
5
Hiç çalışmadan insanların artı değer, ürün, eşya ve firmalarına el koyanlar
Yeryüzü tanrılarımızın birçok iğrenç planlarını, dördüncü Zerdüşt olarak deşifre eden ve onların ulus-devletlerin kadroları için oluşturdukları Avrupa merkezci milliyetçi-ırkçı virüsle aşılayarak yetiştirdikleri uygarlık yıkıcı vekalet savaşçıları olan devşirme Türkler eliyle yüzyıldan beri Kürt halkına dayattıkları soykırımlara karşı Zağros dağlarına çıkardığı Zerdüst gerilla çocuklarıyla mücadele ettiği için, uluslararası bir komplo ile yasalarını çiğneyerek hukuksuz bir şekilde, CIA ve MOSSAD’ın cirit attığı Kenya’da tehlikeli ve yırtıcı hayvanlar için kurdukları kafese kıstırılıp yakaladılar; kaçırılarak, Türkiye’nin jandarmacılığını yapacağı İmralı kayalarına tanrılardan ateşi çalan Prometheus gibi çivilenen Addullan Öcalan, „Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik uygarlık Çözümü“ kitabında, ekonomi olmayan, paradan para kazanan asalak kapitalizmi ve beş bin yıllık küresel hegemonik güçlerin çok uzun vadeli tarihsel projeleri hakkında çok derin analizler ve hakiki tesbitler yapmıştır.
Addullan Öcalan şöyle diyor:
„Hiçbir sömürme yöntemi ve aracı kapitalizm kadar toplumları bozucu, dağıtıcı, sürekli kriz ve kaosta tutucu özellikte olmamıştır. Kendileri de hep baskıcı ve sömürücü oldukları halde, diğer tüm uygarlık güçleri bu yapısından ötürü kapitalizmi sınırlamayı ve dibe sürmeyi toplumun sürekliliği açısından zorunlu görmüştür. İleri bir uygarlık aşaması olmak şurada kalsın, hep toplumların lanetini üzerine çekmiş, ahlâki ve politik toplumun kanser hastalığı olarak anlam bulmuştur. Günümüz toplumundaki ve çevresindeki kriz, yıkım ve kırım gerçekliği, toplumsal gerçeğin vicdanı olarak ahlâki yaklaşımın yanılmazlığını kanıtlamaktadır.
Kapitalizm onu en yetkin kullanan güçlere (Sami tüccarlar’a .A.R.) bol zaferler sağlar. Ama bunu hep toplumları kriz içinde tutarak, ahlâki ve politik duruşunu işlevsiz kılarak, sürekli iç ve dış savaşlar içinde tutarak, yıkım ve kırımı yaşatarak gerçekleştirir. Sonuçta güç ve zenginlik az ellerde toplanmıştır (300’ler Komitesi’nin elinde toplanmıştır. A.R.). Bu eller zafer kazanmıştır. Karşılığındaysa yıkılan bir toplum ve sürdürülemez bir çevre bırakmıştır!” (Addullan Öcalan, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik uygarlık Çözümü, Mezopotamya Yayınları, Neuss 2010, s.168)
„Kapitalizmin dayandığı merkezi uygarlık nedeniyle yükselişe geçtiğini, kafesini parçaladığı günden (…) beri küresel olduğunu, küresel sistemi dönüştürdüğünü iyi bilmek durumundayız. Herkes günümüz ‚küresel finans kapitalizm krizine’ hayret ediyor. Finans araçlarla oynanarak, sadece bu kriz döneminde hiç çalışmadan el konulan artı değerlerin, ürünlerin uygarlık tarihi boyunca gerçekleştirilen sömürüden daha fazla olduğu hesaplanmaktadır. Hiçbir kriz ve olgu kapitalizmi bu güncel finans krizi kadar iyi açıklayamaz; kapitalizmin pazar ve ekonomi olmadığı bu kriz kadar netçe ortaya koyamaz.“ (age, s.192-194)
“ABD 200’ler sonrası Ortadoğu hamlesinde Saddam Hüseyin’nin başını götürürken, acaba ulus-devletin sonunu ilan ettiğinin farkında mıydı? diye kendime hep sordum. Şu benzetmeyi de yapmıştım: Ulus-devletin inşası için Fransız Devrimi’nde 16.Louis’in başının koparılması ne kadar önemliyse; Saddam’ın başının koparılması da en azından Ortadoğu ulus-devletinin sonu için o denli önemlidir. Evrelsel tarihe doğru ve ve derinden bakmasını bilenler, daha şimdiden Afganistan’dan başlayıp Fas’a kadar uzanan ulus-devlet halkalarında yaşanan kırılmalarda bu sonlamaya ilişkin birçok ipucunu yakalayacaklardır.”(age, s.50)
„Marksizm’in kapitalist bunalım teorisi olguyu resmetse de, beklediği çözümü –sosyalizm veya komünizme- her geçen sürede yaklaşmakta olmayıp daha da uzaklaşmaktadır. Bu durum toplum doğasının eksik ve yanlış tanınmasıyla ilgili olduğu kadar, önerilen çözüm modelleri ütopik olmaktan öteye anlam ifade etmemektedir.” (age, s.54)
Marksizmin eleştirisi
Aynı kitabında Öcalan şöyle diyor: „K. Marx, Kapital kitabını yazmakla kapitalist sisteme meşruiyet kazandırmıştır.“
Gerçekten de öyle; Kapital, tıpkı Kutsal Kitaplar gibi işçi sınıfından çok, onların köleci toplum sistemleri için tapınaklarda haham, papaz ve halifelere yazdırdıkları Tevrat, İncil, Kuran kadar modern kapitalist sisteme hizmet etmiştir! Öcala’nın deyimiyle, „Pazar ve ekonomi olmayan kapitalist sisteme meşruiyet kazandırmıştır.“ Her uygarlığın ve sistemin kendisini, „barbar“ olarak gördükleri (aslında barbarlar, zalimciler, sömürücüler kendileridir), komünal toplumlarda ana kuçağındaki çocuk gibi doğayla iç içe yaşayan, köleliği, sömürüyü redd eden, özgür kavim, kabile toplumlardan ve özerkliğini kazanmış şehir beyliklerinden korumak amacıyla yarattıkları mitosları, efsaneleri ve Kutsal Kitapları vardır. Nasıl ki, Sümer ve Mısır uygarlıkları kendilerini kutsal mitos ve efsanelerle, İsrail kavim-devleti kendisini Kutsal Tevrat kitabı ile Avrupa prens, kral ve Roma İmparatoluğu kendilerini Kutsal İncil ile, Emevi, Abbası, Selçuklu, Osmanlı kendilerini Kutsal Kuran kitabıyla koruyup köle ve tarım emekçileri üzerindeki sömürü sistemlerini derinleştirdilerse; pazar ve ekonomi olmayan; paradan para kazanan modern kapitalist sistem de kendisine kutsal „Kapital“ kitabı ile „meşruiyet kazandırarak“ işçi ve emekçiler üzerindeki sömürü mekanizmasını derinleştirmiştir. Marks, „pazar ve ekonomi“ olmayan, paradan para kazanan kapitalist sistemden çok; üç sacağı olan kapitalist sistemin endüstrideki kolu olan „fakrika sahibinin işçinin artı değerine nasıl el koyduğu fomül geliştirerek ekonomi-politiği“ analiz etmeye çalışmıştır. Bunu da kapitalist sistemin merkezinde, İngiliz ekonomi-politik anlayış ve yaklaşımıyla yapmıştır. K. Marx’ın Kapital kitabı Londra’da piyasaya çıktığında, onu ilk alan ve altın gibi kilitli kasalarına koyanlar aransında, kapitalist sistemi İngiliz Kraliyet ailesi merkezli Batı’da inşa eden hanedan ailelerden biri olan Rothschild hanedanın olması tesadüf değildir!..
