Varto’da Jeotermal İstemiyoruz!
Azad Ronî Yazdı:
Afganistanlı babası gibi M16 ajanı olan Ayetullah Ruhullah Humeyni’yi (kimileri Persli bilirler, oysa Humeyni Afgan devşirmesidir.) İngilizler nasıl ki Şubat 1979’da İran’da iktidara getirip sokaklarda kendi vatandaşlarını ’Devrim Muhafızları’ dediği silahlı çetelerine infaz ettirsin, yetmeyecek, her gün karanlık hapishane hücrelerinde ortalama on genci ağır işkencelerden geçirerek, öğretmenleri, aydınları, sanatçıları, kadınları vinçlerin ucunda çocuklarının gözleri önünde idam ettirsin, toplumu dinle uyuşturma yetmeyeceği için ülkede uyuşturucuyu serbest etsin (İran’da Humeyni döneminde uyuşturucu kullanım yaşı 10’a düştü. İran Şahı İngiltere tarafından yapılan afyon ticaretini sonlandırarak hata yaptığı için ikinci kez iktidardan indirilerek yerine Molla Humeyni’yi getirmişlerdi.), ve ülkesine düşman edip yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yabancı şirketlerin işletmesine açtıysa; Gürcü Recep Tayip Erdoğan’ı da İngiliz Kraliyet Ailesi Türkiye’de Ağustos 2001 yılında kendi Kürt ve Alevi vatandaşlarına ve ülkesine düşmanlık yapsın, polis ve askerleri eliyle uyuşturucu taşıyarak serbest etsin (Türkiye’de uyuşturucu kullanım yaşı 2001-2002’de 16-20 yaş arasıyken, AKP döneminde 9 yaşına kadar düştü.), İngiliz askerleri yerine 2015-2016 yıllarında Şırnak, Cizre, Silopi, Sur Nusaybin gibi on şehri yerle bir etsin, insanları bodrumlarda yaksın, Roboski’de kendi Kürt vatandaşlarını bombalasın, ülkenin verimli topraklarını yabancı maden şirketlerine vererek doğayı katletsin, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı olarak İsrail’in önünü açsın, yüzbinlerce insanı göçe zorlayarak ülkesinin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, madenlerini İngiliz ve Amerika şirketlerin işletmesine daha fazla açsın diye iktidara getirdiler.
Ortadoğu halkları milliyetçi ve dini lider dedikleri iktidar sevdalısı şizofren kişilerin birer Batı ajanları olduklarını bilmiyorlar. Farkında değiller. Bu yüzden sorunların nedenleriyle değil, sonuçlarıyla uğraşırlar. Yerli halklara yaptıkları katliamlar, soykırımlar ve doğa katliamlarıyla yüzleşmezler. Kürt sorunu ve Alevi sorunu diye bir sorun varsa, inkar edip çözümsüzlüğe bırakmak için adını koymazlar. Adını koymak zorunda kalacakları durumlarda da sorunu çarptırmak için halkların hak arayışlarını, eşit vatandaşlık hakkını, ana dilini konuşma hakkını ”Terör“ diye yanlış kavramlarla açıklamaya çalışırlar. Saddam ve Humeyni gibi adaleti, hukuku, insani kurallara, yasa ve mahkeme kararlarına uymayan, belediyelere keyfince kayyum atayan, belediye başkanlarını, Selahattin Demirtaş gibi parti eşbaşkanlarını cezaevine atan, rejimine her muhalefet edenlere zulm yağdırarak vatandaşlarını cezaevlerine doldurup yoğun baskı altında tutan, öldüren, işkence, şantaj, darbe ve darbe girişimleriyle iktidarını korumaya çalışan diktatör Erdoğan’nın sonu da Batı ajanları Saddam Hüseyin, Şah, Humeyni rejimi ve Hamaney gibi kullanıp kullanıp tarihin çöplüğüne atarlar.
Fakat olan o coğrafyada yaşayan halklara ve doğasına oluyor!
