
Azad Ronî
Sümer Uygarlığını Kim Yarattı?
MÖ. 12.000 (Göbekli Tepe’den başlayan tarih) ile MÖ. 2.000 yılları arası yukarı Mezopotamya ‘Bereketli Hilal’in en verimli bölgesidir. Dünya uygarlığın beşiği olarak bilinen coğrafyanın adıdır. İnsanlık ilk defa ekolojik köy komün yaşamlarıyla binlerce yıl bu bölgede cenneti yaşadı.
İsrailoğulları’na MÖ. 586 yılında yaşatılan Babil sürgününden sonra yazılan Tevrat’ın ‘Aden’ diye bahsettiği cennet bu bölgeye aittir. Daha Mezopotamya’nın verimli deltasında Sümer şehir beylikleri kurulmadan çok önceleri; ilk neolitik devrimi bu bölgenin yerli halkları olan Gutiler, Subarular, Lulubi, lorlar, Hurriler, Elamlar, Kassitler, Mittaniler, Urartular ve Hitit kabileleri ve bu kabilelerin öncüleri tarafından yaratıldı. Bu, neolitik devrimi yaratan yukarı Mezopotamya’daki Aryan halkları, yani Zağros yüceltilerinde ve Fırat, Dicle, Aras, Zap ismiyle anılan dört ırmağın arasındaki cennet ovalarında doğayı seven ve koruyan, onunla iç içe, anne ile çocuk gibi kucak kucağa yaşam sürdüren ekolojik köy komün toplumlarıydı. Neolitik Devrim ile birlikte ambarları tahıl ile kom ve ahırları büyükbaş hayvanlar ve koyunlarla doluydu. Daha sonra uzun bir süreçte Mezopotamya’da kurulan merkezi Sümer şehir uygarlığın gelişimi için gerekli olan maddi koşulların şatlarını binlerce yıl boyunca yartttılar. Yani neolitik devrimle hayvancılık, tarım ve ekolojik köy komün yaşamı gibi araçların geliştirildiği dönemin ve manevi kültür, yani mitos, efsane, destan, masal, inanç, eğitim, örf-adetlerin hafıza birikimini altı bin yıl öncesinden başlatarak yavaş yavaş kendi bilgi ve doğal tecrübeleriyle olgunlaştırarak o Sümer uygarlığını yaraktttılar.
Ve sonra Zağros yüceltilerinden aşağlardaki deltaya inen bir kısım Guti, Subaru, Lulubi, Hurri, Kassit ve Lorlar güneydeki bataklıkları kurutarak önce iki ırmağın körfeze döküldüğü yere yakın Lagaş şehir beyliğini yüzyıllar boyunca yavaş yavaş inşa ettiler. Daha sonra Ur, Ninova, Nippur, Kiş, Umma, Uruk, Harran, Urkesh gibi şehir beyliklerin olgunlaşıp büyümesi sonucu M.Ö. 6.000 ile MÖ. 2.000 yılları arasında tarih sahnesine çıkmış ve böylece insanoğlunun ilk medeni uygarlığı olan Sümer Şehir Beylikleri ortaya çıkmış oluyordu.
Mezopotamya’nın topraklarına ve siyasi egemenliğine sahip olmak için beş bin yıldan beri sürekli savaşlar oluyor
Kuzey Mezopotamya bugün siyasi baraj ve HES’lerle gölcükler ülkesi haline getirilerek eski tarih eserleri yok edilen, kadim halklarını soykırımdan geçirilen ve ekolojik sistemini yok edilmek istenen Kürdistan topraklarıydı. Birçok uygarlığa devlete ev sahipliği yapan, beş bin yıldan beri bu Mezopotamya’nın cennet topraklarına sahip olmak ve siyasi egemenliğine hakim olmak için dinsel kılıf altında her seferinde bölge yeniden ve yeniden dizayn ediliyor. Savaş ve ekolojik yıkımlarla insanlar zorla göç ettiriliyor, işgal edilen bölgelerde sömürüyü genişletip derinleştirmek için bölge insanların hafızalarını kim, hangi Sümer mitos, efsane ve masal çalıntılarıyla yazılmış sözüm ona „Kutsal Kitap“larla sildi, süpürdü? Sonra da kadim halklarını soykırımdan geçirdiler?