Rothschild hanedanlığı’n „Hasta adam Osmanlı ulus-devletlere bölünecek; dünyanın her yerinde bizim için çalışırsanız 100 yıl sonra size Filistin’de İsrail devletini kuracağız.“ diye siyonistlere söz verdiği 1848’den sonra dünya halkların başına 1.ve 2. Dünya Savaşları’n korkunç felaket süreçlerinin plan ve hazırlıkların yapılmaya başlanıp hızlandırıldığı bir dönemde; ilginçtir; K. Marx, kapitalist sistemin bütün savaşların uluslararası sosyalizm hareketini hızlandırmaya yaradığını, „kapitalist sistemin kendi mezarını kendisinin kazdığını“ söyleyerek büyük bir yanılgıya düşecekti! Kapitalizm, kazdığı mezara kendisini gömmedi; fakat planlayıp hazırladığı büyük felaketleri hegemonyası altına aldığı ulus-devlet organizasyonları eliyle -binlerce, milyonlarca olayı ve operasyon, kongre ve konferanslar sonucu- pratiğe uyguluyarak adım adım 20. yüzyılda terihin hiçbir döneminde görülmemiş korkunç savaşlarla 150 milyondan fazla insanı mezarlara gömdü!…
Karl Marx’ın iyi niyetine, toplumları baskı altına alan bir sistemi, Hegel felsefesini ayakları üzerine dikmeye çalışarak çözümler üretmeye çalıştığından kuşku duymuyorum. Fakat Bolşevik Devrimi ve geçmiş süreçlerde görüldü ki; ne K. Karx’n ekonomik-politik analizleri, toplumları baskı altına alan kapitalizmi yıkmıştır, ne de Hegel felsefesi ayakları üstüne dikilmiştir. Ne yazık ki, kapitalizmi artı değerle sınırlayarak; sadece fakrika sahibinin işçinin artı değerine el koyması, pazar ve ekonomi olmayan kapitalist sistemi eksik ve yanlış tanımlamıştır; halbuki kapitalizm bu sayılanlardan daha çok paradan para kazanan bir sistemdir!.. Marx, uygarlıkların perde arkasındaki uygarlık güçlerini iyi tanımadığı gibi, derin tarihsel planlarını hesaba katmamış, bu küresel süper güçlerin bütün biliminsanların, felsefecilerin, profesörlerin ve dünyayı sarsan Bolşevikler gibi devrimci örgütlerin iyi niyet, buluş ve devrimlerini alıp kendi tarihsel ekonomik, siyasi ve politik projeleri çerçevesinde kullanacağının farkında olmamıştır!..
Tarihin her döneminde, her dönemecinde baskı ve sömürüye karşı direnen, özgürlüklükleri için başkaldırarak devrimleri örgütleyen ve mücadelesini dürüst, iyi niyetli biliminsanları ve önderleri öncülüğünde verenler toplumun geniş halk güçleri olmasına rağmen; toplumun küçük hücresi olan aile ve cemaat şeklinde çok küçük ama sıkı ve gizli bir biçimde örgütlenmiş altın-sermaye sahibi küçük bir azınlık zümre tarafından hep adamları ve ajanlarıyla devrimde önderliğin her türlü hile ve tuzakla ele geçirilişi sayesinde, tarihin devrimler dönemecini hep kendi ekonomik, siyasi ve politik çıkarları doğrultusunda kanalize ederek propaganlarını yapmışlardır.
Sümerlerden beri incelediğim tarihi dönemeçlerin (Semitik tüccarları’n yeryüzündeki ilk devlet örgütlenmesi olan ve Sami tüccar hanedan büyük Sargon tarafından kurulan Akad zulmüne karşı; doğayla iç içe yaşıyan, özerkleri ve özgürlüklerinin tehlikede olduklarını hissedip gören Guti, Lulubi, Kassit ve Hurri kabilerin MÖ. 2150’de birliklerini güneş tanrısı Mitra etrafında birleştirerek zalim Akad devletini yerle bir etmesi dışında) hepsinde; bu toplumların içinde, toplumun küçük bir hücresi olarak aile ve cemaat şeklin örgütlenmiş gizli ellerin parmağını gördüm.
6
Çağımızın tek tanrılı dini, ulus-devletlerin milliyetçi virüsüdür
Coronavirüs, Avrupa merkezci milliyetçilik gibi kapitalist sistemin bir hastalığıdır. 1990’lardan beri, özellikle 2008’deki finanz krizi ile kar topu misali yuvarlanıp gelen ekonomik ve finans krizin kapitalist sistemin bütün kurum ve organlarında görünür hale gelen kanser (Sars-Corona) hastalığın Coronavirüse laboratuvarlarda bilinçli ve sistemli bir şekilde COVID-19’a dönüştürülerek; SARS-Coronavirüsün 10 kat daha hızlandırılmış, 30 kat daha ölümcül hale getirilen şeklidir. Kanser ile coronavirüs arasındaki tek fark şudur: Modern kapitalist sistemin serbest piyasa ekonomisi bütün yiyeceklerin genleriyle oynandığı için ortaya çıkan kanser hastalığı insanları yavaş yavaş öldürüyordu; Coronavirüs ise hemen öldürüyor. Hiçbir şey kanser ve Coronavirüs hastalığı kadar çürümüş, sonuna yaklaşmış kapitalist sistemi bu kadar net açıklama gücüne sahip değildir.
