Cem Özdemir’e Başarılar Dileriz
Kadınlar Günü bütün dünya kadınlarına kutlu olsun!
Federal Almanya’nın Bavyera ve Baden-Württemberg eyaletinde 8 Mart Kadınlar Günü’nde (2026) yapılan eyalet meclisi ve belediye seçimlerinde Yeşiller Partisi’nin başbakan adayı Cem Özdemir, resmi sonuçlara göre rakibi olan CDU’nun başbakan adayı Manuel Hagel’e 0,5 gibi az bir farkla geçerek seçimi kazandı. Yeşiller yüzde 30,2 oranında oy alırken, CDU yüzde 29,7 oranında oy aldı. Böylece Cem Özdemir Almanya’da Baden-Württemberg başkanlığı seçimini kazanarak Eyalet Başbakanı oldu. CDU’lu Manuel Hagel, Yeşiller’i ve Cem Özdemir’i seçimleri kazandığından dolayı kutladı.
Cem Özdemir’i tebrik eder, başarılar dileriz.
Eğer Yeşiller genel seçimleri kazanırsa, ilk defa Türkiyeli biri Almanya başbakanı olacak!
Cem Özdemir, Türkiye’deki politikacılar gibi vatandaşlarını katliamlardan geçirip cezaevlerine dolduran, ülkenin yeraltı yerüstü kaynaklarını yabancı şirketlere satan at pazarındaki pazarcı politikacılardan biri değildir. Özdemir, Türkiye’de 10 yıldan beri cezaevindeki Selahattin Demirtaş ile hemen hemen aynı demokratik, özgürlük, çoğulcu, insan haklarına saygılı fikirlere sahip ve aynı yaşlardaki arkadaşıydı; biri yurtdışında Eyalet başbakanı, biri ülke içinde cezaevinde. O, Türkiye’nin en iyi beyinlerini ya cezaevine ya da yurtdışına gönderilenlerden biridir! Yıllar önce Tokat’tan Almanya’ya göç etmek zorunda kalan Çerkez bir ailenin çocuğuydu. Şubat 2026’da Hollanda Hükümetinde Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Dilan Yeşilgöz de, ailesi Dêrsim’den Hollanda’ya göç etmek zorunda kalan Kürt bir ailenin kızıydı.

Yıllardır Almanya’da farklı gruplar ve halklar arasında barış köprüleri kuran, çevreci ve sosyal uyumlarıyla tanınan, demokrasi, barış ve adaleti güçlendiren bir politikacı olan Cem Özdemir’in Baden-Württemberg Eyalet başkanlığını kazanmasın diye (Türkiye de Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı olmasını istemediği gibi) Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti yanlısı basın ve medyaları, “Türkiye düşmanı, PKK dostu, Ermeni dostu.” gibi ilgisi olmayan soyut argümanlarla çok kötü bir kara propaganda yürütmüşlerdi. Hatta Erdoğan daha da ileri giderek kendi adamı AKP’li Mustafa Varank’ı, Hristiyan Demokrat Parti adayı Manuel Hagel’in tarafında, Özdemir’e karşı seçim kampanyası yürütsün diye Almanya’ya göndermişti.
ERDOĞAN’IN ALMANYA’DAKİ CASUZLARI SEÇİMLERİ ETKİLEMEYE ÇALIŞIYORLAR
Irkçı devşirme Türkler Türkiye’de Ermeni ve Kürtçe kelimelerini küfürmüş gibi kullanıyorlar ve bundan dolayı olacak ki, sanki Ermeni olmak suçmuş gibi, “O bir Çerkez değil, Ermeni. Ermeni Soykırımını değil, Çerkez Soykırımını anlatsın da görelim!” diye tehdit mesajlar atıyorlardı devletten maaş alan MİT ajanları. Biliyoruz ki yurtdışında Türk Konsoloslukları etrafında kümelenmiş ve Focus Dergisinin, “Almanya’nın gölge savaşçısı. İşte Erdoğan muhaliflerine karşı Almanya’nın ortasında böyle, uluorta casusluk yapıyor” dediği on binlerce MİT ajanı var. Başka ülkelerin topraklarında casusluk yapmak yasaktır. Yasak olduğunu bildikleri halde casusluk faaliyetlerini yürüterek suç işliyorlar. Yurt içindeyse ise 500 bin üzerinde MİT ajanları, Abdülhamit dönemindeki gibi saraya harıl harıl haber uçuruyorlardı.
