Türkolog-Kürdolog olarak Yazar Mehmet Bayrak’ın başarı öyküsü

Abuzer Balî Han
(Kurdolog)
Mehmet Bayrak, Anadolu’nun İç Toroslar Bölgesi‘nin Binboğa Dağları eteklerindeki Kayseri’nin Sarız İlçesi’ne bağlı Dallıkavak Köyü’nde 1948 yılında dünyaya gözlerini açtı. İlk, orta ve lise öğreniminden sonra, yüksek öğrenim için Ankara’ya gider. Kendisi Alevi-Kürt kökenli bir ailede yetişir. Her Kürt gibi O da ilkokula başlarken ilk kez kendisine yabancı gelen bir dil olan Türkçe ile tanışır. Zamanla kendisini iyi bir şekilde yetiştirerek, Türkçesini de çok güzel geliştirir. 1970 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nin Türkoloji Bölümü’ne kayıntını yaptırır. Türkoloji Bölümü’nün en başarılı öğrencilerinden biri olarak okulunu bitirir.
Ben, Mehmet Bayrak ile Ankara’da 1960’lı yıllarda ilk kez tanıştım. Tanıştığımızda ikimiz de Ankara’da memurluk yapıyorduk. Memurluğun yanı sıra Ankara Üniversitesinin yeni açılan Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nin gece bölümünde ilk kez tanışmıştık. Ayni sınıfta okulu bitirene kadar ilişkilerimiz dostane bir şekilde sürüp gitti.
Okulu bitirdiğimizde açılan o gece bölümü̈ ilk mezuniyetlerini verdiğinde de kapatılmıştı.
Mehmet Bayrak, entelektüel ve Kürt halk edebiyatına vakıf bir ailede yetişmişti. Ayrıca çevresi ve yakınları halk ozanı olarak da yörede tanınmaktaydı. Böylesi bir çevre çocukluğunda O’na bir çok beceriler vermişti. Bu beceri ve kültür birikimini yıllar sonra O’nun çalışmalarına aksettiğini görüyoruz! Sadece Mehmet Bayrak, çevre kültürüyle değil, O’nun Türkloloji Bölümü’ne girişiyle, bugünkü düzeyde üretken olmasının da o bölümün büyük katkıları var. Girdiği bölümde ortaokuldan itibaren okuduğu yabancı dilin yanı sıra O’nun eski harflerle Osmanlıca ve Arapça’yı yazıp okuması, Farsça’yı yabancı dil olarak eski Fars alfabesiyle öğrenmesi O’nun araştırmacı olarak yetişmesine şüphesiz ki büyük katkılar sağladılar.
Bayrak’ın araştırmacı yönünü besleyen diğer hususlar da var. O’nun TRT’de görev yapması, İstanbul’da kütüphanelerde çalışırken pek az insanın yetişebileceği elyazmalı yapıtları incelemesi, belki de tek nushalı yapıtlar üzerinde inceleme ve onları kopyalama şansı O’nun araştırmalarına ışık tutarak kaynak oldular. Diğer bir husus da O’nun kaynaklarının çoğunluğunu kendi öz gücüyle araştırıp oluşturmasıdır. Dahası O, sadece araştırıp yazmamış! Derlediği yapıtları Öz-Ge yayınevini kurarak bizzat yayımcılık da yapmıştır. Yayımcılığıyla yazdığı ve hazırladığı kitapların basımının yanı sıra, aylık bir de „Özgür Gelecek“ dergisini aksatmadan uzun süreli çıkarmıştı. Ayrıca bir çok dergi ve gazetede bilimsel araştırmalarını makaleler halinde yazarak Kürdoloji ve Türkoloji‘ye büyük katkılar sunmuştur…
Mehmet Bayrak’ın bunca başarılı çalışmasının arkasında büyük bir ekibin olduğunu da sanmıyorum. Sadece benim bildiğim hayat arkadaşı eşi Gülay Hanım’ın bu çalışmalarda büyük katkısı var. Araştırmacının geceli gündüzlü bu uzun nefesli çalışmasına katkı sunan, O’na olanaklar yaratan eşinin mutlaka katkısına değinmekte yarar var. Gülay Hanım’ı Mehmet Bayrak‘ı tanıdığımdan bu yana tanırım. Tavırlı duruşu, demokratik mücadeleye katkılarını daha devlet memuru iken izlemiştim. Galiba sonraları çalışmalarından dolayı iş ile ilgisi kesilmişti veya ayrılmak zorunda kalmıştı. Sendikal ve demokratik çalışmalardaki mücadelesiyle tanınan biri. Mehmet Bayrak’ın yarattığı emekte O’nun da katkısını göz ardı etmemek gerekir.
