Direniş İkinci Kobanê Kuşatmasını Kıracak!
Azad Ronî Yazdı:
Direniş Kazanacak!
Geçici Şam Hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak 2026 tarihinde 14 maddelik kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon anlaşması imzalandığı medya organlarında yayınlandı. Anlaşma maddelerine bakınca, 10 Mart 2025 Anlaşmasına çok yakın bir anlaşma. Demokratik Suriye Güçleri ile Şam Hükümeti arasında imzalanan yeni anlaşma, Kürtlerin Suriye içindeki statüsünü fiili bir tanınma düzeyine getirmiştir. Anlaşmaya göre 02.02.2026 Pazartesi günü Kobanê kuşatması sona erecek. Çocukların soğuktan öldüğü, insanların, aç, sussuz, elektriksiz, internetsiz, haberlerin alınmadığı, yardımların bırakılmadığı Kobanê kuşatması neden hemen şimdi Cuma günü değil de Pazartesi günü? Bundan kuşatmanın daha uzun süreceğini anlamamız gerekiyor.
PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Muslim anlaşma hakkında şunları söyledi:
”Geçici Şam Hükümeti Suriye Demokratik güçleri arasında imzalanan anlaşma metni hukuki değil, siyasi bir anlaşmadır. Anlaşma dış aktörlerin tutumlarındaki değişim ve yoğun baskı ile mümkün oldu. Öncesinde gözlemci pozisyonunda olan Fransa ve ABD garantör konumuna geçtiler. Bundan sonra belirleyici olan, metnin sahada uygulanıp uygulanmayacağıdır.”
Ne olmuştu da küresel güçler üç yıl önceki gibi Ortadoğu’da insanlığın umudu durumuna gelen ve kadınların öncülüğünde kurulan doğayı koruyup seven komünalist bir anlayış, halkların eşit bir şekilde barış içinde, savaşsız bir arada yaşayacakları demokratik bir sistemimi yıkmak için gene cihatçı İslam gruplarını Rojava’da Kürtlerin üzerine saldırmıştı? Cihatçı-selefi çetelerin (HTŞ) önderi Muhammed el Colani’nin 18.01.2026 tarihinde Şam’da Kürtlere teslimiyeti dayattıkları Anlaşmayı kabul etmeyen Mazlum Abdi: “Vatanımı ve onurumu satmaktansa halkımla birlikte direnerek ölmeyi tercih ederim!” diye yanıt vererek Rojava’ya dönmüştü. Ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin verdiği kararla Kürtler direnişe geçtiler.
Peki ne oldu da Suriye hükümeti ve küresel güçlerin Kürtlerin direnişi karşısında geri adım atmak zorunda kaldılar?
Kürdistan’da, Avrupa’da Kürtler ve bütün dünya halkları 12 yıl önceki Kobanê’ye sahiplenme ruhuyla alanlara aktı. Dünyanın her tarafında Kürtler sokaklara döküldü; büyük yürüyüşler, mitingler yapıldı. Rojava’daki Kürtlerin, Avrupa’daki Kürtlerin ve dostlarının sokaklara dökülerek büyük direnişler göstermesi ve Kürt siyasetçilerin diplomatik arayışları sonucu Suriye hükümeti ve küresel güçler geri adım atmak zorunda kaldılar! Direniş kazandı!
ABD Senatosu ve Kongresi Kürtler lehine kararlar almaya başladı.
Kürt siyasetçilerin ilişkide oldukları ve birçok partinin destek verdikleri Senator Lindsey Graham, Kürtleri korumak amacıyla ABD Kongresi’ne sunduğu ”Kürtleri Koruma Yasası” Kongre’de gündeme alındı. Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerine yönelik uzun vadeli stratejik desteğini kurumsal bir zemine taşımayı planlayan ”Kürtleri Koruma Yasası” yasallaşırsa, ülkesini bir cihatçı gruplar platformu haline getiren ve bu cihatçı gruplara NATO silahlarını vererek destekleyip Kürtlerin üzerine süren Türkiye ve yeni Suriye Hükümeti’ne ağır yaptırımlar uygulanacak! Senatör Lindsey Graham, “Kürtlere saldıranlar fena halde yanılacak!” diye doğrudan Türkiye’yi ve Şam Hükümetini tehdit etti.
