
Varto ikinci bir tarihi ihaneti kabul etmez!
Doğayı ve çevreyi o ekolojik köylerinde yaşayan insanlar kadar seven ve değer veren sayın Hüseyin Özdağ’ın Tunceli Emek Gazetesi’nde çıkan, “Goşkar Çayı Kurumasın, AXUA Sîpîye Özgür Aksın” makalesi ile “Goşkar Baba” kutsal ziyaretin ayakları dibindeki onlarca dağınık gözeneklerinden, tıpkı Ovacık’daki Munzur gözeneklerinde olduğu gibi fışkırıp ilerde çoşan Goşkar çayına dönüşen ve neolitik dönemden beri o yeşil vadide yaşayan “kuşun, kurdun, balığın, kertenkelenin, ayının, yılanın, arının, ağacın, otun ve insanın ortak yaşam can suyun” başına gelen dramatik hikâyesini bize hatırlattı. Doğayı seven ve koruyan Hüseyin Özdağ’a teşekkür ediyoruz. İyi ki doğaya seven, kuruyan ve hâlâ güneş doğanken yüzünü güneşe dönüp ibadetini yapan böylesine duyarlı ve inançlı insanlar var.
Bütün engellere rağmen o bölgede birbirine çok yakın iki HES yapıldı, yıllar önce faaliyete geçti. Dünyanın hiçbir yerinde art arda iki HES yapılmaz. Doğaya zarar verip böylesine büyük katiamlar yapılmaz. Ne yazık ki yeşil vadinin ekolojik dengesini bozan ve ekolojik-kırım savaşlarıyla doğayı katleden bu iki HES projesinin önüne geçilmedi. Geçilseydi iyi olurdu. Olmadı.
Şimdi ona benzer yeşil vadinin ekolojik dengesini bozan, ekolojik-kırım savaşlarıyla doğayı daha fazla katletmeye hazırlanan Varto Belediye yöneticileri, “Bir Boru da Sen Al” kampanyası ile halkın parasıyla halkın, kurdun, kuşun, balığın, hayvanların yararlandığı doğayı katleden kirli bir proje daha başlattıklarını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Bu saatten sonra, eğer göğsündeki kalbinde birazcık vicdanı olan her Vartolu çok az bir can suyu kalan Goşkar çayına, Goşkar Baba’nın ayakları dibindeki son gözenek olan Axua Sîpî (Beyaz suyunu) 16 Km. döşenen borulara koyup Varto’ya götürmeye çalışan Varto Belediyesi yöneticilerinin bu yeşil vadiyi daha fazla katleden projesine karşı çıkmalı ve bu projeye bir kuruş para ödememelidir. “Varto’nun su sorunu var. Devlet su getirme projemize para vermiyor. Kendimiz halkımızdan para toplayıp su getireceğiz” mağduriyetine sığınıp duygu sömürüsü yaparak, “Bir Boru da Sen Al” kampanyasını açmışlar; halkın parasıyla o halkın ve coğrafyanın göğsüne saplanacak olan son kanlı hançerin parasını da halktan toplamaktadır.
Bu davranış Avrupa merkezci Türk sömürgeciliğinin karakterine uygun bir davranıştır. Her zaman halkın içinden devletten yana birileri çıkıp ben de sizdenim deyerek ulus-devletin projesini pratiğe uygulamıştır. Yani bin yıldır uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sistemi hep halkın içinden birilerini bularak ihanetlerine ortak etmiştir, etmektedir. Devlet zaten HES firmasıyla o yeşil vadide, Goşkar (Yarlısu), Dapak (Sağlıcak) ve Muzuran (Yayıklı) köylerinde yeterince ekolojik-kırım savaşlarını gerçekleştirmiştir. Şimdi sizin ikinci ekolojik-kırım savaşlarınza dahil olmak istemez. Çünkü fazla dikkat çeker ve bu kez de halk devletin bu ekolojik-kırım projenizde görürse çok daha fazla tepki verir. Bu yüzden devletin size yardım etmediğini iddia ederek kendinizi mağdur gösterip halkın parasıyla alacağınız o kanlı hançeri, yarılı halkın ve inleyen yeşil vadinin göğsüne saplamayı düşünüyorsunuz! Böyle iki yüzlüce halkçı belediyecilik yaptığınızı sanıyorsunuz!