Ben, Coronavirüs infeksiyon (COVID-19) Pandemiyi yeryüzü maskeli tanrılarımızın sadece 7,8 milyarı aşan dünya nüfusunu azaltmaya yönelik bir hastalık olarak değil; aynı zamanda serbest neoliberal kapitalist pazarı, finans krizi, sosyal ve toplumsal ilişkileri de yönetme ve değiştirme biçimi olarak yayıp geliştirdiklerini düşünüyorum. Finans krizini daha radikal bir şekilde atlatıp çözme senaryosunun ötesinde, bir de hiç çalışmayan küçük bir azınlık, ulus-devletlerin yıllık gelirlerinin %30 ile % 40’nı altın olarak kendi kilitli kasalarına aktaracaklar. Dahası var, merkez bankalarını da boşaltacaklar. Dahası, dahası var, 300’ler Komitesi’nde yer alan dünya zenginlerin her birisinin paravan şirketler adı altında onlarca, yüzlerce büyük firmaları var. Dünya çapında büyüyüp iyi iş yapan ama herkesin can derdind olduğu şu dönemde değerleri oldukça düşmüş -göz diktikleri- firmaları çok düşük fiattan satın alacaklar. Birçok şey daha da pahalılaşır. Fakirler daha fazla fakirleşir, zenginler daha fazla zenginleşmiş olur.
Zaten „pazar ve ekonomi“ olmayan, paradan para kazanan asalak kapitalizm hegemonik güç olarak yükselip ilerledikçe, hep okyanus dalgaları gibi üst üste gelen kriz ve kaoslarını, Sovyet Birliği’n yıkılmasından sonra 1990’ların başında olduğu, her zaman kendisini gelmiş geçmiş bütün sistemlerden daha iyi olduğu propagandasını yaparak; tüm toplumları, doğal kaynakları, çevreyi, özellikle eski Sümer, Aztek ve Maya uygarlıklarını yaratmış olan toplulukların bugünkü torunları olan Kürtler, Ermeniler ve Kızılderili gibi halklar, eski uygarlık kültürleri ve dilleriyle birlikte büyük bir tehdit altına sokularak ve soykırım yaşatarak krizlerini atlatmaya çalışmaktadırlar.
Dünyayı iyiye, doğruya ve varolan doğal kaynakların neoliberal kapitalist politikalar tarafından har vurup harman savurmasına karşı çıkan dünya devrimci örgütleri, aydınları ne yazık ki, örgütsüz oldukları için müdahale edemiyorlar, uyuyorlar! Tarihin her dönemecinde olduğu gibi bu dönemeçte de sistemin içinden çıkılmaz kriz ve kaosunu gene en iyi şekilde kendi ekonomik, siyasi, politik ve finans çıkarlarını koruyarak atlatanlar, yukarda bahsettiğimiz gibi beş bin yıldan beri dünyayı yöneten hegemonik küresel güçlerdir.
AIDS virüsü, domuz grip’i ve Sars-Coronavirüsü felaketlerini insanların başına bela eden yeryüzü tanrılarımız değil miydi? Bu da onların sistemli ve planlı bir şekilde yıllarca üzerinde çalışılmış virüslerinden biri!
7
Çinliler yarasa yediği için, ilk defa Wuhan kentinde insanlara geçtiği yalanı
Biz Rab’ın (RAB, ibranice dilinde hem Tanrı, hem de Efendi anlamında kullanılıyor) kulları olarak, yıllar sonra AIDS virüs felaketin Kenya‘daki CIA labaratuvarlarında Cold Spring Harbor Projesi çeçevesinde icat eden „Soyarıtım Cemiyeti“ araştırma kurumuna Amerika‘nın en saygın ve zengin ailerinden olan Harriman Ailesi ve Microsoft kurucusu milyarder Bill Gates tarafından finanse edildiğini gene Amerika‘nın dürüst biliminsanlarından öğrenmedik mi?..
AIDS virüsünü Kenya‘daki CIA laboratuvarlarında icat ettikleri dönemde, başta ABD olmak üzere bütün dünya basın ve medyası yıllarca virüsün Afrika’da Maymunlardan insanlara geçtiğini yalanını propaganda ediyordu. Şimdi de gene başta ABD olmak üzere ellerindeki bütün dünya basın ve medyası „COVID-19 virüsü Çin’de yarasadan insanlara geçti“ yalan propagandasını yayıyorlar. Ne kadar da birbirine benziyor bu yalanları(!) Biri Afrika’da maymunlardan insanlara geçmiş, biri Çin’de yarasadan insanlara geçmiş(!) Sadece sıradan insanları değil, Londra’da yeryüzü tanrılarımıza çalışan; hükümet, istihbarat örgütleri, üniversitelerdeki hukuk ve tıp bölümlerine de düşünce üreten Tavistock Enstitüsü, birbirini tutmayan yalan-yanlış bilgileri yukardan onlara aktararak diretiyor: „SARS CoV 2 Coronavirüs ana kaynağı yarasa ve öbür hayvanlar (Buraya kadar doğru. A.R). Çinliler yarasa yediği için, ilk defa Çin’in Wuhan kentinde insanlara geçtiği görüldü.“ Bu son yalan cümle de, onların dürüşt ABD ve Avrupa hekimlerine yaptıkları propagandadır. Yanlıştır.
300’ler Komitesi’nin Soyarıtım Cemiyeti
Biolojik laboratuvarlarda henüz üzerinde çalıştıkları Sars-coronavirüsünü, 2003 yılının Şubat ayında gene ilk kez nüfusu çok fazla olan Çin’de yaydıkları zaman da, bulaşan insanlarda bugünkü gibi şiddetli astım, bronşit, zatüre gibi akut solunum yetmezliği görülmüştü ve „hayvanlardan insanlara geçti“ demişlerdi. Demek o zamanlar daha 17 yıl sonra dünyaya yayacakları COVID-19 virüsünün biolojik laboratuvarlarda denemesini yapıyorlardı. Bir de, „Çinli’ler yarasa, kuş, yılan gibi pis hayvanları yiyorlar, o yüzden hayvanlardan onları geçti. Onlardan da öbür insanlara geçti“ diye Çinli’ler aşağılanarak, gerçekler manipüle edilerek propagandası yapılıyordu. Oysa büyük bir yalan! Coronavirüsler bir’den altın’cı virüsü kadar insanlarda ve hayvanlarda var. Biz bu virüslerle birlikte yaşıyoruz. Fakat dünya nüfusunu azaltmak, bazı halkları tümden yeryüzünden yok edip ortadan kardırmak için, kim tarihsel projeleri çerçevesinde biolojik laboratuvarlarda bu coronavirüslerle oynuyor?
