Erdoğan Nasıl İktidara Getirildi?
Azad Ronî Yazdı:
Erdoğan da Humeyni gibi aynı küresel güçler tarafından nasıl iktidara getirildi?
„Humeyni’nin özellikle Paris’teki sürgün yıllarında İngiliz istihbarat örgütünce eğitildiği ve iktidara hazırlandığı bilinmektedir ve daha sonra Humeyni İran’a bir kurtarıcı olarak sunulmuştur. Pek çok okur Humeyni’nin Afganistan kökenli olup babasının yıllarca İngiliz istihbarat örgütü M16’te çalıştığını bilmez. Rusya’ya kurtarıcı olarak sunulan Kerenski de İngiliz çıkarlarını gözetmiştir. Ha keza Güney Afrika’ya John Voster ve F.W. de Klerk İngiltere adına halklarına büyük ihanetlerde bulundular.”[1]
Bunun üzerine ılımlı İslam projelerini geliştirmek ve cihatçılardan bir Ortadoğu JİTEM’i olan NATO-Gladiosu oluşturup; kendilerini Allah yolunda kurban edecek olan canlı intihar bombacılarını yüzyıldan beri soykırım kıskacında tuttukları Kürtlerin üzerine saldırtmak, azbiraz da Avrupa kentlerinde canlı intihar bombalarını patlatarak, Mezopotamya toprakların yeniden dizayn edilmesi olarak bilinen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ya da Amerika-İsrail savaşı tarafında yer alsınlar diye hem bütün dünya halklarını korkutmak hem de Avrupa ülkelerini NATO ülkesi Türkiye’nin yanında savaşa ya da savaşın masraflarına dahil etmek amacıyla İngiltere, Amerika ve İsrail’den Türkiye’ye üst üste -300’ler Komitesi’nin akademik kadrolarından oluşan- heyetler gönderildi.
Bu Heyetlerin Türkiye’de sahneye koydukları tiyatro oyunun tanık şahitlerinin Türk basın ve medyasında açık beyanları vardır. Biri Necmetin Erbakan. Biri AKP yanlısı ve Akit Gazetesi İslam yazarı Abdurrahman Dilipak’tır. Biri ilahiyatçı yazar Ali Bulaç.
Dilipak, “AKP bir ABD projesi olarak kuruldu. Ben bunu yazılarımda, kitaplarımda çok da yazdım. Saklamaya gerek yok. Ali Bulaç Bey’in de bundan haberi var. O da oradaydı.” diyor.
Biri de o dönemde AKP’nin kuruluş çalışmalarına katılan ve daha sonra Merkez Partisi Genel Başkanı olan Abdurrahim Karslı. 02.12.2014 tarihinde +1 TV’na konuşan tanık Abdurrahim Karslı, Cem Özer’in hazırladığı “Türkiye’de Siyaset Anlayışı” programda özetle şunları söylüyordu:
“Abdurrahman Dilipak’ın, ‘AK Parti’nin bir proje olarak ABD, İngiltere ve İsrail tarafından kurulduğunu, kuruluşuna destek veren küresel güçlerin üç şeyi talep ettiğini’ söyledi. ’Dilipak, AK Parti bir proje partisidir’ dedi. Ne projesi diye sordular? ’Bir tarihte, 1990 yılların başından itibaren küresel güçler, emperyalist güçler; bunun içinde İngiltere, Amerika, İsrail’den heyetler gelip gitmeye başladı. Bizimle de görüştüler. Niye gelip gidiyorlardı? Dediler ki, ’biz bundan sonra Türkiye’de siyasal İslamcılarla birlikte çalışmak istiyoruz. Çünkü yükselen trent siyasal İslam’dır. Çünkü Erbakan hoca ve ekibi gittikçe yükselen trente puanlar almaya başladılar. Biz sizinle çalışmak istiyoruz. Aramızda bir antlaşma yapalım.’ Erbakan hoca’ya bu antlaşmayı teklif etmişler, ama o kabul etmemiş.”[2] diyordu.

İngiltere, Amerika ve İsrail’den Türkiye gelip giden heyetler dedikleri bütün ulus-devletlere danışmanlık yapan 300’ler Komitesi’nin heyetleridir. Önce Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan ve partinin üst düzey kadrolarıyla görüşüyorlar. Bu toplantılara ılımlı İslam projesinde ‘bize yardımcı olun’ diye İslamcı yazar-gazeteci Abdurrahim Dilipak ve Ali Bulaç da çağrılıyor.
Erbakan’ının kabul etmediği projeyi Erdoğan kabul ediyor
Heyetlerin, Refah Partisi’nin üst düzey kadrolarıyla 1995’de yaptıkları son toplantıda sıralanan şartlardan bazıları kısaca şöyleydi:
“Biz bundan sonra Türkiye’de siyasal İslamcılarla birlikte çalışmak istiyoruz. Çünkü yükselen trend siyasal İslam’dır. Biz sizinle birlikte çalışmak istiyoruz. Aramızda bir antlaşma yapalım:
1.) Biz, sizi tek başına iktidara taşıyalım.