Binlerce yıldır atalarımızın, dedelerimizin, kaynağını doğadan alan güneş kültü ve tabiat inancıyla ziyaret ettiği Goşkar Baba’nın da sizin yanında hiçbir hatırı, inancı yok mu? Güneş doğarken yüzünü güneşe çevirip ibadetini yaparak, bu coğrafyada insan ve doğa katliamına girişmiş devşirme devlet yöneticileri gibi sizde de mi hiç doğa sevgisi, insan sevgisi, su sevgisi, ağaç sevgi diye bir şey kalmadı? Gaşkar Baba bizim doğayı canlılarıyla birlikte koruyan ve seven tabiat incımızdır. Yoksa onlarca soğuk su gözenekleriyle bize ve bütün canlı, cansız varlıklara ‘buyur‘ diye soğuk sularını, bol oksijen serin rüzgarlarını ikram eden Goşkar Baba’yı Tanrı saydığımız değil. O da bunu biliyor, biz de. Ama Tanrı ile birlekte çalıştığı da, duasının da kabul olduğunu biliyoruz. Doğa ve Goşkar Baba sizden öyle bir intikam alır ki, vallahi nerden geldiğini şaşırırsınız!..
Hiç mi o güneşe dönen yüzüyle Zerdüşt kökenden gelen ve doğayı seven, koruyan Alevi inancına saygınız yok? Nasıl oluyor da atalarınızın, dedelerinizin canla, başla, çocuğuyla annesiyle kuçak kuçağa yaşayan tabiat inançla koruyup sevdiği o coğrafyaya vahşice saldırılıyorsunuz? Üçüncü yol olduğunu söyleyen DEM partili olduğunuzu söylüyorsunuz köylüye. Saf köylü de, „Siz de bizdenseniz. Madem Siz DEM partilisiniz, biz de DEM partiliyiz, bize bir su deposu yapın, suyu alın götürün” mü dediler? Peki bu nasıl demokratik toplum belediyeciliği?
İnsanlığın Neolitik devrimle başlayan tarım, tarla, hayvancılıkla uğraşıp başlayan komün, ekolojik köy kültüründen beri o yeşil vadiye bolca alabalıklarıyla can veren Goşkar Çayı’n başına 2011-2012 yıllarında önce rant için devletle anlaşan bir HES (Hidroelektrik Santrali) firmasının göç nedeniyle nüfusu çok az kalan, biraz da sahipsiz kala Goşkar Köyü, Dapak (Sağlıcak) Köyü ve biraz daha aşağıda Muzuran Köyü‘nde, bazı köylülerin cayır ve tarlalarını bin-iki lira (metrekaresini bir lira) karşılığında satın almalarıyla başladı. Goşkar ve Dapak köyleri 1980’lere kadar her bir köyün 40 veya 50 tane hanesi bulunan 200-300 nüfusu ile hayvancılık ve tarımla uğraşan, kimsenin Türkçe konuşmadığı Kırmançki dilini konuşan, cıvıl cıvıl komün, ekolojik dağ köyleriydi. Devletin toplumla savaşı ve ekolojik-kırım politikalarıyla bilinçli bir şekilde yatırım yapmayarak, köylülerin ekonomik sıkıntılarını ağırlaştırarak, tarım ve hayvancılığı öldürerek göç etmelerini teşvik edildi. Şimdi her bir köyde kışın 6-7 hane kalıyor. Yaz aylarında ise 30 haneye çıkıyor. Devlet, savaş politikalarıyla dağ köylerini bile boşaltarak Batı’nın neoliberal sömürge alanlarına çevirmişti.