Bir zamanlar Erdoğan’ın Almanya’daki 6 bin MİT ajanları kadrosunun başında eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu vardı. Almanya Federal Emniyet Dairesi, Gergerlioğlu, Ahmet Duran Yüksel ve Göksel Güler adlı üç MİT ajanını uzun süre takip etmiş ve telefonlarını dinlemişlerdi. Bu üç ajan hakkında Karlsruhe Federal Savcılığı 11 Kasım 414 tarihinde tutuklama kararı çıkartmıştı. Alman devleti Aralık 2014’de “Takip, organize suç çetesine yönelik izleme faaliyeti” adıyla MİT’e yaptığı operasyonda Frankfurt havaalanında Türkiye’ye kaçmaya çalıştığı sırada Gergerlioğlu önce gözaltına alındı. Kamuoyunda “Erdoğan’ın Almanya’daki ajanları” olarak bilinen bu davaya Erdoğan’ın araya girmesiyle Gergerlioğlu tutuksuz yargılanmaya başlandı. Cezaevine gireceğini anlayınca Türkiye kaçmıştı. O zat saraya gönderdiği haberlerin arkasına Hitlerin SS’leri gibi, yürüyüşte fotoğrafı çekilen biri için “Onu bitireceğim.” “Türkiye gelirse icabına bakın!” diye notlar eklemeyi de alışkanlık haline getirmiş ırkçı biri! Bir adam yürüyüşe, mitinge, gösteriye katılarak demokratik hakkını kullanıyorsa onu öldürmek mi gerekir?
10 Kasım 2015’te mahkemenin verdiği gerekçeli karar davasını takip eden gazetecilerin kanısına göre, “Bir hafta öncesinde yapılan Erdoğan-Merkel görüşmesinde alınan kararlardı. Genel kanıya göre, Merkel’in mülteci sorunu ve diğer meselelerdeki taleplerine karşılık Erdoğan’ın istediklerinden biri, danışmanını da içeren davanın kapatılması isteği olmuştu.” Öyle de oldu. Bu yüzden “davanın üstünün açıkça kapatılmak istendiği ve siyasetçilerin karar verdiği” söylentileri birçok çevre tarafından dile getirildi. Sanıklardan Gergerlioğlu hakkındaki gizli faaliyet yürütme suçu için 70 bin Euro, Ahmet Duran Yüksel için 5 bin Euro, Göksel Güler için ise 100 saat sosyal hizmet karşılığında dava takipsizliğe uğradı.
İşte bu devleti, vatanı, küçük bir zümrenin iktidar çıkarını korumadan kendi vatandaşlarını öldürmek olarak algılayan ırkçı-suçlu İttihatçı zihniyet, 8 Mart 2026’ta Baden-Württemberg eyaletinde yapılan seçim propagandasında; dindar, Kemalist, sağcı, solcu vatandaşlarına seslenerek, Özdemir’e oy vermemelerini söylemişlerdi. Çevreci, bütün halkları bir gören, barışçıl ve İnsancıl davranışlar içinde hareket eden birine karşı bu kin ve nefret nerden, hangi damardan geliyordu, 200 bin vatandaşı hakkında „Bana Hakaret Ediyor“ suçlamasıyla dava açan ve toplumun yarısıyla kavgalı olan Erdoğan’a? Fakat Türkiye’nin bu kin, nefret ve kara propagandası geri tepildi. Çünkü Avrupalılar Doğu’da yerli halklara düşman edilmiş kötülüğün kaynağı olarak gördükleri Türkiye, eğer birisini kötülüyorsa o kişinin mutlaka haklı ve doğru yolda olduğunu görüyorlar. Bu yüzden SPD ve CDU’lu Alman vatandaşlar bile Cem Özdemir kazansın diye ona oy verdiler.
