Eski Çin Kaynaklarında Türklerin İki Türeyiş Hikayesi

Eski Çin kaynaklarına göre; Çin seddi yapılmadan önce, binlerce yıl sürekli Çin uygarlığına saldırıp katletdikleri köylülerin, kasabalıların mallarını yağmalayıp talan eden, hırsızlık yapan, çaldıklarıyla geçinmenin hesabını yapan göçmen barbar, vahşi Türkler (Jung Boyları, Die boyları, Tu-cüe boyları) hakkında W. Eberhard’ın eski Çin kaynaklarından çevirdiği „Çin’in Şimal Komşuları“ adlı kitapta şu bilgiler var:
„Yurtlarını sık sık değiştirirler ve toprağa pek az önem verirler. Yurtları satın alınabilir. Dil ve giysi ile arazi ölçüsü ve kıymet ölçüleri bakımından Çinlilerden tamamıyla ayrıdırlar. Post giyerler. Hububat yemezler. Ölüleri yakarlar, dumanında tütsülenirler…Köpek tabu’ları olmuş olacak. İki ak köpekten türemişlerdir. Köpek tabularıdır… Yine dikkate şayan olarak Yav’ların boy rivayetleri hakkındaki kayıtlarda Çüan-Junğ (Köpek-Junğ) memleketi de düşman memleketi olarak gösterilir ve bilâhara köpek, düşmanlara karşı bunlara yardımda bulunur… Di işareti, köpeği gösteren işaretle yazılır; bundan kurda intikal olunabilir. Bunun da H’yunğ-nu kavimlerinin totem hayvanı olduğu malûmdur.„[1]
Önceleri “İki Ak Köpekten Türediklerine” İnanınlardı
Yukarda görüldüğü gibi, eski Çin kayıtlarında „Çüan-Junğ (Köpek-Junğ) memleketi de düşman memleketi olarak gösterilir…“
Eski Çin kaynakları, Çinlilerin Şimal komşuları hakkında bilgiler toplayan eserde; bu sürekli uygarlıklarını yağmalayıp talan eden barbar ve Çinlilerin deyimiyle „uygarlık düşmanı“ Moğol ve Türk boyların saldırılarına karşı uygarlıklarını nasıl korumaya alacakları konusunda tedbir ve çarelerin araştırıldığı tarih olan M.Ö. 1.500 ile 400-300 yılları arasını taşıyor.
Bu eski kaynaklara göre, çok önceleri totem dinine inanan ilkel Türk kabileleri atalarının, „İki ak köpekten türediklerine inanıyorlardı. Köpek tabularıdır…“[2]
Bu, birinci türeyiş hikayeleri.
Birinci türeyiş hikayeleri; Çin seddin temelinin atıldığı M.Ö. 400 yıllarında totem dinleri „İki ak köpekten türedikleri“ inancından bu kez, milyonlarca olayın sonucu olarak Olympos Tanrı’larının kendilerine Doğu’da sistemli ve bilinçli bir şekilde uygarlık yıkıcı görev verdikleri dönemin başlangıcıyla birlikte, „ilk dedelerinin dişi kurt tarafından emzirilmiş olacağından dolayı, Türk boylarının vahşi dişi kurttan türedikleri totem dinine evriliyordu. İkinci türeyiş hikayeleri. Yani eski Çin kaynaklarında Moğol ve Türk boyların önce „iki ak köpekten“ türediklerine inandıkları ve Çin seddin yapılacağı haberlerin yayıldığı dönemden sonra da dedelerinin „dişi kurt“ tarafından emzirildiklerine dair olmak üzere iki türeyiş hikayeleri var.
