Türkiye’nin Günümüzdeki Cumhuriyet Şeklinde Çözüm Nedir?

Abuzer Bali Han
Türkiye’de Kürt sorunu nasıl çözülür?
Bir yenilik yapılacaksa cumhuriyetin geçmiş tarihine bir bakmak lazım. Aylarca ‘Demokrasi Komisyonu’ kuruldu, kurulacak derken kuruldu; kuruluşunun üzerinden aylar geçti! Hiçbir demokratik çözüm önerisi halka ulaşamadı! Kürt sorunu uluslararası bir sorundur. Kürt halkın birçok parti ve örgütlerin fikirlerine başvurulacağı gibi 1999’dan beri İmralı adasında cezaevinde bulunan Kürt Özgürlük Hareketin önderi sayın Öcalan ile görüşülmesi kadar doğal bir şey olamaz. Fakat birilerinin Kürdistan’ın başka parçalarını da Türkiye‘ye bağlama girişimleri elbette boşa çıkacaktır! „Aklın yolu birdir!“ derler. Kürk sorunun çözümü tarafsız Türk, Kürt bilim adamları, sayın Öcalan, Kürt siyasi partilerine ve sivil toplum kuruluşlarına bırakmak, bence en doğru çözüm şeklidir!
Geçmiş tarihten örnekler alırsak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile Anadolu halkları kurtuluş savaşı hemen hemen ayni dönemlere rastlar. Anti emperyalist bir doğrultuda gelişen ve komşu olan bu ülkeler birbirlerine de yardımcı olmuşlar! Rus Çarlığının yıkılışından sonra kurulan Sovyetler Birliği ve başta Lenin’in „Ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı“ ile Sovyetler Birliği‘nin bünyesindeki onlarca halk kendi kaderlerini tayin etmede özgürce davrandılar. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra da adı geçen halklar kendi iradeleriyle ayrılarak kendi devletlerini kurdular!
Anadolu‘da Mustafa Kemal’in liderliğinde gelişen kurtuluş savaşına, Anadolu‘da yaşayan tüm halklar kader birliği yaparak savaştılar! Savaş sonunda Mustafa Kemal halkçı ve sosyalist görüşlü olan başta Çerkez Ethem ve sosyalistleri tasfiye etti! Geçici gibi kurdurulan Türkiye Komünist Partisi (TKP) merkez komitesini Karadeniz Bölgesinde kıyıda bıçaklatılarak bir tekne ile denize sürdüler! Bir müddet sonra da sanki top ateşiyle denizde boğuldular haberi ile sosyalizmin de defterini dürmüş oldular! O gündür, bu gündür Anadolu‘da sosyalizm ve sosyalistler hep düşman gibi gösterildiler!
Sovyetler Birliği‘ndeki halkların kendi kader tayin hakları Anadolu’da gasp edilerek tek ırka dayanan ulus devletini zoraki olarak kurdular! “Şeriat istiyor” diye yalan propaganda yapılarak 1925‘te Kürtlerin haklarını savunup isteyen Şeyh Said ve arkadaşları idam edildiler. 15 Kasım 1937’de ise başta Seyit Rıza olmak üzere İstiklal madalyası olan Cebrail Ağa’ya idam cezası müebbette çevrilerek cezalandırıldı. Seyid Rıza’nın yaşı 75’ten 57’ye indirilerek idam edildiler! Yaş küçültürken şahidin ifadesi konusunda hakim, Seyid Rıza’ya sorar: “Bu konudaki düşünceniz nedir? O da şöyle yanıt verir: “Hakim Bey! Bu şahit gösterdiğiniz Hüseyin Doğan, O, benim büyük oğlum Şah Hasan’dan iki yaş küçüktür! O, nasıl benim doğum tarihimi bilecek?!. Bir kere kafanıza koymuşsunuz! Beni asmaya karar vermişsiniz! Yalan, dolana ne gerek var!“ der!
Anadolu’da kurulan Türkiye Cumhuriyeti sadece Kürtler ve diğer halklarla uğraşmadılar! İslam’ı devletin resmi ideolojisini savunacak şekilden yeniden yorumlamasına karşı çıkan Sünni inançlı olan birçok Türk vatandaşı da bu uygulamalardan payına düşeni aldılar! Bunlardan biri de İskilipli Mehmed Atıf Hoca (1875, Toyhane – 4 Şubat 1926, Ankara), Türk imam, müderris (profesör) olduğu halde kılık kıyafet ve şapka kanununa aykırı davrandığı gerekçesiyle asıldı! İskilipli Mehmed Atıf Hoca gibi düşünen günümüzdeki eski ideolojinin yerini alan Türkçü, dini gelenekten gelenler yönetimde olmalarına rağmen bir türlü doğru çözüm yolu bulamıyorlar!