ABD Kongresi, ”Kürtleri Koruma Yasası”nı gündeme aldığını ve yaptırımların geleceğini gören Türkiye, Suriye hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında kapsamlı bir anlaşmanın imzalandığı 29 Ocak 2026 gününden bir gün sonra Türk ordusunu işgal ettiği Afrin’den geri çekmeye başladı!.. Çünkü emir dünyayı yöneten küresel güçlerden gelmişti.
Şam hükümeti şimdiye kadar yaptığı bütün antlaşmaları hep ihlal etti. İnsanların, Batı’nın Şam’da iktidara getirip istediği gibi yönlendirdikleri El Kaide ve IŞİD ardılları cihatçılara güveni yok. Bu Anlaşmanın da ihlal edilip edilmeyeceği henüz belli değil. İradesi olmayan, Türkiye ve küresel güçlerin emirleriyle hareket eden Şam hükümetine karşı büyük bir güvensizlik var.
Bu nedenlerden dolayı Anlaşma maddeleri pratikte kalıcı hale kavuşturalana kadar seferberlik hali ve alanlarda direniş, diplomatik arayışlar devam edecek!
Kürdistan halkı, dostları ve dünya halkları bu hafta sonu (yarın Cumartesi ve Pazar günü) geçmişin El Kaide, IŞİD cihatçı örgütlerin isim değiştirip kendilerini HTŞ olarak sunup Şam’da iktidara gelen karanlık güçlere karşı gene alanlarda olacak! Yani dünya halkları bu hafta sonu yeni Kobanê gününe hazırlanıyor. “1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma günü.”
1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü bütün dünya halklarına kutlu olsun!
Suçlarını Örtmeye Çalışan Tom Barrack
Kurullara ve yasalara uymayan ABD Başkanı Donald Trump’ın programlarını Ortadoğu’da uygulayan Tom Barrack’ın bu antlaşmayı süsleyip püfleyerek hemen, ““Suriye’nin ulusal uzlaşı, birlik ve kalıcı istikrar yolculuğunda tarihi bir dönüm noktası. Suriye hükümeti anlamlı haklar ve kapsayıcılık sunarken, Kürt toplumu da ortak iyilik için katkılarını sürdürmeyi ve birleşik bir çerçeveyi benimsemeyi tercih etti” şeklinde X hesabı üzerinden yayınlaması onun bu olaylardaki suçlarını örtme psikolojisi olarak yorumlandı.
Çünkü Kürtlere 6 Ocak’ta saldırıların başlamasından sonra Tom Barrack’ın Türkiye’nin Kürt düşmanı kartını kullanarak Türkiye’den usulsüz bir şekilde yüklü paralar aldığı sosyal medya platformlarında dolaşıma girmişti ve bu haberleri ciddiye alan ABD İstihbarat Teşkilatları harekete geçmişti.
Amerika’daki haberlere göre, “ABD İstihbarat Teşkilatları, iş adamı ve milliyetçi Arap kökenli olduğu belirtilen Tom Barrack’ın Türkiye ile gizli ilişkiler yürüttüğü ve mali menfaatler karşılığında Türk devletinin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini gösteren bulgular elde etti…
ABD Kongresi İstihbarat Komitesi konuyla ilgili bir soruşturma başlattı.”
Demek ki Türkiye’nin denetimindeki cihatçıları Kürtlerin üzerine saldırma engellerini kaldırarak Türkiye’den milyonlarca dolar maddi kazanç sağlayan Tom Barrack’ın suçunu örtmek için taraflar arasındaki ateşkes anlaşmasını hemen yayınlaması bundanmış! Kendisini temize çıkarmak istiyor.