Evcilleştirilmiş „iki ak köpek“ totem dininden vahşi „dişi kurt“ totem dinine evrilme aşaması tam da Çin seddin temelinin atıldığı; Yani yağma ve talanla geçinmenin yüzlerine kapanacağı zor koşulların ve Batı’ya doğru göçlerin başlanacağı yüzyıllar dönemine denk geliyor:
Çin Seddin Geçim Kapılarını Yüzlerine Kapatları İle
Dişi Kurttan Türediklerine İnanmaya Başladılar
„Bunlar Tu-cüe’ler hakkında en eski haberler meyanındadır. Kurt efsaneleri yalnız Tu-cüe’ler için değil, fakat bütün Türkler için tipiktir. Burada bildirilmiş olandan başka, bir de Hie-yen-to (Sir Tarduş)’lar kabilesine ait bir kurt efsanesi vardır. Bunda, bu kabileye başı kurt başı olan bir adam görünmüş ve mahvolacaklarını bildirmiş. Bu vaka, Şa-do-mi’in başına Yü-du-cün dağın civarında gelmiştir. Bu dağ Türklerin kutsal bir dağıdır.“[3]
Evcilleştirilen hayvan inancından vahşi hayvan inancına yönelerek tersi yöne gidiş, iki bin yıldan beri yaşanan milyonlarca olay gösteriyor ki; birilerinin ‘uygarlık yıkıcı etmenleri’ olarak sürekli zor ve şiddete başvurarak geçimini sağlamaya çalışan barbar göçmen Moğol-Türk boyların insanlık ailesi içinde gittikçe medenileşme, toplumun yasalarına, insani değer ilişkilerine, vicdana, hukuka önem vermeleri bir yanı; gittikçe kendilerinden yabancılaşarak insanlıktan uzaklaştıkları, „uygarlık düşmanı, medeniyet düşmanı,“ yağma, talan, uygarlıkları yakıp yıkarak çöle çevirme yolunda ilerlediklerini göstermektedir. Dünyamızı yöneten uygarlık güçlerin (Olympos Tanrı’larının) bin yıldan beri bunları Doğu’da „uygarlık yıkıcı etmenler“ olarak kullanması bunun bir kanıtıdır.
Son yüzyılda Batı kapitalist-uygarlığın ileri karakolu olarak, çeşitli halklardan devşirilerek Anadolu’da oluşturulup inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan devşirme Türklerin, çekilen Çin seddi’ni Ergenekon bölgesi diye çarpıtması, vahşi dişi bozkurt’un „uygarlık düşmanı“ olarak kendilerine başka uygarlıkları yok etmek için Batı’ya doğru yol gösteriği bu aşamaya denk geliyor. Yani başı kurt olan adam, Çin seddin çekilmesiyle birlikte, Çin uygarlığın açık olan sınırlarından içerilere sızıp katliam ve cinayet işleme, yağma, talan, hırsızlık yapma, çalıp-çırpdıklarıyla artık geçinmelerinin mümkün olmayacağından dolayı mahvolacaklarını bildirmiş!..
TC’nin kuruluşuyla birlikte yalana dayalı oluşturulan (Türk tarihi ve Güneş Dil Teorisi) resmi ideoloji, Çin seddin Moğol ve Türk boyların yağma ve talanlarına karşı oluşturduğu bu zor koşulları ya da ikinci türeyiş hikayelerini çarptırarak, çok yakın dönemde yazılan Ergenekon destanı adı altında şöyle anlatıyor:
”Türkler Orta Asya’da geçit vermez dağlarla çevrili (Çin Seddi) bir vadide çoğaldılar. Ergenekon adı verilen dar ve sarp bir bölgeye artık sığmaz oldular. İçlerinde demirciler vardı. Dağların demir olduğunu keşfettiler. Dağların üzerine büyük bir ateş yıkıp, dağları erittiler. Dağlar eriyince, yol göründü. Asena adında dişi bir Bozkurt Türk boylarına yol gösterdi. Batı’ya göç ettiler.“ diye birçok mitolojik masalllar uydurulmuş ve gerçeği ört-bas eden hikâyeler yazarak devşirme Türklere bir Ergenekon destanı yarattılar. Oysa Ergenekon diye bir destan yoktur. Uydurulan bir masal vardır.
Çin seddi çekildikten sonra yaratılan bir efsane daha vardır. Bu efsaneye göre,”Asene, Göktürklerin atası olduğuna inandıkları bir dişi Kurttur. Bir savaşta (Çin seddin çekilmesi sırasında) Çin askerleri tarafından Türkler yok edildiğinde, savaş harabeleri arasında geriye kalan küçük bir bebek dişi bir Kurt tarafından kurtalılır, mağaraya götürür ve orada büyütülür. Bu dişi Kurttun adı ’Asena’dır. Asena, -Çin seddin çekilmesinden sonraki- Türk soyunun devamını sağlayan figürdür.”
