
Azad Ronî
MEZOPOTAMYA NERESİDİR?
Mezopotamya; Kuzeyde doğu Akdeniz, Kuzey Zağros Dağları, Fırat, Dicle, Zap, Aras ırmakların yüzlerce gözelerin çıktığı yüce dağlardan Fırat ve Dicle arasındaki verimli geniş ovaları takip ederek iki ırmağın döküldüğü Basra körfezine kadar uzanan ‘Bereketli Hilal’ ve ‘Medeniyetin Beşiği’ olarak bilinen eski coğrafi bölgenin adıdır. Ulus-devlet çağında ise İngiltere öncülüğünde sınırları cetvelle çizilmiş Irak, İran, Türkiye, Suriye, Kuveyt sınırları içinde kalan bölgenin adıdır.
Mezopotamya, günümüzde Kürdistan denilen toprakların Büyük Britanya Krallığı’n Birinci Dünya Savaşı’nda böl-parçala-yönet siyasi projeleriyle İran, Irak, Suriye ve Türkiye ulus-devletleri arasında bölüp parçaladığı toprakların tümü dışında, Irak ve Kuveyt Basra Körfezine kadar uzanan bölgenin adıdır. Bugün buraya yüzyıldan beri Batılılar ‘Ortadoğu’ diyorlar.

TEVRAT’DA ‘ADEN’ DİYE TABİR EDİLEN YER NERESİ?
14 bin yıl önce, Göbekli Tepe’den (M.Ö. 12.000) önce başlayarak biriktirdikleri bilgi, tecrübe ve Neolitik devrim sonucu olarak Zağros dağların yüceltilerinden MÖ. 6 bin yıllarında akın akın deltaya inerek, Sümer Şehir Beyliklerini kuran ve binlerce yıl dünyanın güneş kültü ve kaynağını doğadan alan Zerdüşt-Êzîdî felsefi kültür merkezi sayılan bugünkü Fırat, Dicle, Zap, Aras ırmakları arasında ilk ekolojik köy komünlerin yaşandığı ve ‘Tevrat’ta insanoğlunun ‘Aden’ diye ilk cenneti yaşadığı’ diye tabir edilen ve kuzey Mezopotamya’nın dört Irmak’ın gözelerinin çıktığı bölgenin adıdır.
Kuzey Mezopotamya’nın dağ yüceltilerindeki yüzlerce, binlerce soğuk gözelerden akıp aşağılarda Fırat ve Dicle ırmakları arasında insanlığın ilk kadim uygarlığını kuranlar Sümerlilerdir. Sümer şehir beyliklerini kuran ve bu uygarlığı besleyen kuzey Mezopotamya’nın yerli halkları M.Ö. 5.000 ile 600 yılları arasında kaynağını doğadan alan güneş kültü inançlarını geliştirip kültürlerinde büyük reformlar yapan birinci Zerdüşt Ziusudra, ikinci Zerdüşt ateşten gelen Huşeng (Brahim), üçüncüsü Zerdüşt olmak üzere üç büyük filozof yetiştirmiştir.
Kürdistan bölgesinde, 200 yıldan beri Batı arkeologların Göbekli Tepe (Urfa), Çayönü (Amed), özellikle İngiliz arkeolojik keşiflerin 1876-1909 yılları arasında Musul, Ninova, Duhok gibi Kürtlerin ön ataları olan Guti, Hurri, Kassit Kabilelerin Neolitik (tarım, hayvancılık ve ekolojik köy komün yaşamının geliştirildiği) dönemde yaşadıkları yerleşim yerleri Kuzey Mezopotamya’da göze çarpan yerleşim bölgeleridir.
M.Ö. 10.000-1.000 yılları arasında, binlerce yıl dünyanın kültür merkezi olan Mezopotamya, insanlığın ilk ekolojik köy komünlerine, ilk uygarlığına, ilk yazılı kanunlarına, kültürlerine, mitoslarına, efsanelerine, dini inançlarına ve sosyal gelişmelerine büyük ve önemli katkıları olan ve birçok devlete, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan, ‘Bereketli Hilal’ dedikleri coğrafyanın adıdır.