AKP döneminde Muş ve Varto’daki doğa katliamları
Cihatçı örgütlerle beraber çalışarak Türkiye’yi bir cihatçı İslamcılar platformuna çeviren, insan ve doğa düşmanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı tarafından iktidara getirildiği 2001 tarihten beri, 25 yıllık AKP döneminde Muş ve Varto köylerinde 2 baraj, 6 tane HES yapılmıştır. Onlarca köyü boşaltılarak ve verimli tarım arazileri sular altına gömülerek Bulanık’ta yapılan Alpaslan 1 Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) 2012’de faaliyeti geçmiştir. Ve gene onlarca köyü boşaltılarak, verimli tarım ovaları sular altına gömülerek Varto’nun aşağıdaki Murat Nehri üzerinde Alpaslan 2 Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) 2021’de faaliyete geçmiştir.
Sadece Varto’da 4 tane Hidroelektrik Santrali (HES) vardır. 1. Xoşan’da yapılan Sönmez HES. 2. Kamer HES. 3. kurdu kuşu, balığı, hayvanı besleyen, çiftçilerin tarlalarını, çayırlarını sulayan Goşkar Çayı dev borulara konularak ve o coğrafyada yaşayan insanların ziyaret ettiği Goşkar Baba’nın yol güzergâhı üzerindeki Goşkar vadisi katledilerek Dapak Köyü’nde yapılan Sağlıcak HES. Goşkar Vadisi’ni kurutup katleden bu projeye karşı on köy (Sağlıcak, Diktepeler, İçmeler, Yayıklı, Yarlısu, Doğanca, Armutkaşı, Seki, Taşcı, Sazlıca) halkı birleşerek eylem yaptı. Halkın iş makinelerini durdurma, kepçelerin önünde yoğun protestoların gerçekleşmesine rağmen, köylülerin tarlaları, çayırları, meraları gibi taşınmazlara normal kamulaştırma süreci beklenmeden devreye sokulan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin acele kamulaştırma kararıyla el konuldu ve 2011-2013 yılları arasında yapımı tamamlanan HES, 2014’te faaliyete geçmiştir. 4. Ve gene kurdu kuşu, balığı, hayvanı besleyen, çiftçilerin tarlalarını, çayırlarını sulayan Goşkar Çayı dev borulara konularak ve Alevi inancındaki insanların ziyaret yollarının önünü kesecek şekilde Goşkar vadisi katledilerek Muzuran Köyü’nde yapılan Yayıklı HES. Goşkar Vadisi’ni kurutup katleden bu projeye karşı halkın iş makinelerini durdurma, kepçelerin önünde yoğun protestoların gerçekleşmesine rağmen 2011-2013 yılları arasında yapımı tamamlanan HES, 2015’te faaliyete geçmiştir.
Unutmayın ki, çevreyi ve doğayı korumak ekonomi politik, siyaset ve daha fazla para kazanma hırsından ayrı düşünülemez! Zaten kapitalist sistemin daha fazla para kazanma mantığı doğayı ve çevreyi katlediyor. Onun için ona karşı mücadele gelişiyor. ‘Ben politika yapmıyorum‘ diyorsanız, diplomasız politikacı yobaz Erdoğan gibi birileri ülkenizi, coğrafyanızı satışa çıkarır, sizin hiç haberiniz bile olmaz. Sata sata ülkede bir şey bırakmadılar. O yüzden ekonomik-politik anlayışla politikleşmiş kamuoyu oluşturmak, birleşik bir mücadele hattı oluşturmak, hukuki süreci iyi yönetmek, sorunu Mecliste gündemde tutmak, bütün Türkiye’ye yaymak, basın ve medya organlarında seslendirmek ve kitlesel demokratik protesto gösterileri ve yürüyüşleri görünür kılmak, hukuki alanda davayı kazanmanın ve jeopolitik fırtınayı en az zararla atlatmanın önemli şartlarıdır.
2013 yılında CHP Muğla Milletvekili Tolga Çandar, ”Iğdır Ovasının tamamını İsrailliler aldı. Harran Ovasının yarıdan fazlasını İsrailliler satın aldı. Türkiye’deki ekili alanlarımızın önemli bir bölümünü İsrailliler satın alıyor. Karacahisar Köyü’nde Termik Santrali’n yapılacağı yerden Bodrum’a kadar olan arazinin birileri tarafından satın alındığını öğrendik,” demişti.