O zaman çıkış ve çözüm yolu ne olmalı?!. Bilim her şeye çare bulan ve sorunları çözen bir yöntemdir! Avrupalılar „Politika Bilimi“ denen bilimden 200 yıldır yararlanmaktalar! Bu bilim Türkiye’de uygulanıyormuş gibi entrikalar, hileler ve askeri cuntalarla zoraki yönetimlerle, Sünni inancında ve Türk olmayan başka halklara siyasi asimilasyon dayatılarak zoraki sürdürülmeye çalışılmaktadır! O zaman denilir ki: ”Aklın yolu birdir!“ doğrultusundan giderek gerçek Türk, Kürt bilim adamları ve kanaat önderleri buna en doğru yolu bulabilirler! Bu işi onlara bırakmadıkça, düzlüğe çıkma mücadelesi bir yüzyıl daha da geriye doğru gidebilir!
Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti, Anadolu Yarımadası ile Kürdistan’ın kuzey Mezopotamya bölgesi ile Avrupa yakasındaki Trakya’ya yayılmış, Osmanlı mirası üzerine kurulmuş, dünyada halklar üzerine sürekli şiddete başvuranlar arasında benzeri az bulunan ve cumhuriyetle yönetildiğini iddia eden bir devlettir! Osmanlı mirası üzerine kurulan bu devlet, Anadolu Yarımadası‘nın Asya kıtası ile Avrupa arasında tarihi bir köprü konumundadır. Burayı uzak doğuya ve güney Asya’ya bağlayan, eskiden ipek yolu Kürdistan‘tan topraklarının tam da üzerinden geçerdi. Bu toprakların peygamberler diyarı olması nedeniyle hem islam alemince kutsal sayılması, hem de bu adı geçen coğrafyalar üzerinde tarihi büyük savaşların olmasına neden olmuştur. Yine bu topraklar üzerinde tarih boyunca kimi tomlumlar kaçarken, kimisi kovalamış, katliam ve soykırımlar dayatılan kimi toplumlar da tamamen yok olmaktan kendilerini kurtaramamışlar. Bu nedenle tarih boyunca birçok göç dalgaları Kürdistan üzerinden Anadolu’ya, ya da Anadolu üzerinden Kürdistan’a akıp gitmişler. Bu göç eden kavimlerin bazıları bu topraklar üzerine yerleşerek zengin birer kültür hazinesini de orada yaşayan halklara miras bırakmışlar. Bu yönüyle yöre, halklar açısından bir mozayikler ülkesini andırmaktadır!
Türkiye olarak adlandırılan ülkede resmi ağızlara bakıldığında nüfusun yüzde 99’u müslüman ve Türk olarak tanımlanır! İşin aslı hiç de öyle görüldüğü gibi değil! Örneğin yapılan etnolojik ve sosyolojik araştırmalar sonucu aşağdaki halk topluluklarının Türkiye ve Kürdistan’da yaşadıkları tespit edilmiştir! Başta Türkler ve Kürtler olmak üzere Arap, Rum, Laz, Azeri, Çerkez, Arnavut, Gürcü, Süryani, Keldani, Asuri, Fars, Arami, Afgan, Pomak, Tatar, Kırgız, Çeçen, Tacik, Pakistanlı, Hintli, Türkmen, Karapapak, Uygur, Kazak, Özbek, Karakalkaplar, Karaçaylılar, Kumuklar, Dağıstanlılar, Estonyalılar, Polonyalılar, Sudanlı, Osetler, Hemşinli, Ermeni, Kubanlar, Molokan Rusları, Çingeneler, Alman, Yahudi, İnguşlar, Abhazlar (Abazalı) ve diğer bazı küçük toplulukların halen Anadolu ve Kürdistan’da yaşamakta oldukları tesbit edilmiştir!.. Bu sayılara son yıllarda Anadolu’ya akın akın gelen Afrika halklarını da eklersek, oluşan durum bugünkü Almanya’dan farksızdır!
Yukarda adları belirtilen 50’ye yakın ırktan oluşan topluluğun yanı sıra yine inanç bakımından da ayni ırktan olan insanlar arasında da bazı ayrışmaların olduğu gerçeği de kendi varlığını korur. Bu konuda Araştırmacı yazar Peter Alford Andrews’in “Etnic Groups in the Republic of Turkey” Türkiye Cumhuriyetindeki Etnik Topluluklar adlı 1989 yılında Almanya’nın Wiesbaden şehrinde basılan yapıtında Türk kökenli topluluğu inanaçları doğrultusunda şöyle tasnif eder: “Türkler : Sun‘i Türkler, Alevi Türkler, Sunni Yörük Türkler, Alevi Yörük Türkler, Alevi Türkmenler, Tahtacı Türkmenler, Abdal Alevi Türkler, Şii Azeri Türkler, Azeri Karapapak Türkleri “ gibi…
Diğer halk topluluklarında da yukardakine benzer bir sınıflandırma yapmak mümkündür. Örneğin: Kürtler arasındaki inanç ayırımları son dönemlere kadar nerdeyse halklar arasında dahi görülmeyen bazı ayrılıklara ayrıldığına da rastlanır! Örneğin: Birbirlerine kız alıp vermemek, hata bazılarının kestiğini yememek gibi ilkel toplumlarda dahi benzerine az rastlanan davranış biçimlerine de yer yer rastlamak mümkündür. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin boy vermesiyle bu batıl inançların yerine çağdaş toplumlarda görülen dayanışma ve yaşam örnekleri Kürt halkı arasında da boy atmaya başladığını görmekteyiz. Kadın ile yabancı bir erkeğin yanyana gelmediği bir topumdan bugün sosyal mücadelede yerini alan ve kahramanlıklar yaratan Kürt insanı destanlar yaratmaktalar!..