Sümer Uygarlığın M.Ö. 4.000 yıllarında keşif ettiği çivi yazısı, kendisinden sonra Babiller, Akadlar, Asurlar ve Mısır Firavunları edebiyat, tarih, hukuk ve günlük kayıtların oluşturulmasında aynen kullanmışlardır.
Mezopotamya coğrafyası; tarım, hayvancılık, yazı, 24 saatlik gün kavramı, yıl, takvim, tapınaklardaki rahiplerin dini ayinlerine, tekerleğin bulunmasına, ekin arazilerin sulama işlerine, ekolojik köy komün yaşantısından ‘uygar şehir’ yaşantısına geçiş, medeni hakların düzenlenmesine ve Hindistan-Avrupa koridorunda yaşayan Aryan halkların dillerinin ve güneş kültü kültür, örf, adet ve yıllık bayramların oluşmasına on bin yıl ev sahipliği yaptı.

MEZOPOTAMYA’NIN ADINI İNGİLTERE DEĞİŞTİRDİ
Mezopotamya’nın büyük bölümü bugünkü Irak’ın sınırları içinde kalan bölgedir. Sümer uygarlığından Birinci Dünya Savaşı’na kadar binlerce yıl, yaklaşık 6 bin yıldan beri bu bölgenin ismi Mezopotamya idi.
Ulus-devlet çağında, Avrupa merkezci milliyetçiliğin öncülüğü ve modern sömürgeciliğin yayılmacılığını yapan, Güney Afrika’da 1899-1902 yılları arasında toprakları altında altın bulunan Boer halkına tarihin o güne kadar işlenmiş “en büyük soygun ve soykırım”ından[1] beri Rothschild’lerin ve “British East India Co’nun Çin afyon ticaretinden kazandığı paralar”[2] ve Anglo American Corporation gibi 300’ler Komitesi’nin küresel firmaları tarafından savaşları finanse edilen İngiltere (Birleşik Krallık); Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Çar İmparatorluğu ve Doğu’da Osmanlı İmparatorluğu’nu ekmek gibi küçücük ulus-devletlere ayırdığı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra; Fransa’yı yanına alarak Ortadoğu’yu 1916’da Sykey-Picot Anlaşması ile istedikleri gibi dizayn ederek Mezopotamya topraklarını yönetimleri altına aldılar; ve o bölgede sınırları cetvelle çizilmiş Türkiye, Irak, İran ve Suriye ulus-devletlerini inşa ettikleri bir dönemde Mezopotamya’nın ismini değiştirdiler.
Çünkü artık -her ne kadar yeniden inşa ettikleri her ulus-devletin başına kendilerine çalışacak birer figüran kral ya da diktatör yerleştirmişlerse de- asıl Mezopotamya’nın topraklarına ve siyasi egemenliğine onlar sahip olmuşlardı. Modern sömürgecilikte onlara toprak lazım değildi; yeraltı, yerüstü zenginlikleri sömürmek yeterliydi.
İngiltere, Güney Afrika’da 1899-1902 yılları arasında toprakları altında altın bulunan Boer halkına yaptığı katliam ve soykırımların aynısını; yıllarca Selanik’te Avrupa merkezci Türk milliyetçiliği ile yetiştirdikleri vekalet savaşçıları olan İttihatçılar eliyle Türkçülük projelerini Anadolu’da gerçekleştirmek için Ermenilere, Pontus Rumlarına ve Mezopotamya’da ise toprakları altında petrol bulunan Kürtlerin topraklarını dört parçaya ayırarak tarihin en büyük katliam ve soykırımlarını onlara da yaptılar.
1-7 Eylül 1920’da Bakü’de yapılan Birinci Doğu Halkları Kurultayı’ndan sonra, Mezopotamya’nın başındaki İngiliz Sömürge valisi ya da Yüksek Komiser Sir Percy Cox, Birleşik Krallık’a, 27 Ekim 1920 tarihinde çektiği telgrafta şöyle diyordu:
“’Ülke’ artık Mezopotamya olarak değil, Irak olarak adlandırılacaktır!”
İşte Irak, İngiltere’nin mandası olduğundan beri Mezopotamya’nın ismi Irak’tır. Türkiye’nin doğusudur. İran’nın güneyidir. Suriye’nin tümüdür.