Evet, Anadolu ve Kürdistan doğasını, havasını, toprağını yabancı şirketlere satıyorlar. Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını Amerikan ve İngiliz Jeotermal Enerji Santralleri (JES), Güneş Enerji Santralleri (GES) ve maden şirketlerine satarak bütün bir ülkeyi oturamaz, yaşayamaz hale getirerek çöle çevirmek isteyen Erdoğan ve AKP’liler, Aydın, Denizli, Muğla illerinde doğayı, havayı kirletip katlettikleri gibi şimdi de Muş-Varto köylerinde ve Bingöl-Karlıova’da Jeotermal Enerji Santralleri (JES) yaparak, “yatırım yapıyoruz“ adı altında doğayı katletmek istiyorlar.
Her zaman, her bölgede toprağına, suyuna, havasına sahip çıkan halka karşı polisi ve jandarmayı devreye sokup kullanarak köylülerin ‘Kamu Orta Malı’ olarak bilinen meralarını, tarlalarını, bahçelerini, yaylalarını özel Jeotermal Enerji Santralleri (JES), Güneş Enerji Santralleri (GES) ve maden şirketlerine veren anti demokratik devletin yöneticileri kendilerinden o kadar eminler ki, vatandaşlarını, köylülerini insan yerine bile koymuyorlar olacak ki; Varto’da yapılmak istenen Jeotermal Enerji Santrali projesi için 16-19 köyün halkı ile toplantılar yaparak, onların da görüşlerini alıp değerlendirerek hazırlanması gereken zorunlu ‘ÇED’ raporu için; “ÇED Gerekli Değildir” kararını almışlar! İsteseler ÇED raporu da hazırlayıp verebilirlerdi. Ama onu da yapmamışlar. Öyle ya, kendi halkını örgütlü devletin polisi, jandarması ve askerleri gücüyle zapt altına alan bir diktatörün halka danıştığı, onların görüşünü aldığı hiç görülmüş müdür?


Doğa harikası, tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan 16-19 Varto köyünü kapsayan, toplam 453 bin m² mera alanında uluslararası alanda çalışan Amerikan şirketi İGNİS H2’nin yapmayı planladıkları Jeotermal Enerji Santrali (JES) havayı, doğayı, ekolojik yaşamı, suları kirletip zehirleyerek insanları, inekleri, koyunları, keçileri, tavukları yaşayamaz duruma getirerek yavaş yavaş öldürmek demektir!
Elektrik üreten Jeotermal Enerji Santrali şirketi İGNİS H2; 1. Güzelkent merkez olmak üzere 2. Armutkaşı, 3. Çaylar, 4. Yeşildal, 5. Küçüktepe, 6. Köprücük, 7. Çallıdere, 8. Onpınar, 9. Güzeldere, 10. Alabalık, 11. Eryurdu, 12. Gölyayla, 13. Kartaldere, 14. Dağcılar, 15. Beşikkaya, 16. Tuzlu, 17. Ozankent 18. Taşlıyayla, 19. Teknedüzü köylerini kapsayan alanda derinliği 3 bin metreyi aşan toplam on tane kuyu açmayı planlamışlardır.
Jeotermal Enerji Santrallerin zararları
3.000 metre derinliğindeki magma/lav damarlarına, 420-450°C’lik kayaç sıcaklığına inen kuyulardan çıkacak olan „Jeotermal akışkanlar (sıcak su ve buhar) yeraltındaki yüksek sıcaklık ve basınç altında kayaçlarla etkileşime girdikleri için bünyesinde Hidrojen Sülfür (H2S), karbondioksit (CO2), Metan (CH4), Hidrojen (H2), amonyak (NH3) ve Azot (N2) gibi çeşitli zehirli gazlar çevreye yayıldığında toprağı, suyu, havayı kirletecek, önce o coğrafyada yaşayan insanların, hayvanların ve bütün canlıların solumum organlarını bozacak, sonra da insanlarda kanser hastalıkların çoğalmasına sebep olacak ve orayı yaşanmaz hale getirecektir! Çevre, toprak, hava ve su kirlenecek! Tarım ve hayvancılık uzun vadede yok olacak! Bahçenizdeki sebze ve meyve ağaçların dallarındaki meyveler zehirlenecek! Kükürtlü (sülfürlü) sebze ve meyveleri yediğinizde kanser hastalığına yakalanırsınız. Hemen değil, yavaş yavaş ölürsünüz!