Kürt halkını yüzyıllar boyunca sünnisini alevisine, alevisini şafisine kırdıranların maskesi artık düşmüştür. Hatta eski Kürt inanışlarını olduğu gibi koruyan Ezdi Kürtlere devletin dinayetinin eliyle zülm edilmiş, horlanarak Asuri ve Süryanilere yapılan soykırımdan geçirilmeye çalışılmış, geriye kalanların çoğuna da eline birer pasaport verilerek yurtdışına işçi olarak gönderilmiştir!
Tüm yukarda belirtilen olumsuzlukların dışında Kürdistan’ın sosyo-ekonomik yapısından kaynaklanan aşiretçilik, ağa ve şeyhlik gibi dini kurumlarla devlet işbirliği yaparak adeta Kürdistan’ın birçok yöresi tarih boyunca kendi başlarına buyruk derebeylerce yönetilmesi ayrı topluluklar halinde yaşamalarına neden olmuştur. Cumhuriyet ile başlatılmak istenen ”Toprak Reformu“ ise seçimden seçime ertelenerek günümüze kadar süre gelmiştir!
Günümüzde her zaman gündemde olan Menzil ve şeyhleri gibi dini tarikatlar devlet eliyle nerdeyse holdingleştirilerek yöresel baskı unsurları olarak halen kullanılmaktalar. Bu tarikatların metropollerde holdingleşerek gövde gösterileri yapmaları, cumhuriyet devrimlerinin hedefine ulaşamadığının da kanıtı olarak göstermek gerekir! Feodal toplumdan arta kalan ve çağdaş olmayan bu değerler son yirmi yılın içerisinde ulusal kurtuluşun verdiği ruhla Kürt toplumunu hızlı bir ulusallaşma sürecine itmiştir!..
1923 yılında kurulan cumhuriyetin 1924’deki nayası gerici ve ırkçı maddeler, daha sonraki değişmelerle varlığını koruyarak aradan bir yüzyıl geçtikten sonra halen bunun Anadolu’da geçerli olamayacağını anlamayan devletin gizli ve açık kurumları halen işbaşındalar! Parti ve yöneticilerinin yüz yıl önce yürürlüğe koydukları çağdışı anayasal maddelerin değişmesi konusunda direnen gerici ve ırkçı çevreler halen işbaşındalar!.. Önümüzdeki gün ve aylarda çağdaş bir anayasanın yapılması, Türkiye ve Kürdistan halkları açısında artık bir zorunluluk haline gelmişti.
Halkların dili, dini ve ırkî yapıları birbirine yük olarak değil, anayasal temelde eşitlik ilkesine dayandırılmalıdır! Çok kültürlüğün verdiği gerçeklik zaaf değil, zenginliktir. Sadece bu zenginliklerden ürkenler faşistlerle onların döngüsünden çıkamayan gericilerdir!..
Faşist liderler artık dünyanın her yerinde eninde sonunda döktükleri kanda boğulmuşlar! Türkiye‘deki gerici ırkçı faşistlerin sonu da dünyanın diğer faşistlerinin akıbeti gibi olacaktır! Onlar döktükleri kanlarda boğulacak, halklar ise barış içinde özgürce bir arada yaşayacaklar!..
Halklar kendi kaderlerini belirlemede özgürce, baskı altında kalmadan karar vermeli! Bir halkın dışarda birçok parti, kurum ve kuruluşları varken, tutsak tutulan biriyle demokrasiyi inşa etmek oldukça güç ve de gülünç bir çözüm yöntemidir! Barış ve kardeşlik ancak uluslararası normlarda ve saygınlığı olan, demokrasinin yerleşip, geliştiği devletlerin gözetimi altında, onların şahitliğinde, tıpkı Lozan’da yapıldığı gibi yapıldığında kalıcı olabilir! Gerçi Lozan Barış Antlaşması kandırıcı bir antlaşma olarak tarihe geçti. Türkiye adına toplantıya katılan İsmet Paşa’nın Kürt oluşu ve Türkler adına da toplantıda bulunduğunu söylemesi, bu iki yüzlülük günümüzde de tekrar edilmek istenmektedir. Kürtlerin buna kanacaklarını sananlar bir kez daha yanılacaklar!
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu etnik sorunu bir yüzyıl daha ertelenmesin! İnsanlar yaşadıkları topraklar üzerinde kendilerini özgür görmüyorlarsa, Türkler ne yapsalar da onlara zorla kendilerini kabul ettiremezler! Eşitlik ve kardeşlik sözle değil, uygulamada kendini hissettirir! Bu eşitlik pratikte uygulanmadığında sadece kaybeden Kürtler değil, zira kaybedecek olanlar çağa ayak uyduramayacak olan Türkler olacaktır!..
26 Kasım 2025
Abuzer Bali Han
Eleştirmen-Yazar