Gutiler ve Hurriler Sümerliler’le aynı halktandı
Zagros Dağların yüceltilerinden deltaya inerek kuzey Mezopotamya’da uygarlık kuran Sümerliler’le dağ eteklerinde henüz doğa ile iç içe, ekolojik köy komünleri halinde yaşayan ve aşağıda Sümer şehir beylikleri’nde yaşayanlar tarafından ilkel olarak görülen Guti, Subaru, Lulubi, Lor, Elamlar ve Hurri kabileleri arasında yüzyıllar sonra zaman zaman çatışmalara varan anlaşmazlıklar olsa da, birbirlerine sürekli ihtiyaçları olan ve dış güçlere karşı birbirlerini koruyorlardı.
Ne zaman ki, Sümer Kralı Lugal, Dumuzi ve en son Kral Gılgamış dağlardaki Sedir ormanlarında yaşayan Elamlar’ın Kralı Humbaba’ya karşı savaş açtı. Humbaba, Guti ve Hurri dilinde ’dağın ruhu’ anlamına geliyor. Yani doğa ile iç içe ve ekolojik köy komünleri şeklinde yaşayan Guti, Lulubi, Hurri Elamlar kabilelerin yaşam alanlarına saldıran Sümer şehir seylikleri yerli halklarla sürekli savaş halindeydi. Ne zaman ki Gılgamış, arkadaşı Engidu istememesine rağmen ve o dağlardan gelen ilkel Gutili arkadaşını kullanarak, şehirlerde ev yapma ihtiyaçlarını gidermek amacıyla Elamlar’ın yaşadı bölgeden ağaç kesme girişiminde bulundu ve savaş açma serüvenine girerek dağlarda yaşayan yerli kabileleri egemenlikleri altına almaya çalıştı ve bunun sonucunda Gılgamış’ın en sevdiği Gutili arkadaşı Enkidu’yu ölüm sonucu yitirmesi, yabancılaşarak kökeninden uzaklaşıp uygarlaştığını sanan Sümerliler’in çöküşünün başladığı anlamına geliyordu.
Nitekim dağlarda yaşayan Guti, Lulubu, Elamlar ve Hurri kabilelerin desteğini zaman zaman yitiren Sümerliler hem Sedir ormanları kesilmek istenen Elamlar, hem Gutiler, hem de Akadlar tarafından büyük saldırılara uğradılar. Sümer şehir beylikleri’ni işgal edip, orda 200 yıl boyunca tarihin ilk en güçlü ve baskıcı devletini kuran Semitik kökenli Akadlar’a saldırarak, onları ortadan kaldıran Gutiler, Sümerliler’in tekrar güçlü bir şekilde tarih sahnesine çıkmasını sağlamıştır. Bu da Sümerlilerin her sıkıştığında ya da onları yok etmeye çalışan düşmanlarına karşı onları koruyanların gene dağdaki Guti, Lulubi, Lor, Elamlar ve Hurri kabileleri olduğunun en iyi kanıtıdır.

Guti-Sümerler’de ‘Aden’ bahçesi efsanesi
Dilmun adında, saf, temiz, parlak tanrıların yaşadığı bir ülke var. Hastalık ve ölüm bilinmeyen yaşam ülkesi. Fakat orada su yok. Su tanrısı, güneş tanrısına, yerden su çıkararak orasını tatlı su ile doldurmasını söylüyor. Güneş tanrısı söyleneni yapıyor. Böylece Dilmun meyve bahçeleri, tarlaları ve çayırları ile tanrıların cennet bahçesi haline geliyor. Bu cennet bahçesi Aden’de yer tanrıçası 8 bitki yetiştiriyor. Bu ağaçlar meyvelenince bilgelik tanrısı Enki her birinden bir tane tadıyor. Buna yer tanrıçası çok kızıyor, tanrıyı ölümle lanetleyerek oradan yok oluyor. Bilgelik tanrısı çok ağır hastalanıyor. Diğer tanrılar büyük güçlüklerle yer tanrıçasını bularak bilgelik tanrısını iyi etmesi için yalvarıyorlar. Tanrıça, tanrının 8 bitkiye karşı hasta olan 8 organı için birer tanrı yaratıyor. Tanrılar’dan beşi (kadın) tanrıca, üçü (erkek ) tanrı. Hasta olan organlardan biri kaburga. Onu iyi eden tanrıcanın adı Ninti’dir. Guti-Sümer dilinde Nin hanım, ti kaburgadır. Ti’nin başka bir anlamı yaşam’dır; hasta organa yaşam soluğunu üflemektir.