Örnekleri var: Kanser hastalığı ve organ hasarların günbegün çoğaldığı Aydın’da 35’in üzerinde Jeotermal Enerji Santrali var. Daha önce kanser hastalıkları % 3 olan Aydın’da, Jeotermal Enerji Santrali yapıldıktan yıllar sonra kanser hastalıkları oranı %16’ya fırlamış! Avrupa’da birinci sırada, dünyada ise ilk üçüncü sırada yer alan Türkiye’de 65-66 tane Jeotermal Enerji Santrali var; bunun yarısı Aydın kentinde. Kanser hastalığı ve organ hasarların günbegün çoğaldığı Denizli’de 4 tane Jeotermal Enerji Santrali var. Ve gene kanser hastalığın günbegün çoğaldığı Manisa’da 18, Muğla’da 1 tane Jeotermal Enerji Santrali var.
Muğla’da 32 Jeotermal Enerji Santrali daha yapılmak istenmiş ama halkın büyük tepkisi ve protestolar karşısında ihaleler 2020 yılında iptal edilmiştir. Aydın, Denizli, Manisa ve Muğla çevresindeki bahçelerden toplanan kükürtlü (sülfürlü) incirler ve üzümleri Türkiye artık yurtdışına satamıyor. Vatandaşlarının sağlığını düşünmeyen yöneticiler bu kükürtlü incirleri ve üzümleri ülke içinde tüketerek doğasını katlettikleri vatandaşlarını zehirliyorlar.
Uzmanlar: “Eğer kapalı sistemde hatasız dört dörtlük çalışırsa Jeotermal Enerji Santrali genellikle temiz enerji olarak biliniyor ve öyle gösteriliyor. Hiçbir zaman kurallara ve yasalara tam anlamıyla uymayan, cumhurbaşkanının bile Anayasaya, yasalara, mahkeme kararlarına uymadığı Türkiye’deki uygulamaları ne yaparsanız yapın standartlara uygun belli bir planlanması ve sıkı kontrol mekanizmaları olmadığı için kirli enerji haline dönüşüyor. Kapalı sistemde, havaya ve suya karışmaması gereken ‘hidrojen sülfür, karbondioksit, sülfür dioksit, amonyak ve metan’ gazlar havaya ve suya karışıyor. Kükürtlü hidrojen havaya karışıp atmosfere çıktığında ikinci bir gazın oluşmasına neden oluyor. O da ‘kükürt dioksittir.’ Kükürt dioksit, solumum sistemi sağlığı açısından çok daha zararlı bir gazdır! Sebze, meyve ve bütün bitkilere çok ciddi zararlara neden oluyor. Bu gazların yanında bir de ağır metaller var: Nikel, kadmiyum, çinko, arsenik gibi kanserden, organ hastalıklarına, solunum sistemine kadar insan sağlığı üzerinde çok ciddi etkileri olan metaller.“
Bazı insanlar konuyu tarihsel, kültürel, politik ve ekolojik sistem konusunda derin düşünceleri olmadığı ve projenin arka planını bilmedikleri için yüzeysel olarak, “Varto’ya yatırım yapıyorlar, bunun önüne geçmeyelim” diye düşünürken gelecek olan şu felaketlerin farkında değiller:
1. Jeotermal akışkanlar (sıcak su ve buhar) yeraltındaki yüksek sıcaklık ve basınç altında kayaçlarla etkileşime girdikleri için bünyesinde Hidrojen Sülfür (H2S), karbondioksit (CO2), Metan (CH4), Hidrojen (H2), amonyak (NH3) ve Azot (N2) gibi çeşitli gazlar ve Arsenik (As), Lityum (Li), Bor (B), Kalsiyum (Ca2+), Demir (Fe), Magnezyum (Mg2+), Klorür (CI-), Sülfat (SO4), Mangan, Çingo ve Kursun gibi ağır metaller ve mineraller toprağa ve derelerdeki sulara karışması halinde tarım ürünlerin kalitesini etkileyebiliyor. Süt ve et için beslenen hayvanları etkileyebiliyor, ürünlerine zarar verebiliyor.
2. Jeotermal santrallerden çıkan gazların Hidrojen sülfür, karbondioksit, sülfür dioksit, amonyak ve metan gazlar havaya ve suya karışıyor. Hava kirliliği ve çevreye çürük yumurta kokusu gibi bir koku yayıyor.