Sami tüccarlar ve onların modern kapitalist sistemdeki alt örgütlenmeleri olan 300’ler Komitesi’nin iğrenç gizli planlarını son yüzyıldan beri sık sık dile getiren, deşifre eden biliminsanların, yazarların, aydınların, gazetecilerin makalelerini, kitaplarını, yazılarını bilinçli olarak, „bunlar komplo teorileridir“ diye propaganda ediyorlar, önemsisizleştirilip karalıyorlar. İnsanlar da, „bunlar komplo teorileridir“ diyen Tavistock Enstitüsünün propagandalarına inanıyorlar. Bırakın okuma-yazması olmayan sıradan bir insan, yüksek okul diploması olan birçok dünya aydınını da Tavistock’un bu „komplo teorileri“ propagandalarına ne yazik ki inanıyor. Çünkü ulus-devletlerin eğitim araçları, basın ve medyası, orduları, merkez bankaları, üniversiteler, finans merkezleri onların denetimde. Ne derlerse, hangi yalanı atarlarsa, hangi propagandayı yaparlarlarsa insanları ona inandırırlar.
Ama yukarda tarihlerini açıkladığım, erdemli insanlığın hiçbir kurul, antlaşma ve yasalarına uymayan Sami tüccarlar vampirler gibidir; karanlığı, gizliliği sevdikleri için, aydınlıktan nefret ederler! Onların tarihsel projeleri çerçevesinde gitmeyen halklara, kişilere öfkelenirler. Büyük öfkelerin sahipleri olduklarını yüzyıllardır İsrailoğullarına, 20. yüzyılda bütün dünya halklarına ve devrimci örgütlerin önderlerine yaptıklarından biliyoruz. Deşifre olduklarında ise, güneş ışığını gören vampirler gibi eriyip yok olacaklarını çok iyi biliyorlar. Ulus-devletlerin eline pratiğe uygulamak için verdikleri savaş planları deşifre olduğu an, tarihsel planlarını pratiğe uygulama koşulları ortadan kalkar, sermayeleri erimeye başlar. Yüzyıllardır tek tanrı, tek din, tek devlet ve tek sistem üzerine kurdukları kapitalist sistem çökerse. Demir parmaklıklar arkasına özenle sakladıkları ve her zaman karşı konulmaz bir güç olarak görüp taptıkları tonlarca altınları işe yaramaz olur. Geçmişte kralları, prens ve padişahları, bugün ise ulus-devlet politikacılarını satın aldıkları nesneden yoksun olurlar. Bu yüzden gerçeklerden, tarihsel planlarının deşifre olmasından çok korkuyorlar.
Şimdi herhalde anladınız, neden dünyayı yöneten bu bir avuç zengin zümre hanedan ailelerin, alt tabakadaki fakir insanları savaş, katliam, soykırım ve salgın hastalıklarla yok etmek isteyen tarihsel planlarını deşifre edenler hakkında yüz yıldır hep Tavistock Enstitüsü üzerinden, „bunlar komplo teorileridir“ diye propaganda ediyorlar.
Tarafsız birçok biliminsanı, Coronavirüs 1960’dan beri bilinen bir virüstür, yeni birşey değil! „Sars-CoV olarak bilinen bu coronavirüsler insan ve hayvanlarda epitel hücreler, lökositler ve tümör hücreler gibi çeşitli dokularda bulunan ve hücre yüzeyinde sergilenen adhezyon molekülü“ olarak doktorlar tarafından biliniyordu. İnsanlarda ve hayvanlarda şimdiye kadar 1-2-3-4 ve 6’ya kadar coronavirüs vardı. Vücudumuz sistemimiz bu virüsleri tanıyordu. Yani biz, vücudumuzun tanıdığı bu virüslerle birlikte yaşıyoruz. Zerdüşt’un iyi ve kötü tanrıları gibi vücudumuzda iyi ve kötü virüsler var. İyi beslenip bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğimizde vücudu kötü virüs ve mikroplara karşı koruyan iyi virüs doku ve organlarını çoğaltmış oluyoruz.“ diyorlar.
Peki neden vücudumuz COVID-19’u tanımyor?
İşte can alıcı soru bu?..
Öyleyse 6-7 numaralı Coronavirüslerden sonra, bunu özel labaratovarlarda yıllardır bilinçli ve sistemli bir şekilde, vücudumuzun tanımadığı yabancı bir virüs biçimde hızlandırıp geliştirerek; daha çok 65 yaşın üstündeki insanları, akçiğer, astım, bronşit, zatüre, solunum yetersizliği hastalıkları sorunlarıyla boğuşan, kanser, kronik, kalp rahatsızlığı virüslere direnci az ve bağışıklık sistemi zayıf olanları, yeni emekliye ayrılmiş, artık ulus-devletlerin sağlığa ayrılmış paralarını tüketen; yani 300’ler Komitesi’ne çalışan biliminsanların(!) deyimiyle „çalışmayan kaşık düşmanlarını„ hemen öldürüp temizleyecek olan COVID-19 virüsüne fırlatanlar kimler? Nasıl da kıvamına getirmişler; işe yaramayan, hastalıklı, ihtiyar ve sakatları temizliyor. Vücudu bu virüse alışacak olan sağlamlar kalıyor! Bu felaketi hazırlayan tanrılarımız dünya nüfusunun en az yarısının bu virüse yakalanacağağını hesaplamışlar! Batı basın ve medyası en az dört milyar insanın bu virüse yakalanabileceğini önceden söylüyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, „Almanya’da yaşayan insanların yüzde 60 ila 70’ine coronavirüs bulaşacak.“ diye açıklama yaptı. Hesaplarına göre; dünya nüfusun yarısında fazlasına bulaşacak! Dört milyardan fazla insana bulaşacakmış! Haydi diyelim dört milyar olmasın, iki milyar olsun. Bu iki milyar insandan virüsü ağır geçiren bir milyar insan hastanelere yatırılacak. Yatırılanlar arasından on milyonlarca ya da yüz milyonlarca insan ölmüş olacak. Hangi iğrenç kurum ve insanlar bu felaketi insanların başına yağdırdı? Bana bu sorunun yanıtı lazım. Ben öyle, „Çinliler yarasa yediği için, ilk defa Çin’in Wuhan kentinde insanlara geçti.“ diyen yalan propagandalara inanmam.
Doğrusu Sümer uygarlığını çok iyi tanıdığım için ve Akad devletin kurucusu ilk Sami tüccar hanedan Büyük Sargon’dan beri, binlerce yıl uğraşarak, tek tanrılı semavi dinlerini inşa edip rüzgar gibi arkalarına alarak ve Arabistan çöllerden topladıkları cihatçı ordularla sürekli savaşarak o güzelim erdemli uygarlığı yıkan küresel hegemonik güç olan gerici Semitik tüccarları’n tarihçesini çok iyi tanıdığım için bu felakatleri kimin insanlığın başına getirdiğini adım gibi biliyorum. Semitik tüccarların bir alt kurumu sayılan Soyarıtım Merkezi. Soyarıtım Cemiyeti, dünya nüfusunu azaltmak için nasıl da temizlik yapan güzel bir virüs bulmuş değil mi? Tebrik etmek gerekir(!)
