Otantik Doğa İnanci İle Yaşanan Alevilik Arasındaki Farklar

Otantik Doğa İnanci İle Yaşanan Alevilik Arasındaki Farklar
1.) Otantik doğa inancı oluşum sürecini geride bırakmış, kutsal mekanlarından koparılmış olmanın sancılarını derinden yaşamaktadır. Yaşanan (Kentli) Alevilik ise oluşum sürecini henüz tamamlamamış olup teolojisi, kurumları, ana referansları ve kimlik unsurları bakımından nihai formuna henüz ulaşmış değildir. Otantik Alevilik, tarihsel gelişimini geride bıraktığından inanç esasları, sosyal ve kültürel kavramları ve inanç değerleri oturmuş olmakla birlikte yapılan müdahalelerle başkalaşımı yaşamaktadır. Buna karşın yaşanan Alevilik, teolojisi, kurumları, ana referansları ve dinî-sosyal yapılanması henüz tam oturmuş değildir. Bu anlamda otantik Alevilik kavram, kuram ve değerleri ile çoğu zaman çelişmekte, yer yer çatışma hali yaşanmaktadır. Devletin ideolojik aygıtlarının kuşatıcılığında ve yaşayan Alevilik anlayışı sonucu Otantik Alevilik, çözülme sürecindedir. Buna karşın Yaşayan Alevilik doğum sancısı yaşamaktadır. Otantik Alevilik, tarihte yaşanmış olup bugün artık yaşlı Alevilerin nostaljik özlemi hâline dönüşmüştür. Öte yandan, Yaşayan Alevilik genç ve orta yaşlı Aleviler arasında canlı bir şekilde yaşanmaktadır.
2.) Otantik inanç kırsaldır. Buna karşın Yaşayan Alevilik kentseldir. Otantik doğa inancı, ortaklaşmacı ekolojik komünal toplumun ahlaki ve politik değerleri olarak ortaya çıkmış ve tarihi boyunca doğa ile iç içe olma karakterini hep koruya gelmiştir. Türklerin İran-Anadolu ve Mezopotamya’yı işgal etmeleri ile coğrafyada başlayan İslamlaşma giderek tüm coğrafyada etkili olur. Bu etkili olmada şüphesiz Ahmed Yesevi ve onun halifelerinin büyük rolü vardır.
16. yüzyıl Anadolu’ da şekillenen Kızılbaş Aleviliğinin ana damarı bu gelenekle başlar, Şah İsmail (Şah Hatayî) ile zirve yapar. Şii İslam’ın da kendi içinde kadim inancın izlerini belirgin bir şekilde taşıyan inanç motifleri ve mitolojik anlatıları ile giderek farklılaşan, On İki İmam ve İsmaililik olmak üzere iki Şia eğilim özellikle 1514 Çaldıran soykırımı sonrasında yaygınlık kazanır. Safevi devleti kurulduktan sonra yönetim anlayışının hızla şehir kültürüne adapte olması, kurucu Kızılbaş unsurların yavaş yavaş sisteme yabancılaşmasına neden olmuştur. Ancak yine de askeri aristokrasinin belkemiğini oluşturan Kızılbaş oymakların, Safevi devletindeki etkinliklerinin tamamen ortadan kalkmamış, iki yüz yıla varan bir süre boyunca etkili olmaya devam etmiştir. Safevi devletinin önce On İki İmam Şiası ekseninde örgütlenmesi, 18.nci yüzyılda tamamen yok olması sonucu, Osmanlı topraklarında kalan Kızılbaşları kendi kaderleriyle baş başa bırakır. Bu süreçte Osmanlı Kızılbaşları, şehir merkezlerinden iyice uzaklaşarak “devletin olmadığı alanlarda” bir sosyal-dinî düzen kurarlar. Bu inançsal ssistem Ocaxlar, aşiretler ve jiyar u diyarlar gibi toplumsal formlarla, cem, musahiplik ve kirvelik kurumsallığı üzerinden hayat bulur.
Dolayısıyla Cumhuriyet’in ilk 60 yılı, Kızılbaş Alevileri için ne teoloji, ne de sosyal düzen bakımından köklü değişimlere sahne olmaz. Alevilerin tarihleri boyunca yaşadıkları en köklü dönüşüm, 20. yüzyılın sonlarında başlayan ve devam etmekte olan bu dönüşümün daha öncekilerden çok daha derin ve kapsamlı olacağını tahmin etmek zor değildir. Zira bu dönüşümün sebebi öncekilerden çok farklı ve çok daha etkilidir. Alevi toplumu, tarihinde ilk defa kitlesel olarak şehirlere göçmek durumunda kalmıştır. 1980’lerde hızlanan ve bugün artık neredeyse tamamlanmış olan bu şehirleşme süreci, Aleviliği ciddi bir kriz içine sokmuştur. Bütün boyutlarıyla kırsal bir karakter taşıyan otantik Alevilik, şehir koşullarında hem inanç değerlerini sürdüremez, Ocaxlar başta olmak üzere kimi kurum ve kurumsal kimlikler şehir hayatı içinde varlığını devam ettirme imkânından yoksun kalır.
