldu! İçlerinden azınlıkta da olsalar çok güvendiklerim de vardı! Yoksa kutsal Dêrsim toprakları, insanlarına gazaba mı gelmişti?! Gerçi Dêrsim kırımında da yerli işbirlikçiler olmasaydı, yabancı askerlerin Dêrsim’e girmeleri de mümkün değildi!
Dünyaca bilinen eski Yunan tarihçi ve Sokrates’in öğrencisi olan Ksenophon (Xenophon, M.Ö. 425-354) Büyük İskender’in Asya seferini anlatırken, ölümden geriye kalanların bir kısmını da Dêrsim denilen bir ülkede hayatlarını kaybettikten sonra çok az bir sayı ile Trabzon’a ulaşabildiklerini yazar! Yani Dêrsim, tarihte hep mert ve yenilmez kahramanların yurdu oldu!
Kendi kendime soruyorum! Ne oldu bugünkü Dêrsim’e? Aslanlar yurduna nasıl çakal ve tilkiler dadandı? Kutsal mekanlarda yabancıların içki ve eğlenceleriyle toprak ana da mı Dêrsim’e küstü?! Dilim varmıyor olanları söylemeye! Dêrsim ruhunu çökertenler acaba hedeflerine mi ulaştılar?! Ya da yeni nesiller eski atalarını gereğince yad edemiyorlar mı?
Bu yıl Dêrsim’e bilerek gelemedim! Yaşım gereği belki de hiç gelemem! Varsın hayalimdeki Dêrsimliler, Seyid Riza ve arkadaşlarının namertlere karşı dik duruşları ve kafa tutmaları hep bildiğim gibi kalsın!.. Ben de bir Batı Dêrsimli olarak bazı Dêrsimlilerin gazabına uğradıysam da hep dik durdum! Bundan öteye de namertlere boyun eğmemeyi Pir Seyid Rıza’nın yolundan gitmeyi, O’nun dik duruşundan da yaşamayı öğreneceğim!
Hak, adalet, mertlik ve doğruluk eğer bir gün tecelli ederse, tekrar yolundan sapan bazı Dêrsimlilerin Hak yolunda, Pir Seyid Rıza’nın onuruyla tekrar onurlu insanlarla birlikte yaşayacaklarına olan inancımı da vurgulamak isterim!
05 Nisan 2026
Abuzer Bali Han
-Kürt Dili ve Edebiyatı Araştırmacısı-