Türkiye’nin Özdemir’e düşmanlığı 2016’da Alman Parlamentosu’nda oylamaya sunulan Ermeni Soykırım Tasarı ile başlamıştı. “Vah sen Türkiyeli bir olduğun halde Alman milletvekilleriyle birlikte neden Ermeni Soykırımı’n Parlamentoda kabulü için oy kullandın?” diyerek ‘Türk düşmanı’ olarak ilan etmişlerdi. Yüzlerce Alman milletvekillerine bir şey demiyorlar da, ailesi Türkiye’den gelen biri olan Çerkez kökenli Özdemir’e karşı büyük bir psikolojik baskı ve kara propaganda yürütmüşlerdi, İttihat Terakki zihniyetine sahip devşirme Türkler. Ellerinde gelse tutuklayıp Selahattin Demirtaş gibi Türkiye cezaevlerine atacaklardı. Demek ki, Türkiye’nin gücü sadece kendi insanına, kendi vatandaşlarına yetiyor. Avrupalılara gücü yetmiyor. Zaten Türkiye, Batı’nın Doğu’daki ileri karakolu olarak Avrupa askerleri yerine yerli halkları katliam ve soykırımlardan geçiren bir ülke. Onlardan başka herkes bu gerçeği biliyor.
Almanya Parlamentosundan önce 29 ülkenin parlamentoları ve Avrupa Parlamentosu Ermeni soykırımını tanıma kararı almışlardı. Almanya Parlamentosu da 2 Haziran 2016 tarihinde Ermeni Soykırım Tasarısını, sadece bir ret ve bir çekimser oya karşılık neredeyse oy birliğiyle “Osmanlı İmparatorluğu’nun 1915-1916 yıllarında Ermenileri (1,5 milyon) soykırımdan geçirdiğini” kabul etmiştir.
Almanya Parlamentosu’nda 2 Haziran 2016’da kabul edilen Ermeni soykırım yasa tasarına “evet” oyu verdiğinden dolayı sadece milletvekili olarak Türkiyeli Cem Özdemir, herhalde İttihatçı zihniyetle yüzleştiği için olacak ki Türkiye tarafından cezalandırılarak, haksız yere kendi akılsız vatandaşlarına ‘Türkiye düşmanı” olarak gösterilmiş, Tokat hemşeriliğinden belediye kararıyla ihraç edilmiş ve o dönemde de neredeyse linç kampanyaları yürütmüşlerdi.
Cem Özdemir’in, Türkiye’nin bu soykırımları kabul etme yalanı üzerine kurulduğu gerçeğini dillendirmesi devşirme Türklerin zoruna gidiyordu. Bu yüzden aklını ekmek peynirle yemiş, gözlerine kara bürünmüş ırkçı Türk milliyetçileri, faşistleri, sağcıları saldırgan durumuna geçmişlerdi. Eşi ve iki çocuğunun adının geçtiği filmler yayınladılar. Arkadaşları, “Seni Hrant Dink gibi listenin başına aldılar,” diye uyardılar. Hitler zihniyetindeki Gürcü kökenli R. T. Erdoğan onu “karaktersiz” olarak nitelendirdi. Sanki kendisi Türkmüş ve damarlarında Türk kanı taşıyormuş gibi Özdemir’i “Türk kanı taşımadığı için kan testi yaptırmasını” önererek halkı kışkırtmak için politik ajitasyon çekiyordu. Bu kadar ileriye gittiler.