2.) Size iktidarda sıkıntı çıkaran ve engel olacak olan partileri opere edelim. (HDP-DEM ve üyelerine saldırılar… Erdoğa’a, ’Seni başkan yapmayacağız’ demek dışında hiçbir suçu olmayan HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve son olarak ikinci cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’yu nasıl tutuklayıp cezaevine koyduklarını, vatan hainleri devşirme Türklerin dış küresel güçlerle yaptıkları işbirliği sonucu olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz A.R. ).
3.) Size gerekli finansal destekleri getirelim.
Sizden de istediğimiz şunlar:
1.) İsrail’in güvenliğini arttıracaksınız, önündeki (İsrail’e karşı geliştirilen cihatçı intihar bomba tehditleri ve Esad rejimin yıkılmasında bize yardımcı olacaksınız. A.R.) engelleri kaldıracaksınız.
2.) Büyük Ortadoğu Projesi’nin pratikteki uygulamasında, yani sınırların değişmesinde bize yardımcı olacaksınız.
3.) İslamın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.”[3]
“Biz, sizi tek başına iktidara taşıyalım.” diyen küresel gizli güçler; Türkiye’nin Özel Harp Dairesi, MİT, Ordu, mahkemeler, basın ve medyasını denetim ve gözetim altında bulunduran asıl perde arkasındaki yönetici güçler, istedikleri politikacıları iktidara getirme güçleri varsa, demek ki uluslararası küresel güçler o ülkeyi yönetiyor demektir. Türkiye siyasetinde gördüğünüz devşirme Türkler ise, bunların tiyatro sahnesinde seyircilere gösterdikleri figüranlardı.
Abdurrahim Karslı şöyle anlatmaya devam ediyor:
„Erbakan hoca vefatından önceki son görüşmemizde AK Parti’nin nasıl kurulduğunu uzun uzun anlattı, elindeki bazı belgeleri bana gösterdi; Ertan Yülek Bey şahittir.
Muhsin Yazıcıoğlu’na da önerilmiş!
M. Ali Bulut’un yazdığına göre o dönemde bu proje rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na da teklif edilmiş. Yazıcıoğlu, Erdoğan’a: ’Kardeşim zaman ve hadiseler bana öğretti ki, Amerika’nın desteğindeki bir siyasete hizmet edilmiyor. Eğer millete dayanarak siyaset yapacaksan geleyim. Aksi takdirde Amerika hep kendine hizmet ettirir.’
Tayyip Bey ona, ’Bir müddet Amerika’nın dediklerini yaparız, sonra millete hizmet ederiz. Mani olurlarsa dirsek vurur, gideriz.’ deyince, Yazıcıoğlu, ’Amerika dirsek vurulacak bir güç değil. Fil ile gireceğin yataktan ezilerek çıkarsın.’ demiş, teklifi nazikçe reddetmiş.“[4]
Amerikalılar, ikna edebilselerdi söz konusu projeyi Erbakan’a uygulatmayı düşünüyorlardı. Fakat yüksek okul diploması olan ve İslam ideolojisine sahip olmasına rağman, “ben bu katliamları neden kendi halkıma yapayım?” diye azbiraz mantığına danışabilen Necmetin Erbakan, “Bu siyonizmin projesidir. Ben bu projeyi kabul etmem” deyip onların projelerini reddedince, onun partisini Yargıtay kararıyla 1997’de kapattılar, iktidardan düşürdüler.
Aslında İran Şahı gibi Batılılar tarafından devrilmiştir. İsrail’in önünü açacak, Irak ve Suriye’de cihatçı vekalet savaşçılarıyla Batı’nın Doğu’daki savaşlarını yürütecek, uygarlık yıkıcı etmen olarak kullanacakları Türk egemenlik sistemin sınırlarını Kuzey Suriye’nin Afrin ve Serêkaniye gibi şehirlerine kadar genişleyecekler, önünü açacakları İsrail ise Golan Tepeleri’ni ve Suriye’nin güneyini işgal edip egemenliği altına alacak şekilde Ortadoğu’yu çok kolay yeniden dizayn edebilecekleri “Ilımlı İslam projesi”ni aynı parti içinde çalışan ve yüksek okul diploması olmayan Erdoğan ve Gül’e verdiler.