Elli-altmış yıla yaklaşan dost ve arkadaşlık bağıyla araştırmacının tüm yapıtlarının bir Kürdolog olarak izledim ve yararlandım. Gerçi aradaki fark ben sadece Kürt dili ve lehçelerini Kürtçe olarak mercek altında tuttum. Zira Mehmet Bayrak gibi ilkokulda bana da yabancı olan Türkçe ile ilk kez karşılaşmıştım. İlk ve ortaokulda tam olarak Türkçeyi öğrenememiştim. Lisede düzeltirim diye edebiyat bölümünü seçmiştim. Liseyi bitirirken edebiyat derslerindeki sıkıntımı bir türlü giderememiştim. Ayni durumu Mehmet Bayrak ve diğer tüm Kürt öğrenciler yaşadıkları için bu konuya özellikle vurgu yapmak istedim.
Ankara Üniversitesi’nin Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü özellikle diğer üniversitelerdeki Edebiyatı Bölümlerin eğitim ve öğretimiyle ayni değildi. Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü dil ve edebiyat araştırmalarını yapacak olan araştırmacı Türkologlar yetiştiriyordu. Bu bölümde mezun olanlar çalışma sahası bulmadıkları için lise ve dengi okullarda edebiyat öğretmeni olarak çalışmaktalar. Mehmet Bayrak okurken yanı sıra da bir vakıfta memurdu. Bu memurluğu diğer çalıştığı kurumlarda da devam etti. O’nun bu çalışma şekli araştırmacı olarak yapıtların hazırlanmasında hem zaman olarak, hem de bilgi olarak katkılar sundu.
Mehmet Bayrak, büyük bir araştırmacı olarak ufkunu genişleten hiç şüphesiz ki yaptığı sayısızca konferanslar, halkla olan ilişkiler ve kitaplarını imzalama gün ve toplantıları oldu. Bu yapılan toplantılarda yeni simalar tanırken, onların kanallarıyla yeni araştırma kaynaklarına kavuştuğunu da son hazırlayıp, yayımladığı yapıtı olan „İç Toroslar’da Alevi-Kürt Aşiretler; Sinemilli ve Komşu Aşiretlerin Tarihi – Edebiyatı“ araştırmasında görüyoruz. Adı geçen çalışma yılları içeren, uzun nefesli bir saha araştırma ve inceleme çalışması olduğu göze çarpar. Aslına bakıldığında araştırmacının tüm yapıtlarında ayni özelliği ve ayni hassasiyetle eğildiğini görüyoruz. Bu araştırmacı yazarın ancak son yapıtına biraz fazla değinmek istiyorum. Mehmet Bayrak’ın yazar olarak öne çıkan birçok yönü var. Yazar ve araştırmacı olmanın ötesinde O’nun Türkolog ve Kürdolog oluşu, araştırmalarında O’na kolaylıklar da sağlamış. Eski harflerle (Arami Alfabe, Osmanlıca eski harfler) olan metin ve elyazması kitaplardan da yararlanan araştırmacı yazar, birçok kişinin faydalanamayacağı kaynakları da gün ışığına çıkardığı için çalışmaları daha da büyük bir anlam kazanmaktalar. Öğrenim yıllarında O’nun bu çalışkan özelliği zaten kendini ele veriyordu. Çalışkanlığı, kararlıca ve uzun nefesli araştırma özellikleri yazarın öne çıkan özellikleri arasında saymak gerekir.