3. Jeotermal santralin bina bacalarından gökyüzüne sürekli buharlı bir duman yükselir. Açılmış olan kuyulara boru hatları kurulur. Yapılan hatalar felaketlere yol açabiliyor. Neolitik dönemden beri bu cennet coğrafyada kurulmuş olan ekolojik sistem, yani tarım, hayvancılık ve doğal ekolojik köy komünal yaşamın çöküşünü beraberinde getirecektir. Zamanla terk edilmiş güzelim köyler artık kirli Jeotermal ve maden ocakları gibi sanayi faaliyetinin birer parçaları haline gelmiş olur.
4. Güney Anadolu Fay (GAF), Doğu Anadolu Fay (DAF) ve Kuzey Anadolu Fay (KAF) hatların birleştiği kırılgan ve her 50-75 yılları arasında büyük depremlerin olduğu Varto-Karlıova bölgesinde yapılacak olan Jeotermal Enerji Santralleri yeni depremleri tetikleyebilir. Ağır depremlerde Jeotermal binalarında ve kuyulardan gelen borularda herhangi kırılma ve patlamada felaketlere yol açabilir.

İGNİS Energy şirketi Jeotermali nasıl pazarlıyor?
Jeotermal enerji şirketlerine çalışan diplomalı uzmanlar Jeotermali şöyle pazarlıyorlar:
“Yerin altında belli bir miktarda ısınmış bir suyumuz var. O suyu biz alıyoruz yukarıya çıkarıyoruz. Santralımızda onun enerjisini kullandıktan sonra, tekrar aynı miktar suyu yerin altına gönderiyoruz. Temiz bir enerji. Dünya buraya doğru gidecek. Tüm enerji ihtiyacını bu kaynaklar üzerinden sağlamaya doğru gidecek ve gidiyor. Sadece elektrik değil, konut ısıtma, sera ısıtma ve buna benzer alanlarda da jeotermal enerji yaygın bir şekilde kullanılmakta. Türkiye’nin ortalaması üç bin metrede 250 derece sıcak suya ulaşılabiliyor. Deprem ülkesi olmasından dolayı. Bu anlamda çok zengin, çok şanslıyız. Bugün Anadolu’nun ortasında yerin altında bizim sıcak kaynağımız var. Ama biz bunu değerlendiremiyoruz. Yerin altında sizin istediğiniz kadar enerji dolu. Biz bunu jeotermal enerjilerle gerçekleştirdiğimiz zaman Türkiye’nin enerji sorunu diye bir sorunu olmayacak!” diye süsleyip temiz enerji olduğunu iddia ederek insanları kandırmaya çalışıyorlar.
3.000-3.500 metre derinliğine inen kuyulardan, yani yerkabuğunun bugünkü halini almadan yaklaşık 20 ile 5 milyon yıl önceki Paleotektonik döneme iniyorlar ve o dönemin koşullara ait (ki o dönemin koşullarında dünyada yaşam yoktu. Hiçbir canlı yaşamıyordu, bitki yetişmiyordu.) akışkan sıcak su, buhar ve çamurun içinde çıkan gaz ve metallerin, 10 milyon yıl sonraki yaşam koşullarında yaşayan insanlara, hayvanlara ve bitkilere çok ciddi etkilerinin olduğunu Jeotermal enerji şirketlerine çalışan diplomalı uzmanlar ve bilim insanları pekâlâ bizden çok daha biliyorlar bilmesine de, doğruları konuşmak işlerine gelmiyor. Dünyanın altını üstüne çevirip tekrar kısmen Paleotektonik dönemin koşullarını yaratırsanız, elbette milyonlarca yıl sonraki yaşam koşullarında yaşayan insanların, hayvanların ve bitkilerin üzerinde çok büyük etkileri olacaktır! Bu, açıkça kapitalist sistemin kâr hırsı zihniyetiyle ekolojik kırım savaşı yürütmek demektir.