Jeopolitik tanımla coğrafyanın kadim ismi Mezopotamya olarak değiştirilerek, Batı kapitalist sistemin ulus-devlet dönemindeki ideolojisinin yayılmacı alanına dönüştürüldü. Günümüzde ne acıdır ki “Mezopotamya,” “Anadolu” vb. kadim tanımların yerini kapitalist modernitenin coğrafya tanımları ‘Ortadoğu’ kabul görülerek korkunç kültürel asimilasyon süreçleri ve tarihin hiçbir döneminde görülmemiş ekolojik-kırım-savaşları yaşanmaktadır.

İNGİLTERE’NİN PROJELERİNİ MEZOPOTAMYA’DA UYGULAYAN TÜRKİYE
Rothschild’lerin adamı ve Birleşik Krallık ajanı olan Mustafa Kemal’ın İngilizler’in yardımı ile “İngiliz kontrolü altında kurduğu Türk ordusu”[3] ile Osmanlı’nın mirasını devralarak[4] yeniden Doğu’da inşa ettiği Batı’nın ileri karakolu Türkiye; Pontus Rum, Koçgiri, Bingöl-Amed, Ağrı-Zilan soykırımlarından sonra, en son soykırımın yapılacağı Dêrsim’in adını 25.12.1935 tarihinde Tunceli olarak değiştirmeye başlayarak, 1952 yılına kadar Kürdistan’ın, yani Kuzey Mezopotamya’nın bütün köy, kasaba, il ve coğrafya isimlerini İngilizlerin tarihsel projeleri çerçevesinde değiştirdiler. Kürdistan’ın 12 bin köyün adını, dağlarının ve ovalarının adlarını Türkçe isimleriyle değiştirdiler.
Yetmedi, Kürtlerin Hind-Avrupa dil grubu içindeki kadim Kürtçe dilini de yasakladılar.
20.10.2025
Azad Ronî
Kaynaklar:
[1]. Dr. Joohn Coleman, Das Komitee der 300, J. K. Fischer Verlag, Gelnhausen Hailer 2018, 4. Baskı, s.287. / İngiltere, Güney Afrika’da 1899-1902 yılları arasında toprakları altında altın bulunan Boer halkına yaptığı katliam ve soykırımların aynısını Birinci Dünya Savaşı sırasında Mezopotamya’da toprakları altında petrol bulunan Kürtlerin topraklarını dört parçaya ayırarak tarihin en büyük katliam ve soykırımlarını onlara da yaptırdılar. A.R.
[2] . Dr. Joohn Coleman, Das Komitee der 300, J. K. Fischer Verlag, Gelnhausen Hailer 2018, 4. Baskı, s.287
[3]. Stanford Shaw, From Empire to Republic, The Turkish War of National Liberation, cild 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2000, sayfa 358, 359.
[4]. Ki bu Türk ordusu Mondros Mütarekesi ile dağıtılması gereken Osmanlı ordusu idi. İngilizler Anadolu ve Kürdistan’da kendi tarihsel projelerini pratiğe uygulayabilmek için Osmanlı’nın mirasını yıllardır İttihat Terakki Cemiyeti’n istihbarat, propaganda, sabotaj ve cinayet faaliyetlerini yürüten gizli örgütü Teşkilatı Mahsusa’da çalıştırıp yetiştirdikleri ajanları Mustafa Kemal’a çeşit savaş oyunlarıyla devrettiler. Kimlikleri yok edilmiş, çıkarını düşünen cahil devşirme Türkler de bunu, “Türklerin Kurtuluş Savaşı” diye resmi tarihlerine geçirdiler. Bu yüzden Türkiye’de herkes İttihatçıların son önderi “Atatürk”ün ortaya attığı “Kurtuluş Savaşı, Türk Tarihi, Güneş Dil Teorisi” gibi yalanlarla yatıp kalkıyorlar. Yüzyıldır Mussolini ve Hitlerin öğretmenin bu yalanlarıyla yatıp kaldıkları için ülke ne askeri darbeler, darbe girişimleri, suikastlar, faili meçhul cinayetler ve her türlü felaketlerden kurtulabiliyor, ne de Osmanlı’nın daha gerisine düşerek bir türlü demokratikleşemiyor.