8
AIDS virüsünü insanlığın başına bela eden Soyarıtım Cemiyeti
Dünya nüfusunu kontrolleri altına almak, zenci ve diğer renkli ırklarda görülen hızlı üreme oranını düşürmek ya da salgın hastalıkla, soykırımlarla yok etmek yöntemlerini geliştirmek amacıyla 1904 yılında Amerika’da kurulan Soyarıtım Cemiyeti, ilk olarak „Deneysel Evrim İstasyonu“ projesiyle işe başlamıştır. Kurum, Andrew Carmegie, Cornelius Vanderbilt, J.P. Morgan ve John D. Rockefeller gibi Sami tüccarlar’a hizmet eden ünlü Amerikan zenginleri tarafından finanse edilmiştir.
Daha Osmanlı yıkılmadan 50 yıl önce, 1870’de Selanik’te açılan Sabetaycı Cemaat okullarında yıllarca, Sami tüccarlar’dan biri olan Rothschild hanedanın tarihsel projeleri çerçevesinde eğitip yetiştirilen devşirme vekalet savaşçıları olan İttihat Terakkicileri 1908-1909’da iktidara taşıyarak, hiçbirisi gerçek Türk olmayan bu genleri Avrupa merkezci Türk milliyetçi virüsü ile aşılanmış devşirme Türkler eliyle Ermeni, pontus Rumları, Ezidi ve Süryanilere soykırım uygulandığı bir dönemde; 4 Eylül 1915 tarihinde New York Word gazetesinde, Soyarıtım Cemiyetin projeleri hakkında şöyle bir makale yayınlanıyordu:
„Cold Spring Harbor, Long Island merkezli Soyarıtım Cemiyeti raporuna göre sakatların kısırlaştırılması için dünya çapında bir kampanya gereklidir. Cemiyet Mrs E.H. Harriman, John D. Rockefeller ve Andrew Carnegie tarafından finanse edilmektedir.
Mrs E.H. Harriman yıllar içinde yüzlerce, hatta binlerce sakatı ortadan kaldıracak soyarıtım projesine destek sağlamaktadır. İnsan ırkını mükemmel hale getirmek için Rockefeller ve Carnegie dünya çapında bir kampanya arzu etmektedir.“ (Dr. John Coleman, 300’ler Komitesi, Destek Yayınları, İstanbul 2017, s.149)
2000 yılında ABD’de kurulan ve şimdi Amerika’nın en büyük özel vakfı sayılan Bill ve Melinda Vakfın arkasında, tıpkı Türkiye’de kurulan Gülen Cemaatı, Milli Görüş Cemaatı ve AKP projesi gibi aynı hegemonik güçler var. Vakıf, her ne kadar resmi amaçları arasına „küresel salgın hastalıkları ve açlık sourunların çözümünü“ aldığını iddia ediyorsa da, gizliden Sami tüccarlara ve onların alt örgütlenmesi olan 300’ler Komitesi’nin tarihsel projeleri çerçevesinde çalışmaktadır. Vakıf adı altında devletten vergi kaçıran Bill Gates, Bill ve Melinda Vakfı’nı kurduktan sonra timsah gözyaşları içinde ne kadar yardım sever olduğunu göstermek için AIDS virüsle mücadele için 50 milyon dolar bağışta bulunmuştu. Ne kadar yardım severler değil mi? Hem AIDS virüsünü icat eden „Soyarıtım Cemiyeti“ araştırma kurumunu finanse et, hem de mağdurların acılarını azbiraz dindirmek için küçücük bir yardım et ve kendini yardım sever, insancıl göster!
Aynı Bill Gates ve eşi Melinda Gates, ABD askerleri tarafından Kasım 2019‘da Çin‘in Wuhan kentine götürülüp (bu haber Çin yetkilileri tarafından geçen hafta dile getirildi.), basın ve medya eşliğinde o şehirden dünyaya yaydıkları Coronavirüsle mücadele için bu kez Şubat 2020’de 100 milyon dolar bağışta bulundular. Ne kadar yardım sever değil mi? Ne kadar tanıdık bu yardım severler!?
Çin dışişleri Bakan sözcüsu Cao Licien, Twitter’deki hesabından, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Direktörü Robert Redfield’in görüntülerine yer yerilen bir video paylaşarak, Redfield’in daha önce gripten ölen bazı ABD vatandaşlarında Covid-19 virüsü saptandığını aktararak şöyle yazdı:
„Covid-19 salgını Wuhan’na getiren ABD ordusu olabilir. Şeffaf olun. Verilerinizi halka açıklayın. ABD bize bir açıklama borçlu“ ABD’den ses çıkmıyor.
Coronavirüs felaketini kimler, hangi labaratuvarlarda icat edip insanlığın başına bela ettiğini yıllar sonra gene dürüst ve yeryüzü maskeli tanrılarımıza çalışmayan Amerikalı biliminsanlarından öğreneceğiz, herhalde.
9
Coronavirüsü insanlığın başına bela eden gene Soyarıtım Cemiyeti mi?
Toplumun küçük hücresi olan aile ve cemaat şeklinde çalışan Rothschild hanedanlığı, 1848’lerde siyonistler’e, „Hasta adam Osmanlı ulus-devletlere bölünecek; dünyanın her yerinde bizim için çalışırsanız 100 yıl sonra size Filistin’de İsrail devletini kuracağız.“ diye söz vermişlerdi.
O tarihden sonra siyasi siyonistlerin en güçlü korucuları (Efendileri-Tanrıları) Rothschild Hanedanlığı idi.1890’larda Rothschild’lerle iyi ilişkisi olan ve onların tarihsel projelerini çok bilen Theodor Herzl, sanki kehanetlere sahipmış gibi 1897 yılında Basel’de yapılan Birinci Siyonist Kongresi’nde, „50 yıl sonra İsrail devleti kurulacak“ diye gelecek hakkında haber veriyordu. Bu haberi yüzlerce yıllık planları olan günümüzün Semitik tüccarları olan Rothschild Ailesi’nden almıştı.
Semitik tüccarları (Rothschild hanedanlığı), 20. yüzyılda Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederken saraylarına girdikleri İngiliz ve Fransa devlet organizasyonları eliyle, yüzyıllık planları çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu’nu Alman devleti eliyle zorlayarak savaşa koyup yıkarak; onun hasta virüslü cesedinden uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sistemin çekirdek kadrosu olan devşirme Türklerle Anadolu’da yapay-homojen Türk ulus-devleti ileri karakolunu, siyonist kadrolar eliyle de Filistin’de İsrail ulus-devleti ileri karakolunu kurmak istiyorlardı.100 yıllık planların hepsi gerçekleşti.