Bu yüzden ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton bu duruma şöyle isyan ediyor:
“Trump, Barrack’a çok büyük yetkiler devretmiş durumda. Ancak bence Barrack, Amerikan çıkarlarının ya da SDG gibi müttefiklerimizin çıkarlarının temsilcisi gibi değil, adeta Türk çıkarlarının büyükelçisi gibi davranıyor. Kürtlerin ve SDG’nin IŞİD’in yenilgisindeki rolünü anlayan pek çok dostu ABD’de olmasına rağmen, Barrack’ın bu deneyimi yansıtmadığını düşünüyorum.“
Uygarlık Güçlerin Ortadoğu’da Kullandıkları İki Pedofil Bir Katil
Jeffrey Epstein dosyasında; Tom Barrak ve Donald Trump’un Epstein’in en iyi arkadaşları oldukları görülüyor. Dünya zenginleri ve ünlü dünya politikacılarına 12-13 yaşlarındaki kız çocuklarını servis yapan milyarder Jeffrey Epstein, bu iki pedofilin samimi arkadaşıdır. Yıllar sonra bu iki pedofil arkadaşı Suriye’nin güney tarafını İsrail’e bırakma karşılığında NATO ülkesi Türkiye ve Türkiye’nin vekalet savaşçıları olarak kullandıkları İslamcı cihatçıları ve yıllar önce IŞİD üyesi olarak Musul cezaevinde bulunduğu dönemde gardiyanlar tarafından tecavüz edilen Ahmet al-Scharaa’nın daha sonra İdil’de M16 tarafından aylarca askeri brifing verilip eğitilerek IŞİD ve El Kaide üyelerinin tekrar bir araya getirildikleri cihatçı örgüt HTŞ’nin önderliği verilerek Rojava’daki Kürtlerin üzerine saldırttılar. Hem IŞİD ve El Kaide üyelerinin içinde çalıştıkları cihatçı örgütün ismini değiştirip HTŞ yaptılar, hem de sakalını kesip ona takım elbise giydirip kravat taktıkları Ahmet al-Scharaa’nın ismini Muhammed el Colani olarak değiştirdiler. Bu 300’ler Komitesi’nin başkanlığını yapan İngiliz Kraliyet ailesinin dünya halklarını kandırıp dolandıran yüz elli yıldır değişmeyen oyunudur. İsim değiştirmekle halkları kandırabileceklerini düşündüler. Bazıları bunu yuttu.
Epstein dosyasında; Rojava’da İslamcı cihadistleri Kürtlerin üzerine saldırtan Tom Barrack ve Donald Trump dışında bir de Muhammed el Colani’nin ismi geçiyor. Epstein dosyasında, “Ahmet al-Scharaa, Musul’da mahkumiyet döneminde cezaevindeki gardiyanlar tarafından 17 kez tecavüze uğramıştır,” diye geçiyor.
Bir de düşünün, bu tecavüz olayın video ya da resimleri MOSSAD’ın elindeyse ve böyle bir adamı Suriye’nin başına getirmişlerse şantajla her istediklerini ondan koparabilirler. Golen Tepelerini ve Suriye’nin güneyini İsrail devletin denetimine verdiğini göre, sahada her istediklerini ona yaptıracakların göstermişlerdir. Her istediklerini Tom Barrak ve Trump’tan kopardıkları gibi. Öyle görünüyor ki uzun bir plan ve şantajla iş yaptıracakları insanları bir araya getirmişler.
Jeffrey Epstein, Türkiye’de lüks bir hotelde kalan Tom Barrak’a, ”Çocukla olan fotoğrafını gönder, yüzümüz gülsün!” diye bir E-Mail gönderiyor. Yani Tom Barrak ile Epstein arasında kız çocuk resimlerin paylaşımları var. Sicili bozuk tecavüzcü, rüşvetçi suçlu biri. Ve bu suçlu adam ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi. Görevini kötüye kullanan suçlu ve tecavüzcü Tom Barrak derhal bu görevinden açığa alınıp yargılanmalıdır! Sistemin pis işlerini yapan bu adamı sistem yargılar mı? Demokrasi ile yönetildiğini iddia eden ABD, halk nezdinde suçlu görünen Tom Barrak’ı yargılar mı? Kendi pislikleri daha fazla ortalığa saçılmasın diye yargılamazlar.
Amerika’nın CNN gazeteci bayan Kaitlan Collins Trump’a soruyor:
“Epstein dosyasında isminiz geçiyor. Buna ne diyorsunuz?”
Sorumsuz pedofil Donald Trump, soruyu yanıtlayacağına bayan gazeteciyi şöyle azarlıyor:
“Sen berbat bir gazetecisin. Seni tanıyorum. Bir kere bile yüzünün güldüğünü görmedim.”
Oysa Trump’tan daha güler yüzlü olan Kaitlan Collins, ABD Başkanı’nın ayıbını tükürürcesine yüzüne yapıştırıyor:
“Yahu sizin adınız 38 bin kez Epstein dosyalarında geçiyor. En az 30 küçük kıza tecavüz ettiğiniz iddia ediliyor? Epstein ile dostsunuz. Salak mı var karşında? Bu mesele geçilir mi?“
30.01.2026
Azad Ronî