Örneğin musahiplik otantik Aleviliğin omurgasını oluşturan ana kurumlarındandır. Otantik Aleviliğe göre musahip tutmayan bir kişi Alevi sayılamaz. Ne var ki, ekolojik köy komünleri ve kırsal yaşamda son derece işlevsel olan musahiplik, şehir hayatında büyük oranda terk edilmiştir. Aynı durum Pîr ocaklarının teolojik ve sosyal sistemdeki konumu ve Pîr-talib ilişkisi için de geçerlidir. Pîrler geleneksel yol önderi olmalarından ileri gelen otoritelerini yitirmişlerdir. Keza Cem’ de ciddi dönüşümlere uğramıştır. Otantik Alevi toplumunda cem ibadetinin ana işlevi toplumsal barışı sağlamak, dilsel, kültürel ve kimliksel ihtiyaçları karşılamaktır. Ancak kentlerde yürütülen cemler sıradan müzikal gösteriden öteye geçmezler. Netice olarak, Alevi toplumunun kitlesel olarak şehirleşmesi, Aleviliğin kendisinde de bir dönüşümü kaçınılmaz kılmıştır. Bugün için bu inşa sürecinin çoktan başladığını ancak nihai sonuca ulaşmaktan henüz çok uzak olduğunu söyleyebiliriz. Süreç tamamlandığında, karşımıza Otantik inanç değerlerine yabancılaşmış olan bir Kent Aleviliğinin çıkacağı açıktır.
3.) Otantik Alevilik inanç merkezlidir; Kentli Alevilik kimlik merkezlidir. Otantik inançta gerek bireylerin iç dünyaları, gerekse toplumsal yapılanma inanç referanslarına göre şekillenmiştir. Dolayısıyla otantik Alevilikte Alevi olmanın temel ölçüsü ve kıstası, inancın değerlerini ne denli içselleştirdiği ve sürdürdüğü ile ilgili olan bir durumdur. Sadece inanç ritüellerinde değil, gündelik hayatın her aşamasında inanç değerleri ve kutsalları ile yaşanan ruhani bir bağ vardır. Buna karşın, kentli Alevilik inanca fazla vurgu yapmaz. İlgisi daha çok kimlik inşası üzerinedir. Kentli Alevilik, bağımsız bir “Alevi kimliği” ve bu kimliğe mensup bir Alevi kitlesi inşa etmektir. Adı Alevi olan bu kimliğin inançsal içeriği ancak ikinci planda gelmektedir. Kentli Aleviliğin inşa süreci siyasi ve sosyal içeriği ağır basan kimlik tartışmaları üzerinden yürümektedir.
Bu durumun Alevi toplumunun kent hayatında kendilerine bir yer edinme çabasıyla doğrudan bağlantısı olduğu açıktır. Kent hayatında kendilerinden olmayanların da bulunduğu kamusal alanla tanışan Aleviler, aleni olarak kendilerini ifade etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu zorunluluk kent hayatına uygun bir kimlik inşası ihtiyacına Alevileri zorlayan olmuştur. Öte yandan, Türkiye genelinde hissedilen Sünni dindarlaşmada, Aleviler tarafından kentteki varlıklarına karşı bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu Sünni tehdit algısı, Alevi toplu-munun “Alevi” adı etrafında kenetlenmelerine neden olmuştur. Ancak, hissedilen tehdit tamamen dini içerikli olmasına rağmen, bunun karşısındaki Alevi reaksiyonu, oldukça seküler bir karakter geliştirmiştir. Yükselen Sünni dindarlık karşısında, inanç merkezli bir Alevi dindarlığının yerine seküler karakterli bir Alevi kimliğinin ortaya çıkması değerlendirmeye değer durum olmaktadır.
Kimi yazar ve siyaset bilimcisine göre bu durumun nedeni; Alevi teolojisinden kaynaklanmaktadır. Bu görüşe göre Alevilik zaten seküler bir damarı kendi içinde barındırmaktadır; o yüzden ortaya çıkan seküler karakterli Kentli Alevilik, geleneksel Aleviliğin inanç esaslarıyla özde çatışmamaktadır. Bu görüşün en ateşli savunucuları sol kökenli Alevi aydınlarıdır. Ne var ki bu görüşe ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Gerek yazılı kaynakları, gerekse hâlâ yaşatılan inanç değerleri dikkatle incelendiğinde, Otantik Aleviliğin güçlü inanç vurgusu çok öndedir. Şekillenmekte olan Kentli Aleviliğin seküler karakteri, Aleviliğin özünden ziyade 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan gelişmelerden ileri gelmektedir.
Bugün Alevi hareketini yönlendiren kişilerin önemli bir kısmı 60’lar ve 70’lerde sol hareket içinde bulunmuş insanlar olup bireysel hayatlarında, inancın yeri ve önemi yok denilecek kadar az olanlardır. 80’lerden sonra tekrar Aleviliği keşfeden bu insanların, Aleviliği Pîrlerin veya ekolojik köy komün yaşamlarında geleneksel dokusunu hâlâ koruyan Alevilerin görüldüğü gibi görmeleri iki sebepten dolayı beklenemez. Pîrleri “emek sömürücüsü” olarak görüp şiddetle eleştiren sol hareketlerin etkinliğini yitirmesi sonrasında Aleviliğe dönüşleri, inanca duyulan ihtiyaçtan çok sosyal ve siyasi mücadele yürütme amacını güder. İkinci neden ise, Alevi aydınları Alevi toplumunun okumuş şehirli kesimi olduğundan Otantik Aleviliğin, Kentli Aleviliğe dönüşümü sürecine öncülük etme fırsatını yakalamış olmalarındandır. 80’lerde ve 90’larda Alevi hareketinin öncüleri tarafından geliştirilen bu yaklaşım, geniş Alevi toplumu tarafından aynen paylaşıldığını söylemek çok zor olsa da, bugün itibarıyla bu yaklaşımın etkinlik bakımından hâkim görüş olduğunu belirtmek gerekiyor.