Babil ve çevresinde yaşayan Hurri, Mittani, Kassit ve Medler’den cennetin yaratılış coğrafyasının yerini, Sümer mitoslarını, destanlarını, tufan efsanesi ve Huşeng-Brahim efsanesini öğrenen sürgündeki İsrailoğulları, Medler’in zalim Asur devletini tarihin geri dönüşü olmayan sayesinde çöplüğüne attıklarında özgürlüklerine kavuşup kendi ülkelerine döndüklerinde yeniden yaptıkları Süleyman tapınağında MÖ. 500-150 yılları arasında yazdıkları Tevrat’ta hiç kuşkuya yer vermeyecek şekilde bugünkü Kürtlerin ön atalarının neolitik dönemlerde yaşamış oldukları coğrafyayı ve ekolojik köy komünlerini cennet olarak tarif etmişlerdir.

Guti-Sümerler’den Tevrat’a geçen cennet tasfiri
„Aden’den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. İlk Irmağın adı Pişon’dur (Kuzey Kürdistan’da Van dağlarında başlayan Zap Irmağı. A.R.); altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. Orada iyi altın, ak günük ve akik taşı vardır. İkinci Irmağı’n adı Gihon’dur (Kuzey Kürdistan’da Erzurum’un güneyinde, Zağros dağların gözeneklerinden doğar, Ağrı dağın eteklerine uzanan Aras Irmağı. A.R.). Kuş sınırları boyunca akar. Üçüncü Irmağın adı Dicle’dir (Kuzey Kürdistan’da doğar. A.R.). Asur’un önünde akan odur. Dördüncü Irmak ise Fırat’tır (Kuzey Kürdistan’da doğar. A.R.).
Rab Tanrı Aden bahçesine (Aden bahçesi Van ve çevresidir. A.R.) bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. (Guti-Sümer cennet tasvirinde Adem “bilgelik tanrısı Enki’dir. A.R.) Ona, ‘bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu. ‘Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’
Sonra, ‘Adem’ın yalnız kalması iyi değil” dedi. Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.’ Rab Tanrı, yerdeki hayvanları, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Adem’’e getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulamadı.
Rab Tanrı, Adem’e derin bir uygu verdi. Adem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerine etle kapadı. Adem’den aldığı Kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi.” (Tevrat, Tekvin Bap 2)

Sümer uygarlığı, Mısır ve Ortaçağ Avrupa’sındaki şehir krallıkların öncüleridir!
Hiç kuşkusuz yukarda anlattığımız gibi 7-6 bin yıl önce dünyanın kültür merkezi Sümerliler’in ilk uygarlık kurduğu kuzey Mezopotamya denilen Fırat-Dicle-Zap-Aras Zağros yüceltileriydi. Zağros yüceltilerinde binlerce yıl boyunca kendi bilgi, tecrübe ve neolitik devrimle yarattıkları mitos, efsane, masal, destan ve kültürleriyle yaklaşık MÖ. 6.000 yıllarında verimli deltaya inmeye başlayan Guti, Subaru, Lulubi, Hurri, Kassit ve Lor gibi bir kısım yerleşik kabileleri dağ eteklerindeki ovalarda insanlığın ilk büyük erdemli uygarlığı olan Sümer uygarlığını önce tarımcılığa elverişli bereketli toprakların, bitum maddesini veren petrol, diroit taşları, altın, gümüş, bakır gibi maddeler, hayvan yetiştirmeciliği için yeşil otlak yaylalar ve barınaklar için kerestelik büyük sedir ormanların olduğu yukarı Mezopotamya’da yavaş yavaş şehir beyliklerini inşa edip başlattılar.