Devlet, her yerde olduğu gibi orda da köylülerin toprağına el koyup, acilen kamulaşma davasını açtı. Nüfusu çok az kalan, zayıf, fakir ve „cahil“ dedikleri köylüleri kolay kandıracaklarını hesaplamışlardı. Buna rağmen köylülerin büyük bir kısmı karşı çıktı, kendi çaplarında günlerce protesto eylemleri yaptılar. Mahkemeye vermek istediler. Paraları yoktu. Bir avukat önce davayı alacağını söyledi. Sonra köylülerle ve öbür tarafın avukatlarıyla görüşünce davayı almadı. Kamulaştırma davasında onun da toprağı vardı; bazı köylüler gibi kamulaştırılan toprağının parasını almayı seçti. Goşkar Vadisi’nde, HES firmasının iş araçları önünde Goşkar ve Dapak olmak üzere iki köyün 20-25 kişiyle günlerce proteste eylem görüntülerini çok uzaklarda acı ve üzüntüyle seyrettim. Bunların arasında elinde havaya kaldırdığı kazmayla iş makinaların üzerine tabiat inancı hırsıyla yürüyen köylüm, rahmetli Hacı Haydar Kılıç’ın Goşkar Baba’yı seven kızgın, heybetli duruş fotoğrafı hâlâ hatırımdadır. Bölgeye gelen iş makinelerin önüne set çekmişlerdi. Zayıflardı. Güçleri yetmedi iki HES projesini önlemeye. Firma önce kimin toprağı yolun üstündeyse onlara biraz fazla para vererek işi bağladı. Fakir köylüler parasızlıktan davayı mahkemeye götürüp götürmemek arasında kaldılar. Bazıları parayı aldığı için açılacak davayı kazanmak mümkün görünmüyordu.
Ben Almanya’da olduğum için çok sonradan duydum. O sıralarda yurtsever Varto Belediye yöneticileri gelmiş, “Topraklarınızı vermeyin biz mahkemeye vereceğiz?” demişler, köylülere güzel bir yol göstermeye çalışmışlar. Hem Köylülerin, hem de o zamanın yursever Varto Belediye yöneticilerin HES firması ile mücadelesinin çetin geçtiğini biliyorum. Devlet, Varto Belediyesi’nde çalışan yursever yöneticilere, “Köylüler topraklarını bize sattı, onlar razı, size ne oluyor?” diye çıkıştıysa da, o dönemde Varto Belediyesi’nde çalışan duyarlı ve vicdanlı arkadaşlar HES firması ile mücadelelerine devam ettiler. O duyarlı ve vicdanlı yurtsever yöneticiler, devletin 2015’lerden sonra yürüttüğü siyasi soykırım darbeleri yüzünden yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Şimdi sürgündeler. HES yıllar önce faaliyete geçti. Ama öyle görünüyor ki, yeni dönemde Varto Belediye yöneticileri, geçmişte iyi çalışan vicdanlı yurtsever arkadaşların HES’e karşı açtıkları davayı ve mücadeleyi rant ve hile karıştırmaya çalışıyorlar.
Kimileri diyorlar ki, “Mahkemeye verdiğimiz HES firması davasını biz kazandık. HES’e gidecek suyun bir kısmını biz alacağız. Eğer bize vermeseler hepsini onlar alacaklar.” Yani “Eğer biz almasak bu suyu da HES firması alacakmış!“ diye doğru olmayan beyanlarda bulunuyorlar.
İşin gerçeği şu: Goşkar Vadisi’ni tıpkı Dêrsim’deki Munzur Vadisi gibi ekolojik dengesini bozmak, orada yaşayan insanları göçe zorlamak ve o coğrafyayı üzerinde yaşayan bütün canlılarla birlikte yok eden devletin uzun vadeli projelerinden biridir. Ülkenin bütün yeraltı ve yerüstü kaynakları devlete aittir. Devlet 13 yıl önce Goşkar Vadisi’nin bütün su kaynakları elektrik üretmesi için 49 yıllığına HES firmasına kiralamış. HES Soğuk Pınar’a (Heniyo Serdini) kadar olan onlarca su gözelerin suyunu dev borulara koyup götürürken, dik yamacın öbür tarafında iki gözeneği bulunan bu Axwa Sîpîye götürememiş! Vadinin sağ tarafında HES’e giden dev borular dolu olduğu için olacak ki, ne sağ tarafa götürmek mümkün olmuş, ne de öbür sol tarafta bir HES santralini çalıştırabilecek kadar su olmadığı için götürememişler. Ama içlerine dert olmuş! O suyu nasıl götürelim de o vadiyi bütünüyle kurutalım diye düşünmüşler. Varto Belediyesi’ni kayyumun yönettiği 2018’de devlet, yani Kayyum “bu su size lazım değil, bunu da Varto’ya içme suyu olarak götürelim” deyip Axwa Sîpîye yasal yollardan tekrar HES firmasından alıyorlar. Ve Varto’ya getirmek için bir proje hazırlıyorlar.