Modern Alevilik, kendisini yüzyıllardan süzülüp gelen insanı ve doğayı sevip koruyan inanç esasları üzerinden inşa etmek yerine, Kentli Aleviliğin ana eksenini siyasi ve kültürel kimlik arayışının oluşturduğu görülmelidir. Sol aydınların öncülüğündeki Alevi hareketlerinin öncelikli amacı; Türkiye’de Alevilerin inançsal, sosyal, siyasi ve kültürel haklarını tam güvence altına almaktır. Alevi varlığının inançsal ve dinsel içeriğinin nasıl şekillenmesi gerektiği üzerinde fazla durmamaktadırlar. Daha çok ulus devletin inkârı önüne geçme hedefine kilitlenme hali yaşanmaktadır. Otantik Aleviliğin tarihsel hakikati, inancın ahlaki ve politik değerleri bu politik öncüler için çokta önemli olmamaktadır. Onların esas aldıkları konular; Madımak katliamının anılması, Alevi köylerine cami yapılmaması, Diyanet İşleri Başkanlığı ve mecburi din derslerinin kaldırılması, cem evlerinin statüsü gibi konulardır.
Halbuki toplumsal bir hareketin oluşması ve başarısı için üç şart gereklidir:
1.) Etrafında kolektif bir kimlik oluşturma ve ortak simgelerle bunu sürdürme düşüncesinin varlığı,
2.) Toplumsal bir çatışmaya odaklanan grup çıkarı ve bunu destekleyen bir ortak düşmanın varlığı,
3.) Toplumsal değişim için mücadele kararlılığı. Bu üç şartın tamamı Kentli Alevi hareketinde bulunduğundan giderek kentlerde “kümeleşme mekanları” üzerinden örgütlenmeleri kolay olmuştur.
1980’lerden itibaren İktidar İslam’ın kamusal alanda görünürlüğünün artırması sonucu Alevi toplumunda da ciddi tehdit algısı oluşmuştur. Bu temelde Kentli Alevilik, kendisini düşünsel ve inançsal yönde Sünni karşıtlığında konumlandırmakta ve motivasyonunu “asimilasyon korkusundan almaktadır. Kentli Alevilik süreç içinde oluşan kimlikte esas belirleyici unsurun Sünnilik olması nedeni ile etki-tepki esasıyla hareket etmekte, öteki gördüğü Sünni İslam’a mesafeli durduğundan, ortak asgari müşterekte yan yana gelememektedirler. Kentli Alevilik, tarihsel referanslarına atıf yapmak yerine, Sünni İslam’ın değerlerine ve kurumlarına atıf yapmakta, kendisini daha çok bu karşıtlık üzerinden tanımlamaktadır. Enerjisini ve duyarlılığını Sünni çoğunluğun en temel haklarını gasp ettiği argümanından alan Alevi hareketi, temel amacını “bu haksız düzenin sona erdirilmesi ve Alevilerin de eşit yurttaş olarak toplumdaki hak ettikleri yere kavuşması” olarak belirlemiştir.
Görüldüğü gibi, siyasi, sosyal, kültürel ve hukuki boyutları söz konusu olduğunda Kentli Alevilik oldukça nettir. Ancak iş Alevi kimliğinin inanç boyutlarına geldiğinde, durum sıkıntılı bir hal almaktadır. Alevi hareketi öncelikle din ve inanç konularına eğilmemekte, varlık-yokluk meselesi olarak gördüğü kimlik inşası mücadelesini esas almaktadır. Kentte bir taraftan Sünni çoğunluk, diğer taraftan devlet karşısında toplumsallığı dağıtılmış halde bulan Alevilik, bu anlamda kendileri için “tanınma” konusu hayati konu olmaktadır. Alevi hareketi, siyasi ve kültürel alandaki mücadelesinde belirli bir noktaya geldikten sonra inanç esaslarını da belirginleştirme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Alevilik ya geleneksel tarihsel hakikatine ve inanç değerlerinin referanslarına geri dönerek hayatın gereklerine göre yeniden yorumlayacak, ya da inanca dair her şeyle arasına mesafe koyarak seküler karakterli sosyokültürel bir kimlik olarak şekillenecektir.
Kentli Alevi hareketi, inanç meseleleriyle fazlaca ilgilenmemesine rağmen, Alevilik aidiyetinin belirlenmesinde dinsel referansların vurgusu da her geçen gün arttığından ilginç bir dindarlık anlayışını Alevilere dayatan bir karaktere de sahiptir. Örneğin, cemin ibadet, cem evinin ise ibadethane olarak kabul edilmesi yolunda mücadele etmek, Alevi dindarlığının en önemli göstergesi olmaktadır. Ancak cemin özünü oluşturan ibadet boyutu ve o ibadete anlamını kazandıran inançlar önemsenmemekte, hatta gereğinde çekinmeden müdahale edilebilinmektedir. Söylem ve yaşamda birbirine taban tabana zıt bu durum, bize Kentli Aleviliğin birbiriyle iç içe geçmiş iki ana olgu üzerinden şekillendiğini göstermektedir.
Sekülerleşme ve dindarlaşma Kentli Alevilik içinde aynı anda gelişen ve giderek Alevileri kapsayan bir paradoksa dönüş-müş bulunmaktadır. Bir yandan Otantik Alevilik ile Kentli Alevilik arasında, diğer yandan da Kentli Alevilik içinde sekülerleşme ile dindarlaşma arasındaki çelişkiler, geleceğin Aleviliğini belirleyecek gibi görünüyor.
