✍ Azad Ronî Yazdı:
Soğuk Savaş döneminde Avrupa’da iki sistem vardı. Bu iki sistem birbirleriyle hep yarış halindeydi ve birisinin mutlaka kazanması gerekiyordu. Batı Avrupa’daki kapitalist sistem, Doğu Avrupa’daki sosyalist sistem ile yarış halinde olduğu için finans sektörleri dünyanın bütün kapitali ile ya da dünyanın en büyük şirketleri bilinçli olarak sadece Batı Avrupa ve ABD’ye yatırım yatıyorlardı. Öbür ülkelerde de ABD’nin arkasında olduğu askeri darbeler geliyordu. Bu süreçte Amerika emperyalizmin görevi 20 yıl boyunca bütün Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinde üst üste askeri darbeleri o ülkenin askerleri eliyle yaptırarak, o kırsal bölgelerde sosyalizme geçmelerini önlemeye çalışmaktı. İşte 12 Eylül 1980 askeri darbesi de, bu ülkeyi gerilere götürüp karanlığa sürükleyen bu askeri darbelerden sadece biriydi. Bütün Türkiye halkı uluslararası o büyük şirketlerin (uygarlık güçlerin) çıkarları için çok büyük acılar yaşadı. Çocuk yaşındaki yiğit evlatları darağaçlarında asıldı.
12 Eylül Askeri darbesini lanetliyoruz!..
Amerika emperyalizmi, Batı kapitalist sistemi kazan diye 1948-1951 yılları arasında Batı Avrupa ülkelerine anti-komünist ve ekonomik destek sağlayarak bilinçli bir şekilde Sovyetler Birliği’ne benzer bir şekilde sosyal devlet programlarını uygulamaya koydu. Amaç sosyalizmin içine girip onu içten; sosyal devlet programlarıyla yıkmaktı. Batı Avrupa ülkelerindeki siyasi partilerin hemen hemen hepsi o dönemde seçim propagandalarında, “Sosyalizmi istiyorsanız, onu da biz getireceğiz size” diyerek 1990’larda sosyalist cepheyi yıkıncaya kadar geçici olarak sosyal devleti inşa ettiler. Batı emperyalizmi sosyalist cepheyle sadece ekonomik olarak savaşmıyordu; şiddet, ekonomik, siyasi, politik olarak. Soğuk Savaş döneminde bütün NATO ülkelerinde kurdukları NATO-Gladio’su aydın insanları, yazarları, devrimcileri gizlice sürekli öldürüyordu. Aynı Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı Osama bin Laden, Saddam Hüseyin gibi terörist ve diktatörlere para, silah verip destekliyorlardı.
‘Yeşil Kuşak Projesi’yle de bütün İslam ülkelerine de, “kendi ülkenizde İslam propagandası yapan” diye para verip desteklediler. Amerikaların bu emrine yerine getiren Yahudi devşirmesi ve CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze’nin, “Ankara’daki Çocuklar Başardı!” dediği ve Amerika politikacıların Küba Batista’sı sahsında yetiştirdikleri bu tür diktatör çocuklarına, “Bizim oruspu çocuklarımız” dedikleri Kenan Evren, ABD’nin programları doğrultusunda Türkiye’de Alevi köylerine bile cami yaptırarak İslami propaganda başlattı. ‘Yeşil Kuşak Projesi’ döneminde başlatılan bu İslam propaganda ve çoğalan İmam Hatip okullarında verilen İslami eğitim sonucunda önce İslamcı ‘Reha Partisi’ni iktidarın ortağı yaptılar; sonra AKP’yi tek başına iktidara getirdiler.
ABD’nin gizli örgütü CİA de El-Kaida terör örgütünü örgütledi. Afganistan’da Sovyetlere karşı kullandı. Sonra bütün İslam ülkelerden İslamcı cihatçıları toplayıp Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı yıllarca savaştırdılar. Sovyetler Birliğin İşi bitince, bu kendi adamları olan Osama bin Laden’i, Saddam Hüseyin’i, El Kaida örgütünü iki yüzlüce bütün dünyaya düşman ilan edip Ön Asya’da da savaşlarını sürdürmeye devam ettirdiler. Ve o savaşlar hâlâ Suriye ve İran üzerinden Ortadoğu’da devam ediyor.