Bir arkadaşımız, TRT Haber gazetesinin arşivlerinden 7 yıl öncesine ait haber ile birlikte şunu yazdı:
”Bu haber 28 mart 2018 tarihli, yani belediyemize kayyum belasının musallat olduğu tarih. Haberde Kayyum köyü jandarma eşliğinde geziyor ve Axwa Sîpî içme suyu projesini hazırlıyor! Aynı Su, Aynı Proje; farklı iddialarla bugünkü Varto Belediyesi, kayyumlara karşı olduğunu söyleyenlerin elinde. Yani 2018’de kayyumun başlattığı Axwa Sîpî içme suyuna dönüştürme projesi, bugün aynı şekilde devam ettiriliyor.”
HES’in, Goşkar Çayı’n önünü Soğuk Pınar’da beton bentlerle keserek oluşturduğu küçük gölcüğün beton perdesi üzerinden fazlası dere yatağına akan küçücük can suyu ve gölcüğün iki km. aşağıda dik yamaçlardan çağlayarak dereye akan Axwa Sîpîye’nin son iki gözelerin suyu kayyum belediyesinin hangi kirli oyunlara başvurarak HES’den aldığı ortada! Axua Sîpîye nasıl sizin hakkınız oluyormuş? Hangi yollara başvurduğunuzu da halka anlatır mısınız? Bu beton bentler üzerinden süzülerek dere yatağına akan cılız su biraz aşağıda kuruyor. Axua Sîpîye de HES firması istese de alıp onu borulara koyamaz. Çünkü yamacın karşı tarafındaki dev borular zaten dolu. Sonra HES’in Heniyo Serden’den (Soğuk Pınar) sonraki gözeneklerden akan Axwa Sîpîye ne hakla el koyuyorsunuz? Ve ne hakla Goşkar vadisi’ni kurutuyorsunuz? HES istese de Axwa Sîpîye suyunu alamaz. Çünkü Goşkar Baba’nın Axwa Sîpîye dışında hemen hemen çağlayan bütün gözeneklerinden akan termemiz pınarların suyunu dev boruları tıka basa doldurup götürmüş! O dev borular daha fazla suyu zaten alamaz ve taşıyamaz! Kurumaya yüz tutmuş o Goşkar çayındaki minnacık suyun bir damlası bile eksilmemelidir. Eksilmesi durumunda o coğrafyanın ekolojik dengesi daha da bozulur ve zaten çalmaya başlayan ekolojik sistemin tehlikeli çanları daha fazla çalmaya başlar.
Varto Belediye yöneticileri şöyle diyor:
“Haklı olarak ve kendilerine de saygı duyduğum kişilerin eleştirilerine maruz kaldığımızı de belirtmek istiyorum. Bu suyu eğer Belediye almasaydı, şimdi bu su da karşı tarafta HES’e aktarılacaktı. Ama biz Varto’ya içme suyu olarak götüreceğiz. Ve bu dereyi kurutmayacağız, yeşil tutacağız. Dolayısıyla derdimiz sadece su götürmek değil, su götürürken ekolojik dengeyi de koruyacağız. Beyaz Su gözeneğin üzerinde su deposu kurup sadece bir gözeneğini alıyoruz. Aşağıda başka gözeler var onlar dereye akıyor. Biz su alırken HES gibi ekolojik dengeyi bozmayacağız. Su alacağımız gözelerden dolayı derenin suyu azalmıyor, öbür gözeleri etkilemiyor. Zaten derede su sürekli akıyor. Bizi eleştirenleri çok haklı görüyorum. Arkadaşların doğaya sahiplenmesini takdirle karşılıyorum ancak olmayan bir şeyi ortaya atıyorlar. Bunu (yani kayyım projesini) hem dinsel hem ekolojik dengeyi bozma şeklinde işlemek doğru değil. Bizim oradaki dengeyi bozma gibi bir niyetimiz yok. Onlar kadar biz de oradaki dengeye sahip çıkıyoruz. Ama işin buradaki boyutunu bilmedikleri için öyle söylüyorlar. Bizi eleştirenlere de doğaya gösterdikleri duyarlılıktan dolayı teşekkür ediyoruz. Vartoluların desteğine ihtiyacımız var. Çünkü biz hiçbir yerden kredi alamadık. Bize destek veren!” diyerek bizimle alay ediyorlar.