Türklerin eski yazılı tarihleri yok. Yakın tarihlerde Abbisilerin gözetiminde bazı Türk Sultanlarına Selçuk devleti ile birlikte Anadolu’da iktidar teslim edildikten sonra yerli bürokratlar sayesinde yazılı tarihe geçtiler. Yazılı tarihi yazmaya başladıklarında da tarihi gerçekleri nasıl çarptırıp tahrip ettiklerini bütün tarihçiler tarafında biliniyor.
Türkler tarih gerçekleri ne kadar çarptırıp tahrip etseler de, sonradan yazdıkları efsane ve mitolojik olayların eski Çin kaynaklarıyla uyuştuklarını görmekteyiz.
Çok açık ki totem dinlerinin “iki ak köpekten” vahşi ‘dişi bozkurt’ta evrildikleri tarihlerde Çinliler, bunların yağma, talan ve hırsızlıklarından kurtulmak için önce hendekler kazdılar. Yüzyıllarca hendeklerle, hendekler koksun da sınıra yanaşmasınlar diye ölmüş hayvan leşlerini atarak oyaladılar ama baktılar ki, hendekler de çare etmiyor. Alimlerin toplanıp aldıkları kararlar çerçevesinde Çin seddin ilk set duvar temelleri M.Ö.403 yılında inşa edilmeye başlandı. Bu temeller ayrı ayrı 20 krallık tarafından 182 yıl boyunca yapılan duvarların birleştirilmesiyle uzatıldı. M.Ö.221 yılında ise asıl Çin seddin inşası başladı. M.S.608 yılında 8.851 kilometre uzunluğuyla tamamlandı.
Yapımı temeliyle birlikte 1.011 yıl sürmüştür. Çin seddi tamamlandıktan sonra, „Orta Asya’da geçit vermez dağlarla çevrili vadide çoğalan“ „uygarlık düşmanı“ Moğol ve Türk boyların yağma, talan ve hırsızlıktan geçinme kapıları yüzlerine kapanır. Geçinme kapıları kapanır kapanmaz, başka uygarlık bölgeleri çöle çevirmek, başka halkların başına mussalat olmak üzere Batı’ya göç etmek zorunda kaldılar. Horasan’ı çöle çevirip Abbasi ve Hazar Krallığı’n sınırına dayandıklarında, o devletlerin kralları, prensleri, halifeleri önce iktidarlarını korumak için onları paralı asker olarak alıp yıllarca kulladılar. Sonra 50 yıl boyunca Abbasilerin gözetiminde İslam’ın ileri karakolu görevi verilmek üzere Selçuklu devleti’ni Anadolu’ya yerleştirerek onları yerli halklara karşı “uygarlık yıkıcı etmem” olarak iktidara getirdiler. İşte Anadolu kapılarına geldiklerinde, onlar hiç farkına varmadan Semitik tüccarlar onları Bizans İmparatorluğu’na ve yerli halklara karşı kullanmak üzere görev verdi. Yani geldikleri Anadolu’da bu kez yeryüzü tanrılarımız (Semitik tüccarlar) bilinçli olarak onlara „uygarlık yıkıcı etmenler“ ya da İsrailoğulların kayıp olan 13. kabilesi olarak rol verdiler. Arabistan merkezci İslam ve Musevilik ideolojilerini kendilerine bayrak yaparak; yağma, talan, işgal, katliam ve soykırımlarını gizleme kılıfı altına sokarak hırsızlıklıklarına ve ‘uygarlık düşmanı’ rollerini o gün bugün oynamaya devam ediyorlar.
Çin’in Şimal Komşuları kitabında, Kültürel maddeler bakımında bunların hiçbir şeyinden bahsedilmiyor. Alfabeleri ve sayıları yoktur. Yalnız bir defa post hediye ederler deniliyor:
„Hububat kullanmazlar. Post giyinirler. Mağaralarda yerleşme bölgelerini çok iyi, sağlam kurdururlar….
