
Abuzer Balî Han
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu 1999 yılında, 21 Şubat gününü “Uluslararası Anadil Günü” olarak kabul etmiş. 2000 yılından beri de kabul edilen bu tarih “Uluslararası Anadil Günü” olarak bir çok ülkede kutlanılmaktadır. Yine UNESCO 2008 yılını “Uluslararası Diller Yılı” ilan ederek yayınladığı “Tehlike Altındaki Diller Atlası“na göre, dünyada devlet koruması altında olmayan dillerin gittikçe zayıfladığını ve yok olmayla başbaşa olduklarını açıklamıştı. Uluslararası bir kuruluş olan „National Geographic“in 2005 yılında yaptığı araştırmaya göre, dünyada 6912 dilin varlığı tesbit edilmişti. Bu dillerin bir kısmının yok olmaya yüz tutuğunu, hatta birkaç ayda bir, bir dilin konuşma sahnesinden çekilerek yok olduğu, yapılan çalışmaları sonucu ortaya konuldu.
Her ay kaybolmayla başbaşa olan dillerin sayısı yaklaşık olarak 2600 civarında olduğu, dilciler tarafından vurgulanmaktadır. Türkiye’de ise birbirinden farklı olan 28 dil var. UNESCO’nun yayınladığı dil atlasına göre, Türkiye’de konuşulan bu 28 dilden 18’i yok olmanın eşiğinde ve 3 dilin ise kaybolduğu belirtiliyor. Kaybolan diller arasında Kapadokya Yunancası, Mlahso ve bir Kafkas dili olan Ibıhça yer almaktadır. Tehlikede olan diller arasında ise Abazaca, Homşetsi (Hemşince), Lazca, Pontus lehçesi (Rumca), Romanca (Sinti) ve Çerkezce yer alıyor. Kürtçe ise son yıllarda devletçe kaldırılan yasaklar neticesinde konuşma ve yazı dili gittikçe gelişmeler kaydetmektedir.
Dünya dillerinin tahminen ancak 300 kadarı resmi devlet dili veya devletlerin koruması altında olduğunu düşünürsek, geriye kalan 3600 kadar dilin her zaman yok olmayla karşı karşıya olduğunu söylemekte yarar var! Yapılan bir dil araştırmasına göre 1950 yılından günümüze kadar, dünyada yok olan dil sayısı 230 kadardır. Bu rakam da nerde ise her yıl dört dile yakın dilin tarih sahnesinden silinip yok olduğunu göstermektedir. Bu konuyu sadece dil ile sınırlamak doğal olarak yeterli değildir. Zira bir dilin yok olması demek, o dili konuşan halkın, başka bir halk tarafından asimile edilerek tarih sahnesinden silinip kaybedilmesi demektir.
Anadili, ana sütü gibi insana helaldir! Onu yasaklamak ve yok etmek, uluslararası insan haklarına da aykırıdır. Türkiye’den yabancı ülkelere göç eden işçi ve çocuklarının anadilleri olan Türkçe, yurtdışında gittikçe özellikle de gençler arasında zayıflamakta olup, şimdiden bir çok çocuğun yaşadıkları ülkenin dilini konuşarak, kendi anadillerine yabancılaşması, ilerde telafisi zor olan olumsuzluklara yol açacaktır. Bu durum ister istemez kendisiyle birlikte bir asimilasyonu da gerçekleştirecek. Ana ve babalar anadillerine önem vermeli. Anadilini iyi bilen bir öğrencinin, kendi dilinin yanı sıra birkaç yabancı dili daha öğrenmesi de kolaylaşır.
Dil, yani anadil, bir insanın varlığı ve onurudur. Genel anlamda dil, halkların kimliği anlamını da birlikte taşır. Anadilini öğrenmek ve onunla temel eğitim almak insan hak özgürlüklerinin kopmaz bir parçasıdır.
Türkiye’de birden fazla dilin konuşulduğu bilinen bir gerçek. Bu diller arasında Türkçe resmi dildir. Bu çok dillilik sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir. Çok dilli ülkelerin sayısı dünyada oldukça fazladır. Örneğin: Dünyada 194 devletten, 113 devletin birden fazla resmi dili var. Çok dilli memleketlerden biri de Çin’dir. Çin’de konuşulan dil sayısı 51, Bolivya’da 37, Hinditan’da 36, Rusya’da 34, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 11, İtalya’da 11, İngiltere’de 10, ABD’de 8, İran’da 8, Irak’ta 4, İsviçre’de de dört kantonda tam dört tane resmi dil var.
Yine UNESCO ve dilbilimcilerin çalışmalarına göre, dünyada sosyal ve ekonomik olarak güçlü olan devletlerin dilleri, diğer dünya dillerine egemen olduğu görülür. Dünyanın her yerinde konuşulan İngilizce, nerde ise bu dil, uluslararası bir anlaşma dili konumuna gelmiş olması, bu dilin önemini artırmıştır. Yine Almanca, Fransızca, İspanyolca, Rusça ve Çince gibi dillerin bir çok ülkede konuşularak, diğer azınlık dillerini etkiliyerek ezdiğini, Amerika, Afrika ve Avustralya gibi kıtalarda konuşulan yerli dillerin zamanla bu baskın dillerin etkisinde kalarak unutulduğu da bilinen tarihi bir gerçek.
Günümüzde UNESCO birçok ülkede tehlike altındaki diller için bazı koruma ve geliştirme programlarını uygulamaktadır. Her devlet kendi içinde konuşulan dil ve kültürleri yaşatmak ve gelişmelerini sağlamakla sorumludur.
Dil, toplumsal hayatın en önemli damarlarından biridir. Anadil ise hayatın ta kendisidir. Bizden önceki kuşaklar da dillere çok önem vermişler. Kendi anadilinden başka birkaç dili konuşan birinin, bildiği dil kadar kişiliği bünyesinde taşıdığı sözünü en güzel ifade eden şu atasözüne ne demali? „Bir lisan bir insan; iki lisan iki insan!“
Abuzer Balî Han
-Dilbilimci-