Zaten İGNİS Energy şirketi politik motifli bir firmadır: Dünyayı yöneten BlackRock, Rothschild Ailesi, The Vanguard, Rockefeller Ailesi, Berkshire Hataway gibi çok uluslu Amerikan büyük holding şirketleriyle ilişkileri olan şirkettir. Onların projeleri doğrultusunda çalışıyorlar. Yaptıkları inceleme ve sondajlarda eğer altın, bakın ve petrol gibi başka madenleri bulurlarsa, öbür ilişkide oldukları uluslararası şirketlere bildiriyorlar ve onların devreye girmesini sağlıyorlar. Maliyeti düşürmek için özellikte yer kabuğunun 2.000 ya da 3.000 metre ince olduğu ve akışkan sıcak su ve buhara ulaşabildikleri deprem ve volkanik bölgelerinde Jeotermal enerji Santrallerini kurarak, henüz kırılgan o bölgelerin depremlerini de tetikleyebilirler. Bu tehlikeli durumu kendileri de biliyor. Ama hiç umurlarında değil.
İgnis H2 Enerji şirketi şöyle diyor:
“Petrol ve Gaz sektöründen gelen engin deneyimimizi, jeotermal geliştirme zincirini keşiften işletmeye kadar güçlendirmek için kullanıyoruz. Doğru fikirler, kanıtlanmış teknolojiler ve pazar lideri şirketlerle bağlantı kurarak, riski dengelenmiş bir portföy oluşturuyor ve güvenilirliği güçlendiriyoruz. Uygun maliyetli, güvenilir ve sürdürülebilir temel yük sağlayan jeotermal enerjiyi geliştirerek daha temiz bir gelecek inşa etmek için var gücümüzle çalışıyoruz.”
Diplomalı uzmanlar ve Türkiye politikacıları Jeotermalin temiz enerji olduğuna kendilerini öylesine inandırmışlar ki, şu an ABD, Endonezya ve Filipinler’den sonra dünyada ilk 4. sırada, Avrupa’da ise birinci sırada yer almaktadır. Jeotermal Enerji Santrali alanında dünya liderliğine doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Türkiye, ne kötüyse o konuda dünya birincisi olmak gibi zihniyete sahip.
İGNİS H2 Energy şirketi Amerika, Alaska, Endonezya, Filipin, İtalya ve Türkiye gibi farklı coğrafyalarda faaliyet gösteriyor. Şirketin Türkiye’deki şubesi 2023-2024 yılları arasında Manisa, Bingöl-Karlıova ve Muş-Varto’da halka “deprem araştırmaları yapıyoruz” diyerek gizlice inceleme, araştırma çalışmaları yapmıştır. Muş ve Bingöl ili sınırları içindeki Güzelkent, Ilıpınar, Kargapazarı, Kantarkaya, Kaynarpınar olmak üzere 4-5 yerde arama ruhsatı almışlar ve araştırmalarını da yapmışlar. Sondaj çalışması için hazırlıklara başlamışlar.


Jeotermalin yapılmak istendiği Güzelkent (Tatan) Köyü
Varto’da Güzelkent Projesi
Ignis H2 Energy şirketin Güzelkent projesi hakkındaki düşünceleri şöyle:
“Ignis H2 Energy Inc., 2023’ün dördüncü çeyreği itibarıyla Ignis Türkiye (IGNIS) şubesini kurmuş ve Doğu Anadolu’da dört jeotermal arama ruhsatı edinmiştir. Doğu Anadolu Sıkışmalı Neotektonik Bölgesi, bölgenin jeolojik gelişimi ve havza yapısında önemli bir rol oynamaktadır. Farklı tektonik blokların etkileşimi sonucu oluşan bu bölge, çeşitli yapısal unsurları içermektedir. Muş ilinin kuzeyinde yer alan Varto ilçesi ve jeotermal kaynaklarıyla bilinen Güzelkent yerleşimi, Bingöl Dağları’nın eteklerinde bir düzlük üzerine kurulmuştur. İlçe sınırları içinde Bingöl, Şerafettin ve Hanşeref adında üç önemli dağ bulunmaktadır. Ruhsat alanı, Varto ilçesinin 12 km kuzeybatısında, Güzelkent köyü ve çevresinde 40 km2’lik bir alanı kapsamaktadır.