4.) Otantik Aleviliğin en temel taşıyıcı kurumu Ocaxlar’dır. Ocax Pîrlerinin yol önderliğinde, musahiplik ve cem inancının sürdürülmesinin en temel ritüelleridir. Kentli Aleviliğin taşıyıcısı dernekler ve cem evleridir. Şehirleşme ve inanç yerine kimlik edinme arayışı, Aleviliğin temel kurumlarında da dönüşmeye zorlayan olmuştur. Otantik Alevi toplumunun inançsal ve sosyal düzenini ayakta tutan ana kurumlar dede ocakları, musahiplik ve cemdir. Fertlerin dinî ve sosyal hiyerarşideki yerleri, birbirleri ile ilişkileri, gündelik hayatın işleyişi, anlaşmazlıkların düzenlenmesi gibi hayatın her alanı bu ana kurumlar sayesinde düzenlenir. Musahip tutmaksızın Alevi olup hakikat cemlerine katılmak hiçbir şekilde mümkün değildir. Her sonbaharda yapılan görgü cemleri, toplumun iç düzenini, kültürel ve sosyal istikrarını sağlamaya hizmet eder. Ayrıca yıl boyunca yapılan diğer cemler bir yandan kolektif bilinci beslerken, diğer yandan da her bireyin topluma, Pîre ve birbirine karşı konumunu ve sorumluluklarını bilincine çıkarma işlevi görürler. Kırsal inançtan bir kimsenin Alevi sayılabilmesi için şu üç şart gereklidir;
1.) Kalıtsal olarak Alevi bir anneden doğmuş olmak.
2.)Ocax Pîr’ine bağlılık.
3.) Musahip sahibi olmak, hayat boyu onun şartlarını yerine getirmek.
Kentli Alevilikte Alevi anneden doğmuş olmanın dışında diğer şartlar işlevini ve tarihselliğini yitirmiş durumdadır. Bu nedenle Kentli Alevilik başka yeni kurumlar geliştirmekte ve kendisini o kurumlar etrafında inşa etmektedir. Kentli Alevi hareketi, dernekler, vakıflar, cem evleri, dergâhlar ve kültür evleri üzerinden kendisini örgütler. Cem evi, dernek veya vakıf adı altında bir araya gelip kolektif varlığı ortaya koymak, Alevilerin kent ortamında kendilerini ifade etmelerinin ilk ve en etkili aracı olmuştur. Alevi hareketinin Sünni karşıtlığı üzerinden kendisini konumlandırması sonucu, dernekler inançsal ve dinsel karakter kazanmaya başlarlar.
Bu anlamda esasen dünyevi olan dernek ile dinsel çağrışım yapan vakıf ve cem evleri, yapısal ve işlevsel bakımdan bir birine tamamen bağlı ve birbirini tamamlayan bütünün parçaları konumundadır. Her cem evi ya doğrudan bir dernek tarafından kurulmakta veya büyük oranda bir dernek gibi işlev görmektedir. Kentli Alevi artık sık sık kalıtsal olarak bağlı olduğu Pîr’in huzuruna çıkmamakta, musahip tutmamaktadır. Zira onun için Alevi olmanın ölçütleri değişmiştir. Mahallesinde bulunan bir cem evine ara sıra gidip orada ceme katılmak veya derneğe üye olmak grup aidiyeti için yeterli sayılmaktadır. Daha da önemlisi belirli konularda öngörülen siyasi tutumları benimsemek ve Sünni İslam’ın yasak kıldığı bazı eylemleri yapmak Kentli Alevi kimliğinin çok daha belirgin unsuru haline gelmektedir. Buna göre Pirini reddeden, görgüden geçmeyen, musahibi olmayan bir insan çok rahatlıkla “gerçek Alevi” benim diyebilmektedir.
5.) Otantik Aleviliğin inançsal-sosyal ilişkisi; “pîr – talib ilişkisi” üzerinden yaşan-maktadır. Buna karşın Kentli Alevilik “cem-evi – cemaat ekseni” etrafında şekillenmektedir. Otantik Alevi toplumunun tamamını bu iki toplumsal tabaka oluşturmaktadır. Pîrlerden oluşan Yol önderi olma konumu ile taliplerden oluşan inançlılar topluluğu dikey olmayan yatay toplumsallığı ile inancın devlet dışı toplumsallığını oluşturur. Bu toplumsallık bireysel düzlemi aşan, aşiretler konfederasyonu düzlemi üzerinden kurulmuştur. Belirli bir aşiretin mensubu talib Aleviler, Ocax tabir edilen soydan gelen Pîrlere bağlıdırlar.
Alevi toplumsal örgütlenmesine bakıldığında, talib aşiretler ile Pîr Ocaxları arasında oldukça girift bir ilişkiler ağı söz konusudur. Bu ilişkilenmede zaman zaman ocağa bağlı talip kümesine dışarıdan girişler ve çıkışlar olsa da, esasen sistemin omurgasını soy esasına bağlı Ocax Pîrleri ile büyük sosyal aşiretler arasında oluşan inançsal, kültürel, siyasal ve sosyal ihtiyaçların, devlet ve iktidar dışı karşılanması ilişkisinin esas olduğu gerçeği görülmeye değerdir. Kentli Alevilikte ise, soy grupları arasındaki bağ hızla dağılmaktadır. Pîrler ve talipler arasındaki ilişki kalıtsal ilkelere bağlı sosyal gruplar üzerinden soyut bir düzlemde yapılması, kent hayatında işlevsel değildir. Kent hayatı dinsel pratiklerde daha somut esaslara dayalı bir kurumsal yapı ve mekânsal varlık talep etmektedir. Aleviliğin bu talep karşısında ürettiği mekan cem evi olmuştur.