HES’in karşı taraftaki Axua Sîpî gözeneklerinden su alması mümkün olmadığı halde, belediye yöneticileri politikacı Demirel gibi politik ajitasyona başvuruyorlar. Doğru olmayan beyanlarda bulunuyorlar. Goşkar Baba’ya giden derin vadinin son kalan gözeneklerinden son damlalarını da alarak ve 3-4 Km. boyunda yamacı enine 200-300 metre yarmak nasıl “ekolojik dengeyi bozmadan” sağlayacaksınız? Bu doğru değil!.. Tecrübeli ve güzel bir politik dil kullanıyorlar. Siz eleştirseniz de eleştirmeseniz de, karşı çıksanız da çıkmasanız da biz bu projeyi gerçekleştireceğiz demek istiyorlar. Avrupalılar da kendilerinin arkasında oldukları savaşların, katliamların, soykırımların ve ekolojik-kırım politikalarının sonuncunda hep, “kaygıyla karşılıyoruz, haklı eleştirileri anlıyoruz” diyorlar. Aynı şeyleri kendileri yapmaya devam ediyorlar. Bizimkilerin de o hesap. Bu iki yüzlü tavır ve davranışlar, her yerde kendilerini uygar gösteren kapitalizmin neoliberal politik sözcülerinin değişmez karakteridir. Biz bunları anlıyoruz. Bu doğru olmayan argümanlarla bize gelmeyin!
Goşkar Baba dağ silsilesi dibindeki onlarca gözeneklerden fışkıran beyaz su, birkaç Km. aşağıda gözeneklerin bittiği yerde, ‚Heniyo Serden‘ dediğimiz pınarın önünde HES Firması suyun önünü betondan büyük bentle bağlamış, küçük bir göl oluşturmuş, beyaz suyu bir keçinin ya da koyunun geçebileceği büyük borulara koymuş; Goşkar Baba’dan bakınca Yeşil Vadi’nin sağ tarafından Goşkar köylülerin o güzelim arazi ve çayırlar yamacını enine 200-300 metre yara yara, ekolojik dengesini bozup doğayı katlede ede 12-13 km. uzatarak, Kırmancki “Kaban” dediğimiz deprem hattı büyük dik kayalığın üstündeki düzlüğe getirmişler; Sağlıcak köyün “Korte” bölgesindeki tarlaları, çayırları enine 200-300 metre çapında yararak, iki-üç Km. aşağıdaki Goşkar Çayın eski yatağındaki derede yapılan HES santraline boşaltıyorlar, elektrik üretmek için. Çıkan suyu önünü tekrar betondan büyük bentle bağlayıp dev borulara koyuyorlar, bu kez Sağlıcak köyün “Çala” çukur dediğimiz yamaçları enine 200-300 metre yararak yüksek tepelerin üstüne çıkarmışlar, oradan aşağıda Muzuran Köyünde yaptıkları HES Santraline döküyorlar. HES firması Korte ve Çala bölgesinde büyük boruları koymak için açmış oldukları çukurları da doldurmadan öyle bırakmışlar. Yıkıp bozdukları yolları da yapmadan öyle bırakmışlar! HES firması, o bölgelerde tam anlamıyla bir doğa katliamı gerçekleştirmiş! Ne zaman ki birkaç yılda bir fırsat bulup o ekolojik dağ köylerine gitsem, “burada koca bir halk doğasıyla birlikte büyük bir katliamdan geçirilmiş!” diye içim acıyla burkulur. İnsanlar doğaya karşı nasıl böyle canavarlaşmış? Nasıl kıydılar bu güzelim doğaya? Bu güzelim yeşil vadiye? Nasıl kıydılar o güzelim, doyumsuz alabalıklara? Gerçekten insanın içi sızlıyor, aklı almıyor. Goşkar Çayın suyunda hastalıklara şifa olan altın pullu alabalıklar vardı. O şifalı balıklar yüz binlerce belki de milyonlarca yıldır o Goşkar Çayı’nda oynayıp zıhlıyordu. O güzelim altın pullu alabalıklar, kuşlar, kurtlar, arılar ve birçok bitki çeşitleri yok oldu, gitti.