“Tarihle Yüzleşmek Uzlaşmanın Ön Koşuludur”
2 Haziran 2016’da Alman Parlamentosu’nda yapılan tarihi oturumda, Almanya 1915–1916 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere ve diğer Hristiyan azınlıklara karşı işlenen katliamları “soykırım” olarak tanımlandığı oturumda konuşan Yeşiller Partili siyasetçi Cem Özdemir, hem Almanya’nın tarihsel sorumluluğunu hem de geçmişle yüzleşmenin önemini şöyle vurguladı:
“Soykırım gibi akıl almaz derecede korkunç bir konu hakkında konuşmak için iyi bir zaman yoktur. Uzun ve zorlu tartışmalardan sonra bugün, yaşananları doğru adıyla anan bir önerge hakkında oy kullanıyoruz: Soykırım.
O dönemde Almanya, Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefikiydi. Alman subayları sahadaydı, Alman diplomatları Berlin’e raporlar gönderiyordu. Neler olduğunu biliyorlardı. Bu nedenle Almanya’nın da bu tarihte bir sorumluluğu vardır.
Dönemin Alman Şansölyesi Bethmann Hollweg şöyle demişti:
‘Tek amacımız Türkiye’yi savaşın sonuna kadar yanımızda tutmaktı. Bunun uğruna Ermenilerin yok olup olmaması bizim için önemli değildi.’
Tam da Almanya’nın o dönemde bir ortak sorumluluğu olduğu için bugün susamayız.
Tarihsel sorumluluğumuz, olayları doğru adıyla anmamızı gerektirir.
Burada bulunan Ermeni toplumundan konuklara şunu söylemek isterim:
O zamanlar bu korkunç suçun suç ortaklarından biri olmamız, bugün inkârcıların yanında duracağımız anlamına gelmez.
Türkiye’de insanların, Ermenileri kurtaran Türklerle gurur duymasını isterim;
Talat ve Enver gibi suçlularla değil.
Türkiye’de ‘Ermeni’ kelimesinin bazen bir hakaret olarak kullanılması beni özellikle yaralıyor. Bu, tarihin yaralarının hâlâ ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Tarihten ders çıkarmak isteyenler onu gizleyemez.
Hatırlamak ve yüzleşmek, uzlaşmanın ve barışın ön koşuludur.”
”Eğer Erdoğan ve Trump destekçileri bana karşıysa, doğru yoldayım demektir!”
10 yıl sonra gene Erdoğan’ın, milliyetçilerin, sağcıların, dindarların kendisine yönelik eleştirilerine; demokrasi, özgürlük, barış ve çoğulcu anlayışla vurgu yaparak yanıt veren Cem Özdemir, onlara İspanya Başbakanı Pedro Sánchez tavrıyla şöyle seslendi:
”Eğer Erdoğan ve Trump destekçileri bana karşıysa, doğru yoldayım demektir!” sözleriyle Alman Başbakanı Friedrich Merz gibi Trump’un gölgesi olmayacağını da belirtmiş oldu.
Bay Merz Almanya’da başbakan olduktan sonra, Harz4 denilen sosyal yardımları kaldırdı, emekli yaşını yükseltmeye çalışıyor ve insanların günde 8 Saat değil, 10 saat çalışmasını isteyerek dünya zenginlerin isteği şekildeki yasaları çıkaramaya giriştiğinden ve devleti, daha önce avukat olarak yanında çalıştığı BlackRock şirketiymiş gibi yönetmeye çalıştığından beri halk kendisinden memnun değil.
Sosyal devlet yapısını zenginlerin isteği şekilde ortadan kaldırmaya çalışan Friedrich Merz, kendi Alman halkı için çalışmıyor; dünyanın zengin ailelerine hizmet eden ve Trump’ın gölgesinde yaşayan bir politikacıdır.
Tam da böyle bir dönemde Almanya’nın demokrasi, özgürlük, barış ve çoğulcu anlayışa sahip Cem Özdemir gibi halkın içinden gelen birisinin yükselişine şahit oluyoruz. Buna Alman halkın ihtiyacı var.