İlk türedikleri yurt Altay eteklerinde olacak. Garp denizinin sağında yaşarlar. Sonraları Garp denizinin şarkında, Ga-çanğ’ın şimal garbisinde oturdular. Başkalarına göre, H’yunğ-nu’lar şimalindeki So ülkesinden türemişlerdir.
İlk dedeleri dişi kurt tarafından emzirilmiş olarak gösterilir ki, Tu-cüe boylarının ilk dedelerinin dişi kurt ile ilgilerini gösterir. Dişi kurttan türemişlerdir. (Bugünkü devşirme Türkler, eski Çin kaynaklarında bu birkaç rivayet çekirdek kelimeyi alarak, birkaç kelimelik rivayetten yalanlar uydurarak kocaman bir Ergenekon destanı yarattılar. Son 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Orta Asya’daki barbar atalarının türediği ve yol gösterdiği iddia edilen Asena adlı dişi kurt efsanesi hakkında uydurma ve ısmarlama onlarca kitap yazıldı. A.R.)
Onların dedesi bir deniz ilahesi ile münasebette bulunuyordu. İlk dede avda bir ak geyik öldürdüğünden ilahe münasebetten vazgeçti. Bunun oymağından aveneler bu geyiği öldürmüş olduklarından o günden itibaren hep insan kurbanı için insanlar göndermek mecburiyetindeydiler. (Yani Aryen halklarından dört bin yıl gerilerde yaşıyorlard ve Araplar gibi çıktıkları ecdat mağarasına insan kurban ediyorlardı. A.R.) Ecdat mağarasından çıkmışlardır; Juan-juan’ların demircileridirler. Diğer kaynaklara göre Çi-gu’larla aynı soydandırlar; cetlerinden birinin yüzü kırmızı ve gözleri göktür. Elbiseleri soldan ilikli, saçları kesiktir. Üzeri keçe ile örtülü çadırlarda otururlar. Göç ederler, avla uğraşırlar; et yerler, kımız içerler. İhtiyarlara ehemmiyet vermezler. Hakan şahsi kudrete bakılarak seçilir. 28 irsi rütbe vardır. Silahlar; boynuzdan yay, vızlıyan ok, zırh takımı, uzun mızrak kılıç ve bıcaktır. İyi at binici ve nişancıdırlar. Yazıları yoktur. Sayılar için çetela kullanırlar; bu gibi vesikalar ok ucu ile balmumu üzerinde damgalanır. Ölüler merasimle çadıra konulur; koyun ve at kurban edilir. Ölü çadırı etrafında at yarışları yapılır. Naaş bütün serveti ve atıyle birlikte yakılır. Külü sonradan mezara konularak tekrar kurban kesilir ve at yarışları yapılır…
At, sığır ve koyunlarla birlikte göçerler. Yalnız hakan’nın doğan güneş kültünün bulunduğu yerde sağlam evleri vardır. Her yıl ecdat mağarasına kurban kesilir. Büyük bayram beşinci ayın ikinci yarısında göktanrı ve kara tanrı’ya kurban kesilmeye başlar…
Tu-cüe’ler hakkında en eski haberler meyanındadır. Kurt efsaneleri yalnız Tu-cüe’ler için değil, fakat bütün Türk boyları için tipiktir. Burada bildirilmiş olandan başka, bir de Hie-yen-to (Sir Tarduş) lar kabilesine ait bir kurt efsanesi vardır. Bunda, bu kabileye başı kurt başı olan bir adam görünmüş ve mahvolacaklarını bildirmiş. Bu vaka, Şa-do-mi’nin başına, Yü-du-cün dağının civarında gelmiştir. Bu dağ Türklerin kutsal bir dağıdır. To-ba’ların da bir kurt dinine sahip olmuş olmaları pek muhtemeldir. Çok kere şimali Çin’de kurt dağları, kurt nehirleri ve kurt dağının bir tanrısına ait tapınak zikredilmektedir.“[4]
Berlin. 10.10.2025
Azad Roni
Kaynaklar:
[1]. W.Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 115,118,126,134
[2]. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 126
[3]. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 87-88
[4]. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 86, 87, 88, 115, 117, 126, 132, 134