Goşkar Baba’nın ayakları dibinde ‘Heniyo Serden’ dediğimiz Soğuk Pınar’ın önünde, HES Firması Goşkar Çayı’nı betondan büyük bentle bağlamış, suyu dev borulara koyduğu küçük gölcüğün beton perdesi üzerinden fazlası süzülüp dere yatağında üzgün ve dargın bir şekilde akan küçücük bir can suyu akıntısı var. Bu cılız su da yaz aylarında birkaç km. sonra dere yatağında kuruyor. İki Km. aşağıda bu insanlara ve doğaya küsmüş cılız, zayıf suyu ya da kurumuş dereyi besleyen Axwa Sîpîye’nin (Beyaz Su) iki gözeneği, kurumaya yüz tutmuş Goşkar Çayı’nın imdadına koşuyor. İşte Varto Belediye yöneticileri devletle anlaşarak bu “kuşun, kurdun, kertenkelenin, ayının, yılanın, arının, ağacın, otun ve insanın payına düşen ortak yaşam göstergesi Axwa Sîpîye can suyuna” gözünü dikmişler! Bu Goşkar Çayı’na dökülen Axwa Sîpîye, Varto kasabasına kadar Goşkar Köyü, Dapak Köyü, Yayıklı Köyü, Taşçı Köyü, Sazlıca Köyü, Ağaçaltı Köyü ve Leylek Köyü’n insanlarını, hayvanlarını, ağaçların, bağ-bahçelerini besleyen can suyudur!
Eğer Varto’ya su götürmek istiyorlarsa, başka alternatifler aranmalı. Konuştuğum birçok mühendis ve uzman arkadaşlar en iyi çözümü şu şekilde açıkladılar: “Kesinlikle bu son gözeneklerin su götürülmemeli. Bu, suyu çok azalan yeşil vadinin ölümü olur, kimse bu sorumluluğun altına girmemeli. Goşkar Baba’nın ayakları dibindeki son gözeneklerden, dereyi azbiraz canlandıran son pınarların kaynakları o coğrafyanın ekolojk-sistemidir. Yaşam alanları ekolojik dengenin vazgeçilmez bir parçasıdır. Eğer Varto Belediye yöneticileri müdahale edip son pınarın suyu da alırsa, o yeşil Goşkar deresini, çevresini, hayvanları, bitkileri ve orda yaşayan insanların yaşamını tehlikeye atmış olurlar! Doğa, sel felaketleriyle, kuraklıkla, depremle ve az kar yağışıyla bunun intikamını alacaktır!”
Yaz aylarında suyu azalan Varto’ya suyu götürmek istiyorlarsa; en iyi çözüm ya Yayıklı köyündeki ikinci HES Santralin altından çıkan suyu, ya da barajdan almaları gerektiğini söylüyorlar. Bu alternatifler varsa neden Axua Sîpî?
Varto Belediye yöneticileri elinizi çekin Axwa Sîpîye gözeneklerinden!
Çekmezseniz tarih önünde yargılanacaksınız?
Ama ondan önce “biz de sizdeniz” deyip kandırmak istediğiniz halka hesap vereceksiniz!
Dêrsim’de Düzgün Baba’ya, Varto’da Goşkar Baba’ya hesap vereceksiniz!
“Demokratik Toplum Projesi’ni” pratiğe uygulamak isteyen DEM parti merkezine hesap vereceksiniz! DEM Parti Ekoloji Komisyonuna hesap vereceksiniz!
Bu, halkçı bir belediyenin projesi değil, bu doğayı ve insanı planlı bir şekilde katleden katliamcı bir devlet kayyum politikası değil midir?
Bu, halkçı bir belediyenin projesi değil, bu doğayı ve insanı planlı bir şekilde katleden katliamcı bir devlet politikasıdır. Herhalde Varto Belediye yöneticileri olarak kayyum atanmadı diye devlete yaranmak için bu projeyi başlattınız! Başka ne sıkıntıyla uzun vadede ekolojik dengeleri bozan, ekolojik-kırım-savaşlarını gerçekleştiren bu doğa katliamına başvuruyorsunuz? Kaymakam ve Vali ile anlaşmışsınız; devletin projesi olmadığını da, “Bir Boru da Sen Al” kampanyası ile halka ve doğaya yaptığınız ihanetinizi hem gizlemeye çalışıyorsunuz, hem de halkın parasıyla aldığınız kanlı hançeri halkın ve doğanın göğsüne saplatıyorsunuz! Nasıl olsa halk “cahil” diye düşünüyorsunuz! Bir halka ve doğaya bundan büyük ihanet olabilir mi?