Bu ara Orta Doğu’daki savaşlara karşı örnek bir davranış içinde olan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’i tebrik ediyoruz.
Hiç kuşkusuz sayın Cem Özdemir Almanya’da başbakan olursa onun da tavrı İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’den farklı olmayacaktır. Almanya’yı savaş politikalarından uzak tutacak ve ilerlemesini sağlayacaktır.
Cem Özdemir Hitlerin ve İttihatçıların işledikleri soykırımlarla yüzleşen bir politikacı
Yıllar önce kendi kirli tarihi ve devletin yaptığı Yahudi soykırımla yüzleşen bir Alman öğretmen ile kendi kirli tarihi ve devletin yaptığı soykırımlarla yüzleşmek istemeyen bir Türk öğretmenin karşılaştırmasını pratik öğrenci hayatında kendisinden örnek vererek anlatan Cem Özdemir’i dinleyelim:
“Ben Almanya‘da sabahları Alman okuluna, öğleden sonraları ise Türk okuluna giderdim… Sabah Alman okuluna gittiğimde öğretmenlerimiz bizi Nazi kamplarına götürürlerdi ve ‘Sizin dedeleriniz devletin emriyle bu katliamları yaptı. Kendi komşularını öldürdüler, işkence Yaptılar. Bu katliamlar sizin dedelerinizin eseri. Ama siz dedeleriniz gibi olmayacaksınız. Eğer devlet sizden böyle bir şey isterse karşı duracaksınız. Onlar bizim komşularımız diyerek sahip çıkacaksınız‘. derlerdi!!..
Öğleden sonra Türk okuluna gittiğimde ise, durmadan savaş kazanıyorduk, hem de her gün! Bir gün Türk öğretmenime bir soru sormak istedim: ‘Hocam biz durmadan savaş kazanıyoruz. Ama orada her geçen gün küçülen bir harita var, bu nasıl oluyor?’ diye sordum. Hoca; ‘Sen dedelerimizi yalancılıkla mı suçluyorsun’ diyerek bana bir tokat patlattı!!..
Alman Okulu’nda ‘İnsan Öldürmemeyi’ Türk Okulu’nda ise ‘İnsan Öldürerek Övünmeyi’ öğretiyorlardı!!..” (Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir)
Evet, Almanya halkı bir daha faşizmi yaşamayalım diye okuldaki çocuklarını gruplar halinde Nazi kamplarına götürüp Hitler’in işlediği insanlık suçlarını yerinde onlara gösteriyor. Hitler faşizmi ile yüzleşen Alman halkın çocukları atalarının işlediği insanlık suçlarından dolayı utanç duyuyorlar. Peki, kurumsal faşizm ile yüzleşmeyen devşirme Türklerin çocukları atalarının insanlık suçlarından utanç duyuyorlar mı?
Tanrı’nın soykırımlarla yüzleşmek istemeyen ırkçılara buyruğu şu olmalıdır:
İnsanoğlunun soy tercihi yoktur. Herhangi bir soydan gelmek tercih de değil, suç da değildir. Ancak ırkçılık insanlık suçudur. Üstün ırk sandığı tek bir ulus için başka halkları soykırımdan geçirmek daha da büyük bir insanlık suçudur! insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçdur. Irkçılık, ulus-devlet çağında (klasik sömürgecilik döneminde Amerika’da Kızılderilileri soykırımdan geçirmek için Avrupa’dan paralı asker taşıma yerine) İngiliz Kraliyet Ailesi’nin parasız vekalet savaşçılarının eline verdiği halkları öldürüp yok etme silahıdır! Hafızaları İngiliz aşısıyla aşılanmış İttihatçılar ve ardılları olan Kemalistler hâlâ bunu anlamış değiller. Bu yüzdenden İngiliz askerleri yerine Doğu’da işledikleri soykırımlarla bir türlü yüzleşmek istemiyorlar.
8.03.2026
Azad Ronî