Onlarca yıl önce tarihsel planlarını, genlerini Avrupa merkezci milliyetçi virüsle aşıladıkları kadrolarına broşür-kitapçık ve akademik kadrolarının hazır bulunduğu kongrelerde açıkladılar. İttihat ve Terakkiciler için 1909-1910 yılları arası Selanik’deki cemiyetin merkezinde üst üste yapılan kongrelerde Semitik tüccarların (Rothschild hanedanlığı) tarihsel plan, proje ve programları çerçevesinde kararlar alındı. O tarihden sonra İttihat ve Tarekki Cemiyeti’in en güçlü korucuları gene Rothschild Hanedanlığı idi. Ve bu hegemonik dış güçlerin gizli planları, yani „Türk ulus-devletin sırrı“ olarak geçen kararlar „Kırmızı Kitap“ halinde broşür-kitapçık şeklinde basılarak İttihatçıların eline verildi. O „Kırmızı Kitap“ da yazılanların hepsi ama hepsi son 110 yıldan beri olduğu gibi İtthat Terakkiciler ve ardılları Kemalistler tarafından pratiğe uygulandı. Rothschild’lerin toplumsal mühendislik projeleri çerçevesinde „Anadolu’da herkesin Türkleştirilerek homojen bir Türk milliyeti yaratmak için“ Ermeniler, Pontus Rumları, Süryaniler, Kürtler katliam ve soykırımlardan geçirildi. Grekler Anadolu’dan çıkarıldı. Kürtlerin katliam ve soykırımları da hâlâ devam etmektedir. Toplumsal mühendislik projeleriyle devşirmelerden oluşan sunni bir Türk milliyeti yaratıldı. Bu genleri Avrupa milliyetçi Türk ve siyasi İslam virüsü ile aşılanmış fekalet savaşçıları eliyle tıpkı Osmanlı sisteminde olduğu gibi Ortadoğu halkları sürekli katliam ve soykırımlardan geçirilecektir!
İşte böylece ve bu yüzden yüz yıl önce planladıkları „yapay Türklük projelerini“ genlerini Türk milliyetçi virüsü ile aşıladıkları vekalet savaşçıları eliyle Anadolu’ya yerleştirmiş oldular.
Gene onlarca yıl önce tarihsel planlarını, genlerini Musevilik dinin yanı sıra Avrupa merkezci milliyetçi virüsle aşıladıkları siyonist kadrolarına broşür-kitapçık ve akademik kadroların hazır bulundukları Basel’de 1897’de yapılan Birinci Siyonist Kongre’de, „50 yıl sonra İsrail devleti kurulacak“ diye, Semitik tüccarları’n (Rothschild hanedanlığı’n) tarihsel plan, proje ve programları çercevesinde kararlar alındı. Hegemonik güçlerin gizli planları ve Tevrat’dan sonra İsrail „ulus-devletin sırrı“ olan kararlar „Siyonist Liderlerin Protokolleri“ halinde broşür-kitapçık şeklinde basılarak siyonistlerin eline verildi. Protokoller’de yazılanların hepsi son 120 yılda olduğu gibi pratiğe uygulanmıştır.
Fakat „Kırmızı Kitap“ ve „Siyonist Liderlerin Protokolleri“ diye bilinen belgeler sahtedir, komplo teorileridir diye hep inkar edip reddediyorlar. Sahte olduğu söylenen „Siyonist Liderlerin Protokolleri“ ilk defa 1903 yılında Rusya’da Znamya Gazetesi’nde yayınlandı. Ondan sonra bütün ülkelerde onlarca baskıları yapıldı. Tevrat’dan sonra insanların en çok okuduğu kitap sahte olur mu? O zaman Tevrat da sahte! Tavistock Enstitüsü aracılığıyla dünya çapında „bunlar komplo teorileridir. Sahte belgelerdir.“ diye sürekli propagandasını yapıyorlar. Biz de inanalım mı? Ne yazik ki, bu konuda da kamuoyunu manipülasyonlarla kandırıp aldatabiliyorlar. Ama tüm aldatmalarına, inkarlarına, gizlemelerine ve önemsizleştirmelerine rağmen 20. yüzyılda, bu „sahte“ dedikleri belgelerin öngördüğü gibi birçok halk soykırımdan geçirilerek Ortadoğu, Rothschild hanedanlığı’n finansman, plan ve projeleri çerçevesinde İngiliz Kraliyet ailesi eliyle dizayn edilmiş ve Batı uygarlığı’na Ortadoğu’da Türk ve İsrail ileri karakolları kurulmuştur!
Hegemonik gizli güçlerle ilişkisini bilmediğimiz için, biz yıllarca hep, „50 yıl sonra İsrail devleti kurulacak“ diyen Theodor Herzl ne büyük kehanette bulunduğunu düşünüyorduk. Nerden biliyordu bu adam? Kimden aldı bu bu bilgileri? Yukarda kimlere çalıştığı hakkında bilgi verdik.
Şimdi, ailelerinden bir ferdin ya da doğrudan kendilerinin pek bilmiyoruz, ama aynı süper gizli güçlerle ilişkisi olan ve gelecek hakkında kehanetlerde bulunan iki Amerikalı yazarı tanıtacağım size. Adları Sylvia Browne ve Lindsay Harrison.
Sylvia Browne ve Lindsay Harrison’nun 2005 yılında piyasa çıkan „Kehanetler/ Gelecekte Sizi Neler Bekliyor 2005-2100” kitabında, yukarda bahsettiğim hegemonik gizli güçlerin planları aynen şöyle yazılmıştır:
„2020’lerde, akciğerleri ve bronşları ciddi oranda etkileyen, tedaviye ise zalimce direnen zatürre benzeri bir hastalığın patlaması nedeniyle ortalıkta ameliyat maskeleri ve plastik eldivenlerle dolaşan çok daha fazla insan göreceğiz. Hastalık hakkında kafa karıştırıcı olan şey ise; bir kış boyunca müthiş bir paniğe yol açtıktan sonra, on yıl içerisinde hem sebeplerini hem de tedavisini gizemli bırakarak tamamen ortadan kaybolması olacak.“ (Sylvia Browne-Lindsay Harrison, Kehanetler/ Gelecekte Sizi Neler Bekliyor 2005-2100, Klan Yayınları İstanbul 2005, s.210)
Tam olarak yılını da tesbit ederek, hangi yıl bu coronavirüs salgınını dünya halkların başına yağdıracaklarını önceden planlamışlar! Demek ki dünyamızı yöneten tanrılarımız bu tufan felaketini başımıza yağdırma karar ve planlarını en az 15-20 yıl önceden almışlar. Coronavirüsü yıllardır biyolojik laboratuvarlarda kıvamına gelecek şekilde geliştiriyorlar da bizim haberimiz yokmuş!