Anadolu coğrafyası bir medeniyetler beşiğidir. Tarihin ilk önemli filozofları bu coğrafyada doğup büyümüşler. Dünyada felsefenin temelleri de Anadolu’da atılmış. Günümüzde islam dini alimleri halen felsefeye şüphe ile bakarken, Alevi ve Bektaşi dede, baba ve pirleri bu ilk çağların hümanist felsefesinden esinlenerek, günümüze kadar olan inançlarını bilim ile taçlandırmışlardır. Hacı Bektaş Veli’nin „ İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır!” Alevi ve Bektaşilerdeki bilim okuyup, onu ilgiyle, merakla araştırma konusu çok eskilere dayanmaktadır. Bu felsefe ve bilim ilgisi İslam‘daki Sun’i inanca halen günümüzde bile ters gelmektedir.
Bu çağdaş dünya görüşüyle Alevi ve Bektaşilerde tüm insanlar kardeş, yetmiş iki millete de bir göz ile bakılır! İnsana büyük değer verilir. Halk Ozanı Daimi’nin deyişiyle:
„Kâinatın Aynasıyım, Madem ki Ben Bir İnsanım!“
„Hakkın varlık deryasıyım,
Madem ki ben bir insanım!
İnsan Hak‘ta Hak insanda,
Ne arıyorsan bak insanda!
Hiç eksiklik yok insanda,
Madem ki ben bir insanım!“ der.
Anadolu’daki Alevi- Sun’i çelişkisinin temeli de bu tarihi dünya görüşünde kaynaklanıyor. Yıllarca Osmanlı’dan günümüze kadar gelip geçen hükümetlerin bu yasaklı olan konuları yazar cesaretle irdelemiş ve yapıtlarını kendi özel gayretleriyle okuyucularla da buluşturma işini de başarı ile sürdürmüştür. Alevi-Bektaşi dünya görüşünün yanı sıra Mehmet Bayrak yasaklı olan „Kürt, Kürdistan“ konularının üzerine de cesaretle giderek, onu kendisine günlük bir uğraşı yapmıştır. Devlet bunun karşılığında O’na mahkemeler, tutuklanmalar ve sonuçta hapis yatma cezalarını vermiş. Bu davaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne kadar gitmesini izledim. Bu arada benim de yurtdışında sürgünde kalmam, vatandaşlıktan atılmam, yirmi yıl kadar pasaporsuz kalma serüvenim devam etmişti. Türkiye’den uzak kalmam ve bu arada bir-iki kez de yazar ile görüştüğümü de anımsıyorum.
Birkaç sene önce Türkiye‘deydim. Yaz mevsimiydi. Malatya’da kalıyordum. Adıyaman’daki dostlarım bana telefon ederek, İsmail Beşikçi Hoca’yı bir hafta misafir edeceklerini bildirerek, Hoca‘ya eşlik yapmamı önerdiler. Bu öneriyi kabul ettim. İsmail Beşikçi’yi 1960’lı yıllarda Erzurum’da memur iken hocanın doktora tezi olan „Alikan Aşireti“ araştırmasını okurken tanımıştım. Bizler Adıyaman’da Hoca‘yı Demir Baba şenliğinde bekleyip, birlikte olan panele katıldığımızda bir de baktım ki Mehmet Bayrak da panelistler içinde yer alıyor. İsmail Beşikçi’yi gördüğünde yanına gelerek beni de yanında görmesi O’na bir süperiz olmuştu. Bizler festivalden şehire erken dönmüştük. Mehmet Bayrak da kitaplarını imzalamayı geç saatlere kadar sürdürmüştü. Akşam yemeğini bizi konuk edenlerin evinde yedikten sonra Bayrak başka bir etkinliğe yetişmek üzere Adıyaman’dan ayrılmıştı. Bir haftalık sürede hep Kürtler için hapis yatan İsmail Beşikçi ilk kez böylesi bir gezintiye çıkmıştı. Bizleri konuk eden ev ise Hoca’ya yaraşırcasına hizmet edip, O‘nu bağırlarına basmışlardı.