Otantik Alevilikte cem ve cem etrafında şekillenen inançsal, kültürel ve sosyal hayatın sürdürülmesinde mekân birincil öneme sahip değildir. İnançta esas olan inancın ahlaki ve politik ilkeleri ve inanç sahiplerinin kendi toplumsallıklarında yaşattıkları sosyal ve kültürel değerlerdir. Halbuki Kentli Alevilikte Cem başta olmak üzere inancın değerlerinin içi boşaltılmış, cem evi veya mekanlarda gösteri şölenine dönüştürülen sıradan ritüeller olmuşlardır. Kentleşme ile birlikte ruhani ve toplumsal ilkelerden ve inanç ritüellerinden biçimsel ve gösteri esaslı sembollere dönüşmesi, Alevilerin inançsal, kültürel ve sosyal dokusunun ana ilkelerini dumura uğratmıştır. İnancın dikey olmayan yatay Ocax sistemi yerine, mekâna dayalı ilişki biçimi gelişmeye başlar. Artık Ocak Pîr’ i “cemevi dedesi” olmaya, talib ise Ocaxa bağlı talip olma yerine oturduğu mahalle veya semtteki cemevi üyesi olur. Birey cem evini istediği gibi seçme ve gerektiğinde değiştirme özgürlüğüne sahiptir. Halbuki Otantik Alevilikte birey bağlı olduğu Ocax’ı değiştirme hakkına sahip değildir. Mekânın Alevi inancında merkezi konuma gelmiş olması, Ocaxlar‘ın geleneksel demokratik otoritesini zayıflatan, süreç içerisinde dağıtan olur. Artık Aleviler kendilerini bağlı oldukları Ocaxlarla değil üyesi oldukları cemevleri ile tanımlayacak, cemevinde hizmet yürüten dedeye bağlı olmayı kendisini mükellef görecektir.
Pîr Ocakları etrafında aşiretler konfederasyonu üzerinden kendisini örgütleyen Alevi toplumsallığı, Kentli Alevilikte “cem evi cemaatı” örgütlülüğüne dönüşür. Süreç içerisinde cemevi cemaatına dayalı Alevi toplumsallığında Pîr ile talip arasındaki soya dayalı ilişki anlamını kaybedecek, cem-evinde dedelik yapan kişinin dışındaki Ocakzâde Pîrlerle talip Aleviler arasında inançsal, kültürel ve sosyal ilişki kalmayacak kadar zayıflamıştır.
6.) Otantik Alevilik doğa ve ekolojik toplum merkezlidir; Kentli Alevilik ise birey merkezlidir. Gelenekçi toplumda Alevi olmak her şeyden önce toplumsal bir aidiyeti ifade eder. Kişinin Alevi olup olmadığını belirleyen en temel faktör, Alevi toplumunun bir parçası olup olmamasıdır. Daha da açık ifade ile Alevi toplumun içinde, Alevi bir anneden doğmuş olmaktır. Misyonerlik söz konusu olmayıp, sonradan Alevi olmanın mümkün olmadığı bir hakikat yaşanmaktadır. Bununla birlikte Alevilik inancının sınırlarını kalıtsal, ırki unsurlar belirlememekte, Alevi teolojisi ve inancın ahlâki politik değerleri Aleviliğin sınırlarını belirleyen olmaktadırlar.
Bu anlamda, Alevi teolojisi ve değerleri evrensel ve hümanist bir karaktere sahiptirler. Alevi inanç toplumsallığında, inanç kadar siyasi, kültürel ve sosyal değerlerinde belirleyici olduğu görülmektedir. Bu gerçeklikle birlikte, tarihsel süreç içinde Alevi inancı dışarıdan müdahalelerle etnik karakter kazanmaya başlar. 1514’deki Çaldıran Savaşı öncesinde Şah İsmail’in Anadolu’daki halklar üzerinde büyük bir etkisi vardı. Türk, Türkmen, Tahtacı Alevileri ile birlikte Kürt Raa (Rêya) Heqî inancından insanları Ehl-i Beyt üzerinden İslam ile ilişkilendirmenin yoğun faaliyetleri içinde olur. Çaldıran savaşı sonrasında bu etki bir nebze kırılsa da bugünlere devam eden bir etkisi söz konusudur. Osmanlı İmparatorluk sınırların içinde kalan Kızılbaşların Safevi merkezi ile irtibatları zayıflasa da, Sünni İslam yerine Hz.Ali ve Ehl-İ Beyt üzerinden Şia İslam ile kendilerini tariflemeleri kesintiye uğramaz. Netice itibari ile Kürt Aleviler, Osmanlı otoritesi altındaki kuşatılmışlıkta hem evrensel- ekolojist ve hümanist değerlerini Ocaxlar sistemine dayanarak sürdürmeye bakmışlar, hem de yer yer coğrafyalarında tek egemen din olan İslam’ın bir kısım değerlerini kendi tarihsel misyonlarına uygun güncelleyerek özgünlüklerini korumaya çalışmışlardır.
Son beş yüz yılda oluşan siyasi, dinî, kültürel ve sosyal hegemonyada Aleviler, Sünni İslam’ dan mümkün olduğunca kendilerini uzak tutmaya bakmışlardır. Ancak ilk defa cumhuriyet tarihinde 1925‘de Tekke ve Zaviyelerin kapatılası sonrasında, özellikle 1950’lerde başlayan hızlı kentleşme ile birlikte Aleviler, giderek asimilasyona uğrama durumu yaşamaya başlarlar. Son yirmi yılda Şia İslam’ın Ehl-İ Beyt değerleri üzerinden kendilerini Şia tarifleme yerine, İslam’ın özü olduğu iddiası ve söylemi öne çıkmaya başlar. Beş yüz yıla yakın bir süre katı şekilde devam eden bu mesafe koyma hali, son yıllarda giderek daha silik hal almaktadır. Dil ve kültür bakımından Türk bir Alevi ile Sünni Türk arasında hiçbir farkın olmadığına benzer bir ilişki, Kürt Alevi ile Sünni Kürt arasında da bir farka rastlanmaz olur.