Yüzyıllar sonra büyük bir bölümü bataklıklardan oluşan, henüz tarım ve hayvancılık yapmanın olanağının olmadığı, barınaklar için kerestelik ormanların bulunmadığı aşağı Mezopotamya’ya indiler, bataklıkları kurutarak yavaş yavaş uygarlığı oraya da taşıdılar. 2-3 bin yıl içinde kurdukları şehir beylikleriyle yukarı Mezopotamya’dan aşağı Mezopotamya, Hindistan’dan Akdeniz’e kadar olmak üzere her tarafa yayıldılar.
M.Ö. 4 bin yıllarında yazıyı keşfettiler. Kil tabletlerine yazı yazmaya başlayarak; o güne kadar sadece söylencede gelecek kuşaklara aktarılan masallar, mitoloji, efsane, destan ve felsefi düşünceleri kalıcı bir şekilde kamış kalemlerle tabletlere yazmaya başladılar. Yazı sistemi ile yazılan tabletlerle kütüphaneler oluşturuldu. Okullar açıldı. Sümerlerin ‘Ludingirra’ takma adıyla yazan yazarın 4500 yıl önce tabletlere yazılan 23 tableti arkeologlar tarafında bulundu ve günümüz diline çevrildi. Biz bugün arkeologlar tarafından toprak altından çıkarılıp günümüz dile çevrilen o Sümer tabletlerini okuyarak, onların yaşantıları hakkında bilgi ediniyoruz.

Ateşten gelen Huşeng (Brahim) efsanesi
Doğa ile iç içe, ekolojik köy komün hayatını yaşayan aşiret ve kabilelere zulüm yağdırıp Sümerlilerin ülkesini yağmalayıp talan ederek karanlığa ve çöle çeviren Akad devletin M.Ö. 2150’de Guti, Lulubi, Hurri ve Kassitler tarafından yıkılmasından sonra Mezopotamya’da tam anlamıyla bir bilgi, buluş fışkırması ve devrim aydınlanması yaşandı. Kendi coğrafyasının doğasını koruyan, seven ve sahiplenen birinci Zerdüşt felsefesini reformdan geçiren ikinci Zerdüşt felsefesi geliştirildi. Sümerliler; Guti-Gudea (MÖ. 2150-2060) dönemi ve Üçüncü Ur Hanedanı (MÖ.2060-1960) dönemi ile birlikte yeniden tarih sahnesine çıkarken, insanlığın aydınlanıp ilerlemesinde büyük buluşlara imza attılar.
Mezopotamya’da yaşayan kabileler ve aşiretlerin Gutilerin oluşturduğu konfederasyon ile Hurri-Kassitler’in Mitra güneş tanrısı etrafında toplanarak coğraflarını korumalarından etkilenen ve M.Ö. 2040 tarihinde Hurrilerin Goş aşireti tapınağında güneş tanrısı Mitra dışında bütün tanrıların heykellerini kıran filozof ikinci Zerdüşt, yani tarihçilerin ateşten gelen Huşeng (Brahim) dedikleri filozofla kültür ve inançlarında ikinci reform yaptılar.
İnsanlığın ilk yazılı kanunlarını Sümerliler keşfetti
İlk kanun kitabı Lagaş Kralı Urukagina tarafından M.Ö. 2375’de, daha Akadlar o coğrafyada devlet kurmadan 25 yıl önce tabletlere yazılmıştı. İşte o insanlığın ilk yazılı Sümer kanunları Guti ve Sümerlerin iktidara ortak oldukları, Akadların ortadan kaldırıldığı dönemde yeniden geliştirip düzeltilerek (M.Ö. 2100-2050) tabletlere yazıldı. Yani yenilenen Sümer kanun kitabı, üçüncü Ur sülalesinin kurucusu Ur-Nammu tarafndan yeniden kaleme alındı, oğlu Shulgi döneminde tamamlandı. Bugüne kadar ki bütün medeni insanlık kanunlarına yol gösterip ışık tutan medeni Sümer kanunlarına göre, her kim olursa olsun kanunlar önünde eşittir. Kadınlara öncülük veren ve haklarını savunan yasalarb Kimse herhangi bir insanı öldürmeyecek. Herkes anne ve babasına karşı saygılı olmak zorunda. Saygı duyduğu komşusunun malına göz dikmeyecek. Kimse kimsenin malını çalmayacak. Hırsızlık yapmayacak. Zina etmeyecek. Ayrıca Ticaret Kanunları. Sosyal Kanunlar. Aile hukuku. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri suçlara yönelik kanunlar. Kimsesizlerin ve korunmasız azınlıkların hakları güvence altına alınmıştır. Bu kanunlara uymayanlar yargıçların bulunduğu adalet mahkemesinde yargılanacaklardı.