Tabii, bunun içinde iki yıl içinde Refah Partisi’ne, 300’ler Komitesi’nden emir ve talimat alan derin devlet tarafından bir operasyonun yapılıp 1997’de kapatılması, ardından 2000 yılların başında yeni kurulan AKP’yi devşirme Türk aydınlarıyla birlikte süsleyip püfleyerek iktidara getirilme ve Genel Başkanlığa R. T. Erdoğan’ın getirilme süreçlerinin işletilmesi gibi yüzlerce, hatta binlerce olayın gerçekleşmesi gerekiyordu. AKP Hükümeti’n gizli ortağı ve NATO’nun gizli örgütlerine İslamcı cihatçıları yetiştiren Fethullah Gülen Cemaati’n daha çok destekleyip palazlandırılması gerekiyordu. Bütün bunlar sırasıyla yapıldı.
Yukarda anlattığımız gibi bu projeyi 1990 yılların ortalarında, İslamcı Refah Partisi içinde çalışan Erbakan, Humeyni ve Talabani öğrencisi olan Erdoğan ve Güle veriyorlar. Onların her dediğini yapan ve yapacak olan Erdoğan ondan sonra Amerika’ya, İngiltere’ye çağrılıyor. Fetullah Gülen gibi gizli siyonist cemaat önderleri Papa ile görüştürülüyor.
Tam bu dönemde (1995) Erdoğan kendisini Türkiye’de iktidara getirecek olan küresel güçlere bağlı çalışacağına dair şöyle mesajlar veriyordu:
„Eğer benim emir komuta merkezim bana, ’papaz elbisesi giyeceksin’ diyorsa, papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.“
Altı yıl sonra iktidara getirildiğinde gene kendisi, „Ben, Büyük Ortadoğu Projesinin ikinci eşbaşkanıyım.“ diye itirafta bulundu. Birinci Eş Başkan Bush, ikincisi Erdoğan’ın kendisiydi.
10 Haziran 2005’de Amerika’da Anti-Defamation League (ADL) adlı kurum tarafından New York’ta Başbakan Erdoğan’a “Yahudi Cesaret Nişanı“ ödülü verilmiştir. ADL, Hitler rejimine de yardım eden bir kuruluştur. Bu ödül töreninde, 1995’te dile getirdiği gibi Erdoğan papaz elbisesi giymiştir. Ve görevini yapmaya devam etmiştir.

“Erdoğan’ın başbakan olacağını 1999 yılında öğrendim.“
Profesör Erol Mütercimler, “Erol Mütercimler Erdoğan’ın başbakan olacağını 1999 yılında öğrendim.“ (5) Youtube’deki videosu ve ‘Hayat Bir Tesadüf‘ kitabında, “Erdoğan’ın başbakan olacağını yıllar öncedan biliyordum,“ diyor. Yani daha 2002 seçimleri yapılmadan önce Edirne’de katıldığı gizli bir toplantıda, ABD’nin Ankara büyük elçisinin yardımcısının katıldığı toplantıda duyduğunu söylüyor. 2002’de seçimler yapılmadan bir hafta önce, „Erdoğan muhtar bile olamaz“ diye manşet atan Hürriyet Gazetesi, o seçimleri hileyle kazandıktan sonra iktidarın yayın organı durumuna gelmiş ve onun propagandasını yapmaya başlamıştır.
Bütün bunlar Erdoğan’ın da, Mustafa Kemal gibi planlı bir şekilde dış güçler tarafından iktidara getirildiğini gösteren kanıtlardır.
Evet, 12 Eylül Cuntasının Amerika’nın “Soğuk Savaş“ döneminde geliştirdiği “Yeşil Kuşak Projesi“ çerçevesinde öbür İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye‘de de İslam propagandası yapmaya ve eğitime ağırlık verilmesi, Alevi köylerine bile cami yapmaya başlamalarıyla toplumun gözlerini bağlayıp karanlığa boğan Türk-İslam-Sentezi ideolojilerin merkezi durumunda olan İmam Hatip okullarında yetiştirilen Recep Tayyip Erdoğan Bey, bir köye muhtar bile seçilecek kabiliyeti yokken, Ortadoğu’da kendi plan, proje ve savaşlarını olduğu gibi, itirazsız bir şekilde pratiğe uygulasın diye Türkiye’de başbakan koltuğuna oturtuldu. 25 yıllık iktidar sürecinde, 2011’de Roboski katliamıyla katliamlara başladı. İsrail’in önünü açmak için Batı’nın Suriye’deki savaşını NATO silahlarıyla İslamcı cihatçılarla birlikte yürütmeye çalıştığı sıralarda, yurt içinde de 2015-2016 yılları arasında Kürt vatandaşlarına saldırarak Şırnak, Silopi, Cizre, İdil gibi onlarca Kürt şehirlerini tank ve toplarla yerle bir etmeyle devam etti. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atan 1128 Akademisyen kararnamelerle işten atıldı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi senaryosuyla olağanüstü hâl ilan ederek muhalefetlerini kanlı bir şekilde saf dışı etmeye başladı. Ülkenin yeraltı yerüstü zenginlik kaynaklarını Amerikan ve İngiltere maden, HES ve JES şirketlerine yağma ve talan ettirerek 300’ler Komitesi’nin adım adım uygulamak istediği neoliberal program, plan, proje ve savaşlarına kimse karşı çıkmasın, kimse gerçekleri dile getirmesin, hırsızlıklarına, adaletsizliklerine, yağma ve talanlarına karşı çıkmasın diye baskı, şiddet, işkence, katliam ve cezaevlerini doldurarak herkesi susturmaya çalışarak o ülkede bir korku imparatorluğunu yarattı. Bu korku imparatorluğun sesi bütün dünyaya yayıldı. İnsanlar, sosyal medya hesaplarından, „beni de tutuklayabilirler“ düşüncesiyle birbirlerine bir haber, bir Twitch bile yollamayacak duruma getirildi. İnsanlar, gazeteciler, sosyal medya siteleri artık kendi kendilerine sansür uyguluyor.