Amerikalıların Kenan Evren eliyle yaptırdıkları 12 Eylül 1980 Askeri Darbe’nin ağır bilançosu:
1.) Amerikaların emriyle yapılan askeri darbeden sonra kurulan Milli Güvenlik Konseyi 1983 genel seçimlerine kadar Türkiye’nin iç ve dış politikasına ilişkin uluslararası büyük şirketlerin çıkarları doğrultusunda çalıştı ve bütün kritik karaları aldı.
2.) Kimin ülkeyi yönettiğinin farkında olan dönemin başbakanı Süleyman Demirel yavaşça şapkasını alıp görevden ayrıldı.
3.) Siyasi partiler kapatıldı. Zaten pek uygulanmayan Anayasa tümden uygulamadan kaldırıldı.
4.) 7 Kasım 1982’de ‘Darbe Anayasası’ ve Kenan Enver’in cumhurbaşkanı seçilme oylaması baskı ve korku altında tutulan halkın yüzde 92,3 oyuyla kabul edildi.
5.) Kenan Enver yüzde 92.3 oyla cumhurbaşkanı seçilince Aziz Nesin, “Daha önce Türk milletin yüzde atmışı aptaldır demiştim. Şimdi o sözümü geri alıyorum. Ve şöyle düzeltiyorum: Türk halkın yüzde 92’si aptaldır.” diyordu. Fakat burada da ironik bir çarpıtma vardı. Aziz Nesin; Türkiye’nin asimilasyon politikasından geçirip Türkleştirdiği Arnavut, Bulgar, Laz, Çerkez, Rum, Ermeni, Süryani ve Kürtlerin hepsini Türk olarak görüyordu. Halbuki Türkiye’de gerçek Türkler çok azınlıktaydı ve bunlar hiçbir zaman ne iktidara geldiler, ne de iktidardan hoşnuttular!..
6.) 14 bin kişi Türk vatandaşlığından çıkarıldı (Bundan birisi de bendim. Kürtçülük propagandasından dolayı bana verilen 1 yıl 6 aylık cezayı yurt dışından gidip yatmadığım için, vatanı Amerika’nın çiftliği olarak bilip gören Türk generalleri beni vatandaşlıktan atmışlardı. İyi ki atmışlardı. Türk Generalleri ve politikacıları kendilerini öylesine Batı emperyalizmin hizmetine adamışlar ki, Türk vatandaşlarını insan olarak görmüyorlar, insan hakları onların umurunda değil, her konuda Türk vatandaşlarına zorluk çıkarmaktan başka bir iş yapmıyorlar. Böyle İttihatçı zihniyete sahip general ve politikacıların yönettiği devletin vatandaşı olmak beni utandırıyordu zaten).
7.) On binlerce kişi “düşünce suçlusu olarak gözaltına alınıp; sorgu merkezlerinde işkencelerden geçirildi.
8.) Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
9.) 512 kişiye idam cezası verildi.
10.) 299 kişi cezaevlerinde, 14 kişi açlık grevinde olmak üzere toplam 313 kişi cezaevlerinde öldü.
11.) 95 kişi çatışmalarda öldürüldü. 16 kişi kaçarken öldürüldü.
12.) 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi. 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.
13.) 35 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına çıkmak zorunda kaldı.
14.) 171 kişi sorgu merkezlerinde gözaltındayken ‘Atatürk ilke ve inkılapları’ doğrultusunda işkenceden geçirilip öldürüldü.
15.) 939 film Batı’nın çıkarları için sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
16.) İki bin üzerinde kitap, dergi, magazin Batı’nın çıkarları için sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
17.) Amerika’nın çıkarları için sakıncalı bulunan gazeteler 300 gün boyunca basılmadı.
Berlin, 12 Eylül 2026
Azad Ronî