Dolayısıyla, inançsal anlamda keskin bir yalıtımla kendi içine kapanan Alevi toplumu, farklı dinden olan ancak aynı dili konuşan, aynı kültürü yaşayan ve yaşatan toplum kesimleri ile etnik aidiyet noktasında buluşabilmektedirler. Alevi toplumunun tarihsel gelişim koşullarında, kendisini kuşatan dış dünyadan yalıtılmışlık, toplumun kendi içindeki sosyal ve inançsal bağların daha da güçlenmesine yol açmaktaydı. Otantik Alevi toplumsallığında inançsal, kültürel, sosyal, siyasal ve hukuksal alanlar iç içe geçmiş olup, devlet ve iktidar dışılığın özgünlüğü ile toplum etik kurallarıyla işleyen bir hakikat yaşanmaktaydı.
Ancak Kentli Alevilikte toplumun etik kuralları yerini devletin sınırlarını çizdiği bir hukuka ve bu hukukun yazılı metinleri olan yasa ve Anayasalarına bırakır. Kentli Toplumun teoloji ve ibadet pratiği ile Alevi öğretisi Heq-insan, toplum-insan ilişkisinden çok insan-insan ilişkisine dönüşür. Otantik Alevilikte, Alevi toplumunun var olmadığı bir yerde bireyin tek başına, Alevi inancının gereklerini yerine getirmesi mümkün değildir. Otantik Aleviliğin olmazsa olmaz şartı: inanç sahiplerinin Pîr’i ile sürekli ilişkide olması, yılda en az bir kez Pîr’in taliblerini ziyaret etmesi, cemlerde inanç sahiplerinin dilsel, kimliksel, inançsal, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak, yaşanan sorunlarına çözüm geliştirmek ve musahip olmaktır.
Görüldüğü gibi bütün bu eylemler tamamen sosyal karakterde olup bireyin tek başına yerine getirmesi mümkün değildir. Bu faaliyetlerin sürdürülmesi, ancak inançsal ve toplumsal bir yapının varlığına bağlıdır. Oysa modern hayat bireyselliği âdeta kutsama derecesinde ön plana çıkarmaktadır. Kentleşme Otantik Alevi toplumsallığını çözmektedir. Dolayısıyla geleneksel anlamda Alevi olarak var olmayı âdeta imkânsız kılmaktadır. Bir başka deyişle Otantik Alevilik “bir toplum dini” iken, Kentli Alevilik, “birey dini” olma durumu ile karşı karşıyadır. Bu gelişmeler sonucu olarak, hem öğreti, hem ibadet, hem de inançsal ve sosyal ilişkiler alanında, bireyin belirli bir yapının varlığına ihtiyaç duymaksızın Aleviliğini yaşayabilmesi mümkün görünmemektedir. Kapitalist modernitenin kapalı-kompakt toplum yapılarını çözüp bireyselliği dayatması sonucu, Aleviler artık soy esasına bağlı bir Alevilik aidiyetinden ziyade, tercih ve liyakate dayalı bir aidiyet söz konusudur.
7.) Otantik Alevilik, tarihi direnişçi çizginin bellek ve tarihselliğine sahiptir; Kentli Alevilik, Kemalist çizginin etkisinde, yakın tarihin mağduriyetleri üzerinden kendisini konumlandırmaktadır. Ulus devlet ideolojisi ve kentleşme süreci, Alevi bilincinin dumura uğratıldığı süreçler bütünü olmuştur. Otantik Alevi ortak belleği; Heq (Haq), Xizir, Ziyaretler, Ocax, Pîr kültü etrafında şekillenen efsanevi-mitolojik menkıbeler üzerine kuruludur.
Kentli Alevilik, başta Hz. Ali ve Hz. Peygamber olmak üzere Ehl-i Beyt menkıbeleri, Kerbelâ, Eba Muslim, Hacı Bektaş-i Veli gibi İslam tarihinde yer alan önemli şahsiyetlerin etrafında şekillenmektedir. Kentli Alevi inanç sahipleri bu ana bellek hafızası yanı sıra, ocak kendi atalarına dair anlata gelen menkıbelerde ana belleğin yerel uzantıları olmaktadırlar. Ne var ki Kentli Alevi ortak belleğini teşkil eden bu menkıbeler olağan üstü ve abartılı söylemlerle süslüdür. Eğitim süreçlerinden geçmiş olan Alevi, bu menkıbelere inanmamakta ve abartılı söylemlere fazla itibar etmemektedir. Kentli Alevilerin sosyal, inançsal, psikolojik ve entelektüel ihtiyaçlarına cevap vermeyen bu menkıbeler, kuşku ve ikirciklik nedeni olsalar da alternatif inanç değerlerini oluşturamadıklarından baskın olana razı olmak durumunda kalmışlardır.
Bugün her alanda Alevi ortak belleğinde, çok ciddi düzeyde başkalaşım ve değişim yaşanmaktadır. Kerbela kültü, Hz. Ali cenkleri ve muhtelif evliya menkıbeleri yanı sıra Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları, Diyanet, asimilasyon tartışmaları, cem evi statüsü gibi konular ortak hafıza durumuna gelmişlerdir. Tarihsel bellekteki bu kayma, tarihi inancın ahlaki ve politik değerleri, sosyal ve kültürel yaşam değerleri Alevi belleğindeki canlılığını yitirirken, Atatürk ve Cumhuriyet değerleri ön plana çıkmaktadır. Ulus devlete kadar, Otantik Alevilerin değerleri de kahramanları da farklıydı. Ancak ulus devlet inşası sonrası süreçte Aleviler, Kemalizmi benimseyerek tarih algılarında, Atatürk’ün karizması tartışılmaz bir konuma yerleştirmişlerdir. Ancak birinci ve ikinci nesil Kentli Alevilerde yaşanan bu durum, son zamanlarda değişmeye başladığı, tarihsel-mitolojik kahramanların daha fazla öne çıktıklarını söyleyebiliriz.