10
300’ler Komitesi önce Amazon Ormanlarında yaşayan Yanomami kabilesinde denedi
Beyaz adamın -İspanya Kraliçesi İsabella- sarayına girip, araç olarak kullanacakları Musevi ve Müslümanları oradan Kraliçe’nin şiddetini kullanarak kovan ve bir kısmını da Kristof Kolomb’un gemilerine bindirerek Semitik tüccarları’n tarihsel plan, proje ve programları çerçevesinde 1492’de Amerika’yı işgal etmeleriyle birlikte başlayan doğa ve insan katliamları; Aztek ve Maya uygarlıklarını yaratan Kızılderili yerli halklar yüzyıllar boyu Avrupa’dan getirilen paralı orduların içinde yer aldıkları savaşlar ve salgın hastalıklarla yok edildiler. “Size özgürlük ve uygarlık getireceğiz” diyen barbar ve canavar Semitik tüccarları’n vekalet savaşçısı olan beyaz adamın dünyayı, doğayı ve insan topluluklarını katliam, soykırım ve savaşlarla yok eden barbarlığından arta kalanların bir kısmı fersah fersah “uygarlıkları”ndan uzaklaşıp Amazon ormanları içine çekildiler. Hiçbir şeyi dışardan satın almayarak, tarlalarını kendileri ekip biçerek, bağ bahçelerini, bostanlarını kendileri ekip biçerek, doğayla iç içe yaşamaya devam etmek amacıyla yüzyıllardır Amazon Ormanları içine çekilmiş, “uygarlık” denen barbarlıktan kendilerini izole etmiş, ana ile çocuk gibi doğayla kucak kucağa yaşam sürdüren Yanomami kabilesi, barbar Semitik tüccarların vekalet savaşlarını yürüten beyaz adamın barbarlığından kurtulamadı. Çünkü laboratuvarlarda üretilen coronavirüs Ekim (2019’da) ayı başında önce onlarda denendi. 300’ler Komitesi’nin başkanı sayılan İngiliz Kraliyet Ailesi’nden “Kraliçe Viktorya tarafından Afrika, Amerika ve Ortadoğu yerlilerine karşı yürütülen kanlı savaşlar aslında British East India Co.’nun (Kraliyet ailesine ait bir şirket) Çin afyon ticaretinden kazandıkları kirli paralarla finanse edilmiştir.”(Kaynak: Dr. John Coleman, 300’lı Komitesi) Buna Rothschild’lerin finansal yardımlarını eklemek gerekir. Çünkü Avrupa’nın Çin ve Asya ülkelerine yaydıkları uyuşturucu ve silah kaçakçılığını yaparak zenginleşen ve ara sıra bu kirli ve yasal olmayan ticaretleri için ve Semitik tüccarları’n planlayıp çıkardıkları savaşlarda katliam, soykırım ve cinayetler işleyen gangster katil, insanlık suçu işlemiş zengin ailelerin yerleştikleri Amerika’da bugün oranın en zenginleridir. Semitik tüccarları’n bir alt kurumu olarak çalışan 300’ler Komitesi’nde yer alan ve bugün Amerika’nın en saygın ve zengin aileleri bu salgın virüsleri üretip icat eden Soyarıtım Cemiyeti kurumunu, Cold Spring Harbon bilim merkezleri üzerinden finanse etmektedirler.
Evet, Güney Amerika’da Brezilya ülkesinin Amazon Ormanlarında, “modern kapitalist uygarlıktan” tümüyle ilişkisini kesmiş, Aztek ve Maya uygarlıklarını yaratanların bugünkü torunları olan Yanomami adlı bir kabile yaşıyor. 300’ler Komitesi, onların yaşadığı toprakların altın ve elmas kaynaklarına, Güney Afrika halkı Boer toprakların altın ve elmas kaynaklarına (Aynı gizli güçler Ortadoğu için planladıkları kanlı savaşlarını, katliam ve soykırımlarını yürütmek amacıyla Türkiye’de iktidara getirmiş oldukları AKP hükümeti eliyle Kazdağları’ndaki altın madenleri için ve Kanal İstanbul Projesi ile orman ve çevreyi talan etmeye başlamıştı.) İngiliz ordularıyla, Kürdistan toprakların petrol kaynaklarına İngiliz, Fransız ve barbar Türk işgalcılarıyla el koydukları gibi el koymak ve dünya nüfusunu azaltmak amacıyla laboratuvarlarda icat ettikleri virüsü önce onlarda denediler. Yanomami kabilesi, Ekim ayın başında COVİD-19 coronavirüs saldırısına uğradıklarında, önce bu salgın hastalığın çok saygı duydukları en bilgili yaşlı insanlarını alıp mezara götürdüklerinde sessiz kaldılar. Brezilya Sağlık Bakanlığı’na bildirmediler. Zaten “uygar” olduklarını söyleyen devletlere güvenmiyorlardı, ilişkileri de yok denecek kadar az olduğu için her şeyi devletle paylaşmıyorlardı. Fakat dört beş ay sonra salgın hastalığı gençleri de alıp mezara götürmeye başlayınca artık çaresiz kaldılar. Zorda kalınca en son genç bir kadın hastalarını Brezilya hastahanesine götürmek zorunda kaldılar. 15 yaşlarındaki hasta bir Yanomami kadını Roraima eyaletinin başkenti Boa Vista Genel Hastanesi’ne götürüp yatırdıklarında, bu salgın hastalığın “20 Aralıkta 2019’da Çin’de göründüğünden beri bütün dünya halklarını tehdit ettiklerini” yeni öğrendiler. Aralık ayı sonunda Çin’de başladı denilen salgın hastalığının, iki buçuk ay önce, Ekim ayı başında, önce kendi kabilelerinde göründüğünün farkına o zaman vardılar. Dünyada olup biten olayları öğrenir öğrenmez şok geçirdiler ve bütün insanlığı tehdit eden bu salgın hastalığını bilinçli bir şekilde üretip insan toplulukların üzerine serpen yeryüzü tanrılarımıza öfkeleri büyüdü.
İlk kez 1 Nisan 2020’de olmak üzere, üç kez acil olarak üst üste Brezilya Sağlık Bakanlığı’na müracaat ettiler ve kimlerin bu salgın hastalığını önce kendilerine bulaştırdıkları konusunda yardım istediler. Üç başvurudan sonra Brezilya Sağlık Bakanlığı konuyu yerinde araştırıp incelemek üzere balta girmemiş, doğal güzellikleriyle ünlü Amazon Ormanları içinde yaşayan Yanomami kabilesine bir sağlık ekibini yolladı.
Kabile sözcüleri sağlık ekibindekilere diyorlar ki:
“Ekim ayı 2019’da, bizim saygı duyduğumuz büyüklerimiz, bilgili birçok yaşlılarımız öldü.”