Ruhsat alanında 2023 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen arama çalışmaları, ağırlıklı olarak yüzey jeolojisine odaklanmış olup, Varto Havzası ve çevresinde stratigrafik ve jeolojik incelemeler yapılmıştır. Ruhsat, Doğu Anadolu Sıkışmalı Neotektonik Bölgesi içinde, bölgenin tektonik yapısını şekillendiren Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ve Doğu Anadolu Fayı (DAF) kesişimine yakın bir konumda yer almaktadır. Önceki araştırmalar, bölgenin jeolojisini çeşitli yapısal unsurlar aracılığıyla incelemiş ve Paleotektonik döneme ait, üçü çalışma alanının yakınında bulunan, beş ana tektonik blok tanımlamıştır. Ruhsat alanında, mevsimsel yağışlardan etkilenen debilere sahip “sıcak su göletleri” olarak adlandırılan doğal sıcak su çıkışları mevcuttur. Jeokimya analizleri, Güzelkent ruhsat sahasında sıcaklığı 40-45°C arasında değişen beş doğal sıcak su kaynağını ortaya koymuştur.
Ruhsat sahasında gerçekleştirilen jeofizik çalışmalar, jeolojik ve hidrojeolojik etütlerle birlikte değerlendirilerek, bölgedeki jeolojik birimlerin kalınlık, derinlik ve yatay-düşey yayılımları ile yapısal özellikleri ortaya konmuştur. 2024 yılının son çeyreğinde başlatılan MT ölçümleri 2025’in ilk çeyreğinde başarıyla tamamlanmış, ardından ruhsatı alanının kavramsal modeli yapılmıştır. 2025 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla, ruhsat sahasında planlanan 3000 metre derinliğindeki arama sondaj çalışması için hazırlıklar devam etmektedir.
Petrol ve Gaz sektöründen gelen engin deneyimimizi, jeotermal geliştirme zincirini keşiften işletmeye kadar güçlendirmek için kullanıyoruz.”

Ignis H2 Energy şirketi azgelişmiş ülkelerde ekolojik kırım savaşlarını yürütüyor
İlginç olan şey şirket; Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde, Alaska’da ve İtalya’da Jeotermal Enerji Santrallerini kurarken ya kimsenin yaşamadı volkanik bölgelerde, çöllerde ya da yerleşim ve tarım alanlarından en az 10-12 Km uzaklıkta yapıyor. Fakat söz konusu diktatörlükle yönetilen azgelişmiş Türkiye, Endonezya ve Filipin ülkeleri olunca sanki oralarda hiç insanlar yaşamıyorlarmış gibi köylerin içine, yaşam alanların orta yerine yapıyorlar. Örneğin İtalya’daki çok az kişinin yaşadığı volkanik 21 km2’lik Vulcano Adası’nda açılan dört kuyu 2.050 metre derinliğinde 420°C’lik kayaç sıcaklığına ulaşılmış ve toplam ruhsat alanı 2 km2’lik küçük bir alanı kapsarken, Varto’da ise açılacak olan on kuyunun derinliği yaklaşık 3.000 metre hesaplanmış ve ruhsat alanı Varto ilçe toprağının 4/1, toplam 453 bin m², yaklaşık 40 km2’lik tarıma ve hayvancılık yapılan alanı kapsıyor.
İsrail topraklarında bir tane Jeotermal Enerji Santrali yok. Anadolu ve Kürdistan’da neden şimdiye kadar 66 tane Jeotermal Enerji Santrali kuruldu? Ortadoğu’da Batı uygarlığına bekçilik yapan ve ülkenin yeraltı yerüstü kaynaklarını yabancı şirketlere satan Devşirme Türk politikacıları açıklasınlar bize!
Dünyada ilk neolitik devrimin; tarım ve hayvancılığın geliştirildiği cennet coğrafyada, Güney Anadolu fayı, Doğu Anadolu fayı ve Batı Anadolu deprem fay hatların birleştiği kırılgan ve her 50-75 yılları arasında büyük depremlerin olduğu Varto-Karlıova bölgesinde felaketlere yol açacak olan Jeotermal Enerji Santrali bilinç ve planlı olarak yapmak istiyorlar. Doğayla iç içe ana ile çocuk gibi kucak kucağa ekoloji köy komünal yaşamı sürdüren Aryan toplulukların on bin yıldan beri doğayı koruyup seven Zerdüşt ve Êzîdî güneş kültü ve inanç ilkelerin dağı, taşı, ağacı, suyu kendisi gibi tanrının bir parça olarak gördüğü için koruduğu bu güzelim kuzey Mezopotamya coğrafyanın “Aden” denilen verimli topraklarına sahip olmak için bilinçli olarak seçmişler. Projenin arka planı çok az biliniyor. Mezopotamya’nın topraklarına ve yönetimine sahip olma isteyen güçler var. Bu derin tarihsel plan ve projeler başka bir yazı konusu.
