
Azad Ronî
Halkları birbirine düşüren Avrupa merkezci milliyetçi ayrımcılık
İşte Avrupa merkezci Zaza milliyetçiliğin düşmanlığı buraya kadar geliyor! Avrupa merkezci ırkçı Türk milliyetçiliğinin aşılandıkları İttihat Terakki Cemiyeti’n yerli halklara düşmanlığından tanıyoruz biz bunları. Halkları ve kardeşi kardeşe düşman ettiriyorlar. Binlerce yıl önce dünyanın kültür merkezi olan bu Mezopotamya coğrafyası ve bu coğrafya üzerinde ekolojik köy komün yaşamlarıyla kaynağını doğadan alan erdemli Aryen kültürüne sahip halk nasıl bu hale düşürülmüştü? Zülfü Selcan’ın ailesi Kürtçe’nin Kirmancî (Zazaki) lehçesini konuşan yurtsever bir ailedir. İki kardeşi Kürt Özgürlük Hareketi içinde yıllarca çalıştı. O yurtsever aile içinde bir tek bu adam kendini şaşırdı, uygarlık güçlerine hizmet etmeye gitti.
Zülfü Selcan, Semitik tüccarların akademisyen kadrolarından Georg Hincha’nın tezlerini Tunceli Üniversitesinde öğrencilerine ballandıra ballandıra şöyle anlatıyordu:
„Zaza halkı bir yandan şiddetli ve zoraki Türk asimilasyonuna maruz kalırken, diğer yandan da Kürt baskı ve asimilasyonuyla karşı karşıyadır. Devletin bazı kurumları 1990 yıllarında Zazaları Türk, Zazacayı da Türkçenin bir lehçesi olarak tanımlıyorlardı. Kürt milliyetçilerdi de bunun tersine Zazaları Kürt, Zazacayı da Kürtçe’nin bir lehçesi olduğunu propaganda etmektedir. Devlet bu iddiadan kısmen vazgeçti, fakat öbürleri halen devam ediyor. Her iki iddia da siyasi bir asimilasyon ideolojisidir. Yani biri Türkleştirmeye, öbürü de Kürtleştirmeye çalışıyor. İkisinin amacı da Zaza dilini eriterek yok edip, Zaza halkını tarih sahnesinden silmektir.“
Sayın Zülfü Bey, kendisini zorlayarak, sorunu yarı doğru yarı yanlış anlatıp sorunu çarptırarak, binlerce katliam ve defalarca soykırım yapmış Türk devleti ile (Alevi ve Sünni) mazlum Kürtleri aynı kefeye koyup bir tutuyor. Aslında bu yanlış zihniyette amaç, hiç kimsenin memnun olmadığı devleti az biraz eleştirip, asıl Kürt Özgürlük Hareketi’ni okuyucuya düşman göstermektir; „ikisinin amacı da Zaza dilini yok etmek, Zaza halkını tarih sahnesinden silmektir.“ diyerek CIA ajanı öğretmeninden öğrendiği siyasi tezleri, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çok daha demagojik bir şekilde iyi işletiyor. TC. ve Avrupa ülkeleri de, bu yapay Zaza Hareketi etrafında topladıkları Kürt çocuklarına, yani “Zazalara,” Kürt Özgürlük Hareketi’ni düşman gösterip güçlerini bölüp parçaladıkları için bu siyasal “Zaza” akımını üstü örtülü ya da açık bir şekilde de desteliyorlardı.
Bu yüzden Türk devletini iş olsun diye eleştirmelerine hiç ses çıkarmıyorlardı. Çünkü, Semitik tüccarların bu “Zaza dili, Zaza milleti” projeleri Kürt aydınlarını, halkını bölüp parçalayıp güçten düşürmeyi amaçlamaktadırlar. Zaten Zülfü Bey gibi uygarlık güçlerine çalışan siyasi aktörler, Zaza (Kirmancî) dilini, bütün tarihçilerin Kürtlerin ön ataları olarak gördükleri Gutiler, Hurriler, Lulubiler, Lorlar, Mittaniler, kassitler Uraltular ve Medler’in konuştukları çok eski bir dil olduğunu kabul etmiyorlarsa, son kelime aslında kendileri için söylenmiştir; şöyle ki amaçları Kirmancî (Zaza) “dilini eriterek, yozlaştırarak, yeni bir alfabe çıkararak yok etmek, Kürt halkını tarih sahnesinden silmektir.”