İşte Ortadoğu’da insanlığın üstüne çöken bu karanlığın ne olursa olsun, aşılması gerekir!
Erol Mütercimler, 24 Ekem 1999’da katıldığı toplantıyı özetle şöyle anlatıyor: “Beni de davet ettiler. Gittim. Evi anlatıyorum şimdi. Girdim duvarın önündeki knaypede oturanları sırayla sayıyorum: Fehmi Koru, Emin Şirin, Nazlı ılıcak, yanında Yalçın Doğan abi. Onların arkasında oturan Bülent Akarcalı. Odanın içindekiler: Fehmi Gültekin, Tezcan Yaramancı, Güler Kömürcü, yağ fabrikası olan bir hanımefendi herkesin el falına bakıyordu. Mimar Sinan Üniversitesi’nden hiç tanımadığım üç profesör vardı. Bir de on beş dakika sonra bu odaya kim geldi dersiniz. O günkü Amerika Konsolosluğun yardımcısı bir bayanla kol kola el ele tutuşmuş Tuğrul Türkeş içeriye girdi. Evet, o eve Tuğrul Türkeş Amerikan Konsolosluğu aracılığıyla geldi. Benim bu manzaraya canım çok sıkıldı. Kahve bile içmeden kalkacaktım. Tayip Beyin adamı bana, ’Hocam kalkıp gitmeyin, Tayyip Bey’in size çok ihtiyacı var. Sizinle birlikte olmanızı istiyor.’ ’Niye kardeşim’ dedim. ’Tayyip Bey bu ülkeye başbakan olacak! Siz onunla aynı kuşaktasınız. Danışmamlığınıza çok ihtiyacı var…“
Yani Adalet ve Kalkınma partisi (AKP) 14 Ağustos 2001 tarihinde R. T. Erdoğan liderliğinde kurulmadan, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde yüzde 34, 28 oy oranıyla 365 milletvekili çıkararak tek başına iktidara getirilmeden, perde arkasındaki gizli güçler Erdoğan’ı 2002’de yapılacak seçimlerde başbakan koltuğuna oturmuşlar bile.
Batılıların Doğu’daki ileri karakollarının başına istedikleri ajanlarını getirdikleri gerçek bilgiler bu kadar ortadayken, o yobaz, ajan diktatörün sarayındaki koltuğunda hâlâ rahat oturması akıl alacak gibi değil. Başka bir ülkede olsa dış güçler tarafından önce başbakan ve daha sonra “Türk tipi başkanlık sistemi” programlarıyla cumhurbaşkanı koltuğuna oturtulan Erdoğan’ı bir günde alaşağı ederler. Fakat orası herkesin yalan dünyasında yaşatıldığı ve beyinleri Türk-İslam ideolojileriyle aşılanıp yıkandığı için Sultanlarına, padişahlarına ve diktatörlerine el pençe boyun eğen ve kişiliklerini kaybetme travma psikolojisi yaşayan bir toplum olduğundan dolayı Aziz Nesin gibi o toplumun aptallık derecesini varın siz düşünün.
20.03.2026
Azad Ronî
Kaynaklar:
[1]. Dr. John Coleman, 300’ler Komitesi,Komplocular Hiyerarşisi, Destek Yayınları, İstanbul 2017, s. 113
[2]. Birinci kaynak: www. youtube.com/ Abdurrahman Dilipak ağzından kaçırdı, AKP bir ABD Projesidir (02.12.2014). İkinci Kaynak: Merdan Yanardağ, Bir ABD Projesi olarak AKP, Operasyon Partisi, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul 2016
[3]. Age.
[4]. www. youtube.com/ Abdurrahman Dilipak ağzından kaçırdı, AKP bir ABD Projesidir (02.12.2014).
5.) “Erol Mütercimler Erdoğan’ın başbakan olacağını 1999 yılında öğrendim.“