Bu yüzden dünyanın içinde erimiş, 420-450°C’lik kayaç sıcaklığındaki havuzlarına kadar ya da magma/lav damarlarına inen bu kuyuların açılmasına Varto köylüleri ve sahadaki bütün insanlar karşı çıkmalı ve kesinlikle iş makineleriyle kuyuların kazılmasına müsaade edilmemelidir! Bu kez 2011-2011 yıllarında Goşkar Çayı üzerinde yapılan HES dönemindeki gibi sadece 10 köy değil, bütün Varto ve Varto’nun 99 köyü sokaklara dökülmelidir. Toprağınıza, suyunuza, havanıza sahip çıkın, çocuklarınızın geleceğini karartmayın! Coğrafyanızı yaşanmaz duruma getirirlerse bunun geri dönüşü yok. Mühendislerimiz ‘Varto Jeotermal Santralı İstemiyor’ bilgilendirme toplantılarında, sosyal medya platformlarında, televizyon programlarında halkı aydınlatmalıdırlar. Bürokratlarla arka planda işleri pişiren yabancı şirketlerle hukuksal alanda avukat arkadaşlar hızla çalışmaya başlamalıdır. Avukat arkadaşların yol masraflarını açacağımız bağış kampanasıyla destekleyelim.
Her yerde olduğu gibi Varto’da da gene köylülerin tarlaları, çayırları, meraları gibi taşınmazlara normal kamulaştırma süreci beklenmeden devreye sokulacak olan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin acele kamulaştırma kararlarına para almadan karşı çıkılmalı, dava açılmalıdır. Birlik olursak başaracağız. Varto’da doğayı, çevreyi, havayı kirletip katleden kirli-karanlık zihniyete karşı yakacağımız ışıklı bir mum bütün Türkiye doğasını kurtaracak örnek bir davranış olur.
Şirketlerin, “Biz Varto’ya yatırım yapıyoruz, ilçenizi zenginleştireceğiz, size iş vereceğiz, elektrik vereceğiz, zenginleşeceksiniz,” yalanlarına hiçbir zaman inanmayın. Şirketlerin sahipleri zenginleşecekler, doğası katledilen Vartolular fakirleşip göç etmek zorunda kalacaklar. Yani Varto’ya yapılacak olan Jeotermalin getirisi ve kazancı doğayı katleden dev enerji şirketlerine gidecek; götürüsü ise çevreyi, havayı ve suyu kirleten, insanların yaşamlarını zorlaştıran, fakirleştiren zararlarıyla Varto halkına kalacak!
Varto Köylerinde yapılmak istenen ve çevre köylerini, doğayı acımasız bir şekilde katleden, hayvancılığı ve tarımı öldüren Jeotermal Enerji santrali (JES) kesinlikle istemiyoruz.
Yeter artık!
Küresel uygarlık güçlerin yerli işbirlikçileri ve vekalet savaşçıları olan Erdoğan ve AKP’liler kendi vatandaşlarına yaptıkları zulüm yetmedi, aynı hastalıklı İttihatçı zihniyet şimdi de geri kalan insanlar o coğrafyada yaşamasın diye doğayı katlediyorlar! Yeter artık!
“Yok, ülke insanlarını katledip zulm yaptığımız gibi doğayı da katledeceğiz“ diyorlarsa; İngiltere ve Amerika şirketlerine çalışan Erdoğan iktidarını demokratik bir seçimle Saddam Hüseyin ve Humeyni rejimlerinin yanına gönderelim.
Başka türlü ne zulm gören insanların ne de katledilecek coğrafyanın kurtuluşu yok!
Gımgım JES Nêwazeno!
Gımgım JES Naxwaze!
Gımgım JES İstemiyor!
2 Mart 2026
Güncelleme 15 Mart 2026
Azad Ronî