8.) Otantik Alevilik sözlü aktarılan destanlar, deyişler, duvaz ve şiirlerle kendisini yeni nesillere taşırabiliyordu. Halbuki Kentli Alevilik; Buyruklar, Velayetnameler, belirli âşıkların (ozanların) deyişleri ana referanslar olarak kabul edilmektedirler. Otantik Aleviliğin ortak referansları, gevşek ve geçirgen esnekliğe sahiptirler. Daha çok ocax Pîrlerinin anlatım ve aktarımları ile vücut bulmaktaydı. Kentli Alevilik Buyruk, menkıbeler gibi metinler üzerinden Aleviliğin hem teolojisi, hem de sosyal-inançsal değerleri şekillenmektedir.
Ancak bahsettiğimiz bu ortak referansların tam bir netlikten uzak olduğunu ifade etmek gerekir. Buyruklardan başlayacak olursak, öncelikle, “buyruk” kavramı bir kitaba değil bir yazın türüne karşılık gelmektedir. Bugün elimizde bulunan yüzü aşkın buyruk nüshalarının her biri kendi hikâyesi, içeriği ve işlevi ile özgün metinlerdir. Nüshalar arasındaki bu farklılaşmalar, Aleviliğinin geneline dair buyrukların kaynak olarak kullanılmalarını sorunlu hale getirmektedir. Zira burada “Hangi buyruk?” sorusu haklı olarak gündeme gelmektedir. Kızılbaş Alevi yolunun en büyükleri arasında kabul edilen, özellikle cemlerde nefesleri dillendirilen ozanların (şairlerin) divanları mevcut nüshalar itibarıyla çok sonraları kaleme alınmıştır. Hatayi divanının diğerlerine nazaran daha eski nüshalarının mevcut olsa da, Hatayi divanının en eski nüshalarında yer alan deyişler (şiirler) de Kızılbaş Alevi cemlerinde okunan deyişlerden dil ve tema bakımından dikkate değer farklıklar içermektedir.
Bu anlamda Alevi inancının herkesçe kabul edilen ortak bir referans çerçevesinin eksikliği ciddi bir sorundur. Kentli Alevilikte belirgin sınır çizmemenin en önemli nedeni, Aleviliğin tarih boyunca Ortodoks bir çizgi geliştirmemiş olmalarıdır. Safevilerin etki alanından koptuktan sonra Osmanlı sınırları içinde baskı altına alınan Alevi toplumu, adem-i merkeziyetçi örgütlenmeye dayalı kendi toplumsallığını sürdürmenin arayışı içindeydi. Ocaxlar‘ın özgün ve özerkliğine dayalı dikey olmayan yatay toplumsallığı siyasi, sosyal ve teolojik anlamda merkezileşmeye ihtiyaç duymuyordu. Otoriter bir merkezin oluşmaması gerek teolojide ve inanç esaslarında, gerekse uygulamalarda sürekler ve bölgeler arası farkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bu özgünlük; “el ele el Hakka” düsturu ile çokluk içinde birlik yaşanıyordu. Ulus devlet ile başlayan, kentleşme ile zirveleşen Kentli Alevilik’ te özgünlükler giderek silikleşmekte, aynılaşma ve tekleşme yaşanmaktadır. Bir yandan ulus devletin asimilasyon politikaları, diğer yandan da cem evleri üzerinden yükselen Kentli Alevilik Türk ve İslam olma yolunda hızla değişime uğramaktadır. Sonuç olarak, inanç ve mitoloji ağırlıklı klasik metinler yaşayan Alevilikle organik bağını yitirmekte, dolayısıyla da yaşayan Alevilerin inançlarına referans olabilmesi mümkün görülmemektedir. Alevilik kent koşullarına göre yeniden şekillenirken Pîr ocakları sistem içindeki merkezi konumlarını kaybettiklerinden, Pîrlerin sözleride eski otoriter karakterini ciddi derecede yitirmektedir. Otantik Alevilik sözlü, Kentli Alevilik yazılı karakter taşır. Köy ortamında bir Alevi, inancını ve onun uygulamalarını mürşidinden ve diğer köylülerden ikili ilişki içinde bizzat görerek, duyarak uygulamalı olarak öğrenir. Bu, son derece canlı, dinamik ve sürekli bir aktarım süreci olmaktaydı. Bu süreçte öğrenme eylemi bir kişiden diğerine bilgi aktarımı yüz yüze, söz ve vücut hareketleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.
Dolayısıyla bilginin varlığını devam ettirebilmesi, sürekli bir aktarım zincirinin varlığı ile mümkündü. Bu zincirde bir halka kopsa bilgi yok olmaya mahkûm olma durumu söz konusuydu. Böylesi bir bilgi aktarımının gerçekleştirilebilmesi için her şeyden evvel özel bir toplumsal kurgu gerekmektedir. Toplumun bütün fertlerinin aynı ortak belleği paylaştığı, aynı inanç ve değerler etrafında kümelendiği ve periyodik ritüellerle toplumsallığın yaşandığı bir ilişkiler ağı gerekmekteydi. Otantik Alevilik bu anlamda, ancak kapalı toplumlarda varlığını sürdürebiliyordu. Otantik Alevi toplumu, kendi içinde çok sıkı ilişkiler ağı oluşturarak, bir yandan dışarıya kapalı, diğer yandan da kendi içinde oldukça istikrarlı bir toplumsallık demekti. Bu toplumsallık inançsal temelli olmakla beraber, sosyal ve hukuki yönleri de olan bu bağlar, toplumsal düzen ve istikrarın teminatı olduğu kadar, inanç öğretisinin de en başta gelen güvencesiydi.