Zazalar, Kirmanckî dilini konuşan Kürtleri’n lakap ismidir
Zaza kelimesinin kökeni Za kelimesinden geliyor. Za, hem eski çağlarda hem de bugünkü Kirmanckî dilinde “yeni doğan“ demektir. Bugünkü Kürtlerin etnik kökenlerini anlatan bir Za’gmuk (M.Ö.2340 Newroz) efsanesinden geliyor. “Zaza, kelimesini ne Kırmanc’lar, ne de Kurmac’lar kullanmazlar.” Kırmanc’lara Zaza ismini verenler uygarlık güçleridir, yabancılardır. Zazalar, Kirmanckî dilini konuşan Kürtleri’n lakap ismidir! Sümer şehir beylikleri, Akadlar ve Asurlar bunlara “dağlılar” diyordu. Türkler de bunlara, ”dağlı Türkler” diyordu. Şimdi Avrupa merkezci uyduruk milliyetçi ideolojiler de bunlara “Zazalar” demeye başladılar. Yani Ağrı Dağı’nda mezara gömülen Kürtlerin yeniden küllerinden doğduğu bir dönemde Zazacılık Avrupa merkezci ideoloji olarak karşımızı çıkıyor.
1980 askeri cuntasından sonra uygarlık güçlerin akademik kadroları tarafından yazılıp vekalet
Savaşçıları olan devşirme Türklerin eline verdikleri Beyaz Kitap’ta:
”Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzerleri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumuşak olurdu.
Bu kar’n üstünde yürüyünce, ayağın bastığı yer içeriye çöker, ’kırt-kürt’ diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenlere Kürt demesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkan sesin adıydı aslında.“ diyerek Kürtler dağlı Türkler ilan edildi.
Dikkat edilirse Zazalar demiyorlar. Çünkü Kirmanckî (Zazaca) konuşan Kürtler de, Dağlı Türkler dedikleri Kürtlerin içindeydi.
„Her iki iddia da siyasi bir asimilasyon ideolojisidir.“ diyor.
Ama kendisi, hem daha kötü bir siyasi asimilasyon ideolojisi üreterek işi daha da karmakarışık hale getiriyor, hem uygarlık yıkıcı Türk egemenlik sistemin asimilasyoncu ideolojilerine hizmet ediyor, hem de kapısında hizmet ettiği iktidar sahiplerin yanında olmadığını göstermek için muazzam bir çaba harcayarak kendisini sinsice olduğundan başka göstermeye çalışıyor. Böyle olmamış olsaydı, Zülfü Bey, AKP Hükümetin üniversitelerden attığı binlerce akademisyenin içinde olurdu. Kamu görevinden atılan yüz bin üzerindeki insanın içinde olurdu. Ve en önemlisi de belediyenin kayyum adı altında işgal edilip iradelerinin gasp edildiği, eşbaşkanları ve milletvekillerinin cezaevlerine konulduğu Dêrsim gibi bir şehrin üniversitesinde TC’ye Zazaca öğretmen yetiştirmesi, Tunceli Üniversitesi’nde Zaza Dili Ve Edebiyatı Bölümü’nün Kürsüsünün verilmesi, Üniversite Yayınları’ndan kitaplarının çıkması imkansız olurdu.
Mezopotamya’nın çok geniş coğrafyasında yaşayan ve yüzyıllardır Semitik tüccarların tarihsel programları olan Türk-İslam ideolojileriyle katliam ve soykırımlardan geçirilerek yok edilmek istendikleri için, toprakları Birinci Dünya Savaşı’nda dört ulus-devlet arasında parçalara bölünen Kürtlerin günümüzde kendi fiziki, siyasi, kültürel soykırım ve coğrafi parçalanmışlığı gibi değişik bölgelerde konuşulan beş lehçesi ve onlarca şivesi vardır. Kürtçe’nin başlıca lehçeleri şunlardır:
1.) Kurmanci, 2.) Kirmancî (Zazakî), 3.) Sorani, 4.) Gorani (Hewrami) 5.) Lorî.
Bir halkın konuştuğu dilin beş lehçe durumuna getirilmiş tarihsel durumu, Kürtlerin özellikle son bin beşyüz yıllık siyasal İslam’ın ve son yüz yıl ulus-devletin katliam ve soykırımlarından ayrı ele alınamaz. Med devletinden sonra Kürtlerin devletsiz geçen zamanlarında Kürtçe’nin lehçelere ayrılmış doğal halini bile, kötü siyasi amaçları için kullanıyorlar. Her bölgede konuşulan dili ayrı bir halk olarak kabul edip kolay yutulabilir bir lokma haline getirmek, hiç kuşkusuz Kürtlerin ülkelerini dört parçaya bölüp yok etmek isteyen Semitik tüccarların ulus-devlet projelerinde yaşayan şeytan aklıdır.
Berlin 15.07.2025
Azad Ronî