Biliyoruz ki, yüz yıl önce Azadi hareketin başarısızlığa uğraması için devlet hem Şeyh Said’in en yakınlarını satın aldı, hem de kışkırtarak erken bir provokasyon yarattılar. Şeyh Said’i ihbar edip yakalatan bacanağı emekli Binbaşı Kasım Ataç, devletin Varto ajanı olarak tarihe ihanetçi olarak geçti. Çocuklarının, torunlarının yüzüne bile bakamaz oldu. Yalnızlaştı, o ihanet acısı içinde kıvranarak öldü gitti. Varto ikinci bir tarihi ihaneti kabul etmez!
Neden köylülerin toprakları alelacele kamulaştırıldı? Neden köylülerin HES Firmasını Mahkemeye verme yolları engellendi? Herhalde köylüler de, Avukatlar da, “mahkemeye versek de birçok yerde olduğu gibi mahkeme hiçbir mantıklı gerekçe göstermeden köylüler aleyhine karar verir” diye düşündüler. Köylülerin kafası karışıktı, karıştırdılar. Birçok bölgede olduğu gibi devlet ve HES firması davayı olup bittiğe getirerek bazı köylüleri ve muhtarları önceden para verdiler. Ayrıca Goşkar ve Dapak köyün muhtarlarına, “HES Santrali faaliyete geçerse sizi orada işe alırız” dediler. Bu köylerin bazı muhtarları hâlâ HES firmasında çalışıyorlar. Devlet memuru gibi çalışan muhtarlar paranın ucunu görünce ne atalarının, dedelerinin köyünü düşündüler, ne de ekolojik dengenin yaratacağı tehlikeyi düşündüler.
Normalinde Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde bir köyde HES yapılıyorsa o köye 50 yıl ‘parasız elektrik verme anlaşması’ yapıyorlardı. Ve o köylere bir sürü imkanlar sağlıyorlardı. Fakat Goşkar, Dapak ve Muzuran köylülerin bunlardan haberi yoktu. Köy muhtarlarını da küçük paralar karşılığında satın alınınca HES firmasının işi çok kolaylaşmıştı. Tecrübeli HES firması çok kurnazca davranmıştı.
Batı’nın Mustafa Kemal’in partisi CHP‘ye Anadolu’da ulus-devlet projesini verdikleri dönemlerde Koçgiri, Bingöl-Amed, Ağrı-Zilan ve Dêrsim’de yerli halkları tarihin en büyük katliam ve soykırımlardan geçiren devlet; Batı’nın Erdoğan’ın partisi AKP’ye “Ilımlı İslam Projesi”ni verdiği 2000 yılların başından beri bu kez insan katliamların yanısıra Kürdistan’ın her tarafında yüzlerce HES, onlarca siyasi baraj yaparak doğa katliamına girişip ekolojik-kırım-savaş politikalarını yaygınlaştırmışlardır. AKP döneminde Varto ile Muş arasında bir büyük baraj, iki HES yaptılar. Daha önce Varto’nun Hosan (Sönmez) köyünde bir HES yapmışlardı. Şimdi Varto’da 3 HES, bir baraj var. Dêrsim bölgesinde 4 baraj, 6 HES yapıldı. Doğayı seven ve koruyanlar bu ekolojik-kırım-savaşlarına karşı çıkmalı!
Axwa Sîpîye için mücade etmek doğayı savunmaktır!
Axwa Sîpîye savunmak ana sütü gibi kutsaldır!
Coğrafyamızı ekolojik-kırım-savaşlarına karşı savunmak ana sütü gibi kutsaldır!
Çünkü biz kültürümüzün ve inancımızın gücünü doğamızdan alıyoruz!
O zaman doğamıza sahip çıkalım!
Doğamızı koruyalım!
25.06.2025
Azad Ronî