Zaten sözlü aktarım zincirinin kesintiye uğramadan devam edebilmesi ancak böylesine bir toplumsal yapının varlığı ile mümkün olabilirdi. Yüz yüze iletişim ve etkileşimle aktarılan bu bilgilerde her zaman ruhani bir yan vardı. Bu yüzden Bâtıni hareketler yazıya daima şüpheyle yaklaşmış, sırlarını sözlü aktarım zincirine emanet etmeyi tercih etmişlerdir. Çünkü yazıya dökülen bilginin, doğası gereği aleni olma ihtimali yüksektir. Bu durum devlet ve iktidar dışı bir toplumsallık için büyük risk demekti. Bu riski Mani, Mazdek, Babek, Hallacı Mansur, Nesimi başta olmak üzere birçok şahsiyet ağır bedellerle ödemişti bu coğrafyada.
Bir kitap, kendisini elde eden birisine sayfalarını kapatma imkânına sahip değildir. Halbuki bir Pîr gizli bilgileri sadece güvendiği ve aynı kaderi paylaştığına inandıklarına açma, diğer kesimlerden saklı tutma imkânına her zaman sahiptir. Otantik Alevilikten Kentli Aleviliğe dönüşme sürecinde, Alevilik ile ilgili bilgilerin aktarım metodu, yöntemi ve yollarda dönüşmek zorunda kalır. Kentlerde hem iç ilişkilerini hızla kaybeden, hem de dış dünya ile çok yakın temas içinde olan Alevi toplumu, öğretisini yazıya dökerek ortaklaşabilmeye bakar.
Son 30 yıl içinde “Alevilik Nedir?”, “Alevi Erkânı”, “Alevilikte Cem” başta olmak üzere farklı konular üzerine yazılmış yüzlerce kitap, duyulan ihtiyaç üzerine kaleme alınmışlardır. Otantik Alevilikte bilginin esas teması sözlü aktarım yoluyla gelmekteyken, Kentli Alevilikte yazılan eserler, inancı ve ritüellerini detaylı tanımlama amacını güderler. Yazılanlar, daha çok kendisini egemen kültür ve inanca karşı savunma temelli olmaktadır. Kentli Aleviliğin birinci özelliği, Alevi toplumunun iç dinamiklerinde meydana gelen değişimleri içermesidir. İkinci özelliği ise Aleviliğin aleniyet kazanması sonucu, inanca meşruiyete kavuşturma çabası olmaktadır. İnanç dış dünyasından gelen eleştiriler karşısında Alevi yazarlar, sürekli savunma pozisyonu ile inancı ve kendilerini açıklama ve egemen kültür ile tarifleme zorunda kalırlar. İnançsal bilginin korunması ve aktarımında meydana gelen bu değişim, inanç ile ilgili bilgilerin köklü dönüşümüne yol açmıştır. İnancın sırlı sözlerinin matbu metinlere dökülmesi sonucu, hayatı yönlendiren temel değerler olmaktan çıkarlar, standartlaştırılmış dogmatik dinî öğretiye dönüşürler. Eleştirilmez, dokunulmaz kutsallık zırhına büründürülen bu bilgiler karşısında inanç sahipleri, zorunlu itaat pozisyonunda kalırlar. Dinî bilgiye dönüşen inanç değerlerinin aktarımı artık farklı araçlarla, farklı toplumsal pratiklerle sürmektedir. İnanç değerleri artık yeni dini taşıyıcılarının elinde güçlü bir söyleme dönüşerek, bilgiden yoksunların iknasının ideolojik aygıtı olur.
Devletçi sistemin zor ve ideolojik aygıtları ile dışarıdan binlerce yıldan beridir yapılan müdahaleleri yetmezmiş gibi, sol düşüncenin sekter ve yanlış yaklaşımı sonucu inanca yabancılaşma çok daha hızlı yaşanır olur. Ulus devletin ulusçuluk dinini aşamayan sol düşünce, özgün ve özerk yapıları hiçleştiren, yok hükmünde gören yanlış yaklaşımları sonucunda, Alevi toplumsallığının parçalanması daha kolay olur. İnancın ahlaki ve politik değerleri ve onun özgürlükçü tarihi direnişçi çizgisini sahiplenme yerine, ‘sol komünizm çocukluk hastalığı’ anlayışıyla hareket eden Alevi aydın ve sol düşünce sahipleri, inancı ve inanç değerlerini olduğu kadar, Yol önderlerini hakir gören, onları rencide eden olmuşlardır.
Topluma ve toplum hakikatine yaklaşımdaki bu sekter ve yanlış yaklaşımın sonucu, talibine gidemeyen Pîr’ den doğan boşluğu ulus devlet doldurdu. Din, siyaset, hukuk, ekonomi, basın, eğitim ve sosyal politikaları ile Alevilere ulaşan devlet, onları hızlıca başkalaştırmaya tabi tutar. Dışarıdan devletçi ve iktidarcı sistemin binlerce yıllık, içeriden de biz aydınların neden olduğu bu müdahaleler neticesinde Yol yürütülmez, inanç yaşanmaz olur. Açıkçası böylelikle binlerce yıllık tarihin hakikat zincirinin halkları bir bir koparılmış, inancımızın devlet ve iktidar dışı toplumsallığının dağıtılması ve parçalanmasında geriye dönülmez zor ve sıkıntılı bir süreç ile inanç karşı karşıyadır.
23.11.2025
Demir Çelik