Ekim 2019’da ölen yaşlıların mezarları sağlık ekipleri tarafından açılıp otopsi yapılıyor. Otopsi araştırma raporuna göre: Ekim ayında ölen yaşlılar gerçekten coronavirüs salgından dolayı ölmüşler. Çok doğal yaşadıkları için mi denense, aradan 5 ay geçmesine rağmen vücutları mezara konuldukları tazeliğiyle yaşıyorlarmış gibi duruyorlar. İlginç olan şey!.. Sanki beyin-nen ölmüşler ama birçok vücut hücreleri hâlâ yaşıyor. Ve beyin-nen ölmüş yaşlıların vücutlarında coronavirüs de hâlâ yaşıyor… Bu görülmemiş bir şey!.. Normal bir virüs 5 ay gibi uzun bir süre içinde mezarda yaşayamaz. Bu normal bir virüs değil.
Otopsi araştırma raporunu okuyan Brezilya Sağlık Bakanı yetkilileri de açıklama yapmak zorunda kaldılar: Yanomami kabilesinde görünen coronavirüs olayından yaklaşık iki buçuk ay sonra, yani Aralık sonunda Çin’in Wuhan şehirinde göründüğü zaman bize, Coronavirüsün vahşi hayvan pazarında satılan yarasadan insanlara geçtiği söylendi. Biz buna inanmıyoruz. Bu yeni bir şey. Normal bir virüs değil. Laboratuvarlarda üretilen bir virüs.“
Brezilya Sağlık Bakanlığı Luiz Henrique Mandetta, 8 Nisan 2020 tarihinde konu ile ilgili şöyle bir açıklama yapıyordu:
“Bugün Yanomami arasında çok endişe verici bir (virüs) vakayı doğruladık.
Yanomami kabilesinden olan bir gencin Brezilya’daki koronavirüs salgınına yakalanan Amazon etnik grubunun ilk üyesidir.“
11
Infobae Gazetesinin haberi şöyle:
„12 Nisan 2020 Pazar
AMERİKA ARJANTİN TRENDLERİ SPOR
En son haberler /Venezuela krizi / Coronavirüsü
Brezilya, koronavirüs bulaşmış ilk Yanomami yerli kadını doğruladı.
Sağlık Bakanı Luiz Henrique Mandetta Çarşamba günü yaptığı açıklamada, „Yanomami’den bir gencin Brezilya’daki coronavirüsüne yakalanan bu Amazon etnik grubunun ilk üyesi olduğunu“ söyledi.
Bir basın toplantısında Mandetta, „Bugün bizim için büyük bir endişe kaynağı olan Yanomami arasında doğrulanmış bir (virüs) vakamız vardı.“
15 yaşındaki hasta, Roraima eyaletinin başkenti Boa Vista Genel Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde tedavi edilmektedir (kuzey, Venezuela sınırında), Özel Yerel Sağlık Bölgesi (Dsei), Bakanlığa bağlı sağlık bölgesi.
Bu yeni olayla, O Globo gazetesine göre, Brezilya’daki en az yedi yerli halkın bulaşması doğrulandı. Orijinal bir topluluktaki ilk COVID-19 vakası 1 Nisan’da kuzey Amazon eyaletinde bildirildi.
Pozitif testi yapan bir halk sağlığı doktorunun personeli olarak çalışan 20 yaşındaki genç bir Kokama idi.
Bakan, yetkililerin „helikopterle insanları“ daha donanımlı tıp merkezlerinde onlara bakmak için topluluktan çıkardıklarını söyledi.
Ancak, toplulukları virüsün yayılmasından korumakta zorluk çektiğini itiraf etti. „Halkın köye girişini uzun zaman önce kapattık, ama ne yazık ki … bazen yerli halk herhangi bir izolasyonla köyün dışında kalmak istemiyor ve geri dönüyorlar.“ dedi.„Bu son derece karmaşık ve onlara yardım etmek için tüm ekiplerle birlikteyiz.“
Brezilya’da yaklaşık 27.000 üyesi olan Yanomami, 1970’lerde bölgedeki yerleşimciler tarafından yayılan hastalıklar ve altın madencilerinden kana susamış istilalar yüzünden diğer etnik gruplar gibi yok edildi.
Mandetta geçen hafta yaptığı açıklamada, „bu toplulukların ithal virüslere karşı tarihsel savunmasızlığı göz önüne alındığında, ekibi için ‚yerli sağlığın önemli bir endişe kaynağı’ olduğunu“ belirtti.
Yetkili, „Bu topluluklarda, özellikle çok az bir birlikteliği ve çok az ilişkisi olanlarda üç kez dikkatli olmalısınız,“ diye uyardı diğer insan gruplarını.
Avrupalı yerleşimciler tarafından ithal edilen hastalıklar Amerika’nın yerli nüfusunun % 95’inden fazlasını azalttı.
Amazon eyaleti, ülkedeki en yüksek vaka indeksine sahiptir -100.000 kişi başına 19.1 vaka ile- ve Sao Paulo eyaletinden sonra en yüksek ölüm oranına sahip ikincisidir.
val / js / gma /Infobae
12.04.2020
Azad Roni
Yararlanılan Kaynaklar:
* Gordon Thomas’ın MOSSAD Gizli Tarihi, Koridor Yayınları, İstanbul 2012
* Henry Morgenthau, Büyükelçi Morgenthau’nın Öyküsü, Belge Yayınları, İstanbul 2005
* Immanuel Wallerstein, Dünya-Sistemleri Analizi, bgst Yayınları, İstanbul 2018
* Addullan Öcalan, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik uygarlık Çözümü, Mezopotamya Yayınları, Neuss 2010,
* Ilgaz Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim / Türkiye Sabetaycılığı, Belge Yayınları, İstanbul 4.baskı 1998
* Dr. John Coleman, Rothschild Hanedanlığı Destek Yayınları, İstanbul 2017
* Etem Xemgin, Küdistan Tarihi, Agri Verlag, Köln 1992
* Roger Garaudy, İsrail, Mitler ve Terör, Timaş Yayınları, İstanbul 2019
* Haham Moshe Menuhin, Zamanımızda Yahudiliğin çöküşü, 2969, s.324
* Sümerli Ludingirra’nın Yaşam öyküsü, Tablet 10
* Tevrat, Çıkış, Bap 23
* Yahudi Tarihi ve Siyonist Liderlerin Protokolleri
* Rothscild’lerin Türk ulus-devlet sırrı: Kırmızı Kitap
* Dr. John Coleman, 300’ler Komitesi, Destek Yayınları, İstanbul 2017
* Sylvia Browne-Lindsay Harrison, Kehanetler/ Gelecekte Sizi Neler Bekliyor 2005-2100, Klan Yayınları İstanbul 2005 s.210
* Infobae