Mehmet Bayrak ile ilişkilerim böylece sürüp gitti. Fakat her araştırmasından haberim oldu. Büyük bir kısmını da okuyarak yararlandım. Benim saham ise sadece Kürtçe dili ve edebiyatı ile uğraşmak ve onu geliştirmek oldu. Kısacası kırk yıl kadar Türkologluğumu bir yana bırakarak Kürdolog olarak araştırma ve çalışmalarımı aksatmadan sürdürdüm. Galiba ikimizin konumunda olan yazar ve araştırmacı Kürdologların sayısı ise Türkiye’de iki elin parmakları kadar az!
Mehmet Bayrak’ın kışın Almanya’da, yazın ise son yıllarda köyü Sarız’a bağlı Dallıkavak’ta çalıştığını bana söylemesini hiç de yadırgamadım. Köyde ne ile uğraştığını sorduğumda ise: “Büyük bir ev yaptırma ile uğraştığını, bir kütüphane, kültür ve eğitim evi“ oluşturmaya çalıştığını söylemişti. Yirmi binden fazla kitaptan ve pek az araştırmacıda bulunan büyük arşivini öğrenim ve doktora yapan öğrencilerin yararlanması için hazırladığı haberi beni çok sevindirdi.
Araştırmacının ilk ve son çalışmalarına biraz değinmek isterim. İlk çalışması Türkoloji alanındaki kitabı olan „Tevfit Fikret ve Devrim“ 1973’te yayımlandı. Daha sonra köy edebiyatı üzerinde yoğunlaşan araştırmaçı „Köy Enstitülü Yazarlar- Ozanlar“ adlı inceleme- antoloji çalışmasını 1978 yılında yayımlandı. Sonra sıralar halinde onlarca yapıt birbirini izledi…
Yazarın son araştırması „İç Toroslar‘da Hakikatçı Alevilik (Hümanist Bir Felsefe, Edebiyat ve Müzik Kültürü“ adıyla 1. Baskısı 2020 yılında yapılan 734 sayfadan oluşan ve okuyucularıyla buluşan yapıtıdır. Yazarın tüm yapıtları ilgi çekicidir. Fakat bu son araştırmasında yazar yılların biriken emeğini bir araya toplayarak, sabırla onu derleyip yayımlaması elbette okuyucusunu sevindirecek bir yeni yıl armağanı olacaktır!
Araştırmacını hazırladığı ve basımını ÖZ-Ge yayınları tarafından yaptırdığı yapıtların bir bölümünü 66 gibi büyük bir sayıya ulaşan liste ile aşağda okuyuculara sunuyorum. Okuyuculardan kitapları alarak, dağıtımında araştırmacıya yardımcı olacakları kanaatiyle ilgiyi bekler, yazarın kendisine de yeni yapıtlara imza atması dileğiyle başarılar beklerim.
„İç Toroslar‘da Hakikatçı Alevilik (Hümanist Bir Felsefe, Edebiyat ve Müzik Kültürü“ bu araştırma 5 ara bölümden oluşmaktadır:
- İç Torslar’da Bâtini-Hakikatçı İnanç Kültürü
- Sinemilli Pirleri ve Hakikatçı dervişleri
- Sinemilli Ocağı ve Hakikatçılar
- İç Torslar’da Dengbêjlik Âşıklık ve Ozanlık Geleneği
- İç Torslar’da Şairler Âşıklar ve Ozanlar
01.01.2021
Abuzer Balî Han
(Kurdolog)