Sümerlerin bu ilk yazılı kanunları, 290 yıl sonra Hammurabi kanunlarına (MÖ.1750) ve 790 yıl sonra Musa’nın on emir’ine (MÖ.1250) örnek teşkil ettiler. İlk yazılı medeni kanunları tabletlere yazan Sümerlerin insanlığa çok büyük katkıları oldu. Bu art arda büyük tarihi gelişmelerle dünyanın kültür merkezinin hâlâ Kuzey Mezopotamya olduğunu kanıtladılar.
Bütün dinlerin, yazılı kanunların, örf ve adetlerin, bayramların olduğu kadar, bütün uygarlıkların yani Mısır Uygarlığı (M.Ö. 3.200), Hindistan uygarlığı (M.Ö. 3.300), Çin uygarlığı (M.ö. 2.000), Peru uygarlığı (M.Ö. 1200) ve Ortaçağ Avrupa’sındaki şehir krallıkların öncüleri Sümerliler’dir.

Şehir beylikleriyle ilk büyük ve erdemli uygarlığı inşa ettiklerinde bu Adem ile Havva’nın cennet coğrafyası en az 6 bin yıl dünyanın kültür merkezi oldu. Güneş kültü, mitoloji, efsane, destan, felsefi ideoloji, Adem ile Havva efsanesi, bütün dinlerin kökeni ve edebiyat bu merkezi Zağros kabileleri ve Sümer uygarlığı üzerinden dünyaya yayılıyordu. Doğu tarafına Hindistan üzerinden Çin‘e, Batı tarafına Yunanistan üzerinden Avrupa’ya yayılıyordu. Bu durum altı bin yıldan fazla sürdü.
Bugün nasıl ki kültür ve yeni teknik gelişmeler Avrupa’dan dünyaya yayılıyorsa, o gün de kültür, teknik ve yeni buluşlar o Mezopotamya merkezli Sümer Uygarlığı üzerinden dünyaya yayılıyordu. Hindistan‘dan Avrupa‘ya kadar olan bu koridor bölgesi içinde yaşayan Aryen halkların dilleri, kültürleri, bayramları, felsefi ideolojileri, Zerdüşt ve Mitra İnançları, örf ve adetleri hatta klan, Kabile ve aşiretler bu embriyon döneminde (MÖ. 12.000-1.000) oluştu. Aryen halklarının kültürel embriyon süreci Zağros dağları eteklerinde Neolitik devrim (tarım ve hayvancılığı ilk geliştiren klan ve kabileler hiç kuşkusuz verimli ve bereketli Hilal olan Fırat-Dicle, Zap-Aras kenarlarında ve Zağros yüceltilerinde yaşayan ekolojik köy komün toplulukları tarafından gerçekleştirildi.) ve Göbekli Tepe’den beri doğa ile iç içe analık hukukunun yaşandığı çağda biriken bilgi, tecrübe ve neolitik devrimle başlayan tarihidir.
Sümer uygarlığı bu (MÖ.12.000-6.000) altı bin yıllık maddi ve manevi kültür birikimi üzerine kuruldu. Bu yüzden bazı Batı bilim insanların, „Sümerliler Orta Asya’dan geldiler, Mezopotamya’da uygarlık kurdular,“ gibi siyasi ve çıkarcı saçmalıklara kimse inanmasın. Çünkü bunlar doğru şeyler değil. Egemen sınıfların çıkarlarına hizmet eden resmi görüşlerdir
Berlin, 24.10.2025
Azad Ron








