
Prof. Oskar Mann
Azad Ronî
Zamanlaması projenin siyasi olduğunu ortaya çıkarıyor
Şimdi biraz da bu Batı’nın Oryantalist düşünceyle Zazacılık projesini geliştirdikleri bir dönemde, NATO ve küresel emperyalist güçlerin tam destek verdikleri Doğu’daki ileri karakolları olan Türkiye’nin ‘uygarlık yıkıcı devşirme Türk ordusu’ eliyle Kürtlere katliam ve soykırımların devreye sokulduğu ve Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği zaman sürecini incelersek, projenin siyasi olduğunu daha net görmüş olacağız!
1990’lardan sonra Avrupa Üniversitelerinde Zazaki dil üzerine seminerler veren ve konuşmalar yapan Avrupalı profesörler çoğalmaya başladı. Georg Hincha 1995’de TU Berlin’den (Technische Universität Berlin) emekliye ayrılınca onun görevini ağırlıklı olarak Hamburg Üniversitesi’ndeki dilbilimcileri üstlendi. Bu profesörler ve akademisyenlerin birçoğu Kirmanckî (Zazakî) dilinden pek bir şey anlamıyorlardı. İngiliz Kraliyet Ailesi için çalışan Tavistock Enstitüsü devreye girerek hâkim oldukları Batı kurumlarına, üniversitelerine, “Zazaca Kürtçe değil, kendi başına bir dildir. Zazalar Kürt değildir!” tezlerini işletmeye başladı.
Bunlardan ayrı olarak Zazaki (Zazaca) 2009 yılında UNESCO’nun kaybolma riski taşıyan diller listesine alındı. Bu Avrupalıların sahte gözyaşlarıydı. UNESCO Birleşmiş Milletler’in uzmanlık Kuruluşudur. Birleşmiş Milletler, Ortadoğu’nun 60 milyonluk nüfusu olan Kürtlere, Zazalara neden sahip çıkmıyor? Neden onların Ortadoğu’daki tiran ulus-devletler tarafından katliam ve soykırımlardan geçirmelerine seyirci kalıyor? Neden hep, ”kaygı duyuyoruz” boş açıklamalar dışında hiçbir şey yapmıyor?
İngilizler, modern sömürgecilik döneminin ulus-devlet çağında bölgesel iktidarlarını koruyup kollamak amacıyla “kendilerine karşı savaşan generalleri, politikacıları devşirilerek İngiliz monarşisine bağlı önemli askeri, siyasi ve haber alma pozisyonlarına getirdikleri”[1] ajanlarının emrine verdikleri kişilikleri iğdiş edilmiş cellatlar ordusu (devşirmeler ordusu) eliyle Kirmanckî (Zazakî) ve Kurmarcî dilini konuşan Kürt halkını katliam ve soykırımlarla ortadan kaldırmayı yeterli görmemiş olacaklar ki, onların tekrar küllerinden kendilerini var ederek özgürlük mücadelelerine başladıkları bir dönemde; böl, parçala yönet siyasetiyle “Zazaca’nın ayrı bir dil, Zazaların da ayrı bir millet olduğu” teorilerini maaş verdikleri üniversiteli dilbilimcileri tarafından yaymaya çalışmaları manidardır.
Zamanlaması da, bu Zazacılık projesinin Avrupalıların siyasi bir projesi olduğunu açıkça göstermektedir: NATO-Gladiosu tarafından 1986’da gerçekleştirilen Olaf Palma cinayetinin PKK’nın üstüne atılması. Ki yıllar sonra İsveç devleti Olaf Palma cinayetini PKK’nın yapmadığını açıklamak zorunda kaldı. Ama olan Kürtlere olmuştu. NATO boşu boşuna suçsuz Kürtlere bedel ödetmişti. 1989’da ne olduğu belirsiz “Düsseldorf Davası” olarak bilinen davada, Almanya Kürt siyasetçileri ve devrimcilerini kendi yasalarını da ihlal ederek göstermelik mahkemelerde hukuksuzca yargılamaya başladı. Kürtler bu davada neyle suçlandıklarını bilmiyorlardı. Alman yargıçlar da Kürtleri neyle suçlayacaklarını bilmiyorlardı.
Düsseldorf Davası avukatlarından Edith Lunnebach, mahkemede yaşanan hukuksuzluğu şöyle anlatıyordu: “PKK yasağı öncesinde 1989’da Kürt siyasetçilere yönelik gerçekleşen Düsseldorf Davası’nda Almanya kendi yasalarını da ihlal ederek birçok hukuksuzluğa imza attı. Almanya’da ilk defa bir mahkemede müvekkil ve avukat arasına demir bariyerler yerleştirildi. Savunma avukatlarına kayyum atandı, Almanya Türkiye’nin verdiği belgelerle yargılama yaptı.”
Neyse ki 3-4 yıl sonra 300’ler Komitesi’nin adamı §§ 129a/b yasasıyla imdatlarına kavuştu. 1993 yılında CDU Partisinden İçişleri bakanı olan Manfred Kanther tarafından §§ 129a/b yasasıyla NATO’dan gelen emirler çerçevesinde hem Kürdistan İşçi Partisi’ni Avrupa’da ilk defa “terörist örgütler listesine” alınmasını sağladı; ardından diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’nin de PKK’yi “terörist örgütler listesine” alarak yurt dışında Kürtleri kiriminalize etmeye çalışmaları başladı. Hem de aynı §§ 129a/b yasasıyla “Düsseldorf Davası”ndaki tutuklu Kürt siyasetçileri ve devrimcileri yargılamak için yargıçların eline yukardan gelen emirler üzerine çıkarttığı yasayla cezalandırmalarını sağladı. Ve Türkiye’de Çiller-Güreş-Ağar Hükümeti 17 bin faili meçhul (belli) cinayet işlemekle meşgul oldukları, dört bin Kürt köyünü yakıp yıktıkları bir dönemde bazı Avrupalı dilbilimcileri de gözümüzün içine, “Zazaca kendi başına bir dildir, Kürtçe değildir. Zazalar Kürt değildir” projelerini sokuyorlardı.
Prusya İmparatorluğu’n Profesörü Oskar Mann’ın Zaza projesi
Almanlar yüz yıl önce dilbilimci Karl Hadank’ın (1882-1945), Prusya İmparatorluğu’n profesörlük unvanı alan Oskar Mann’dan (1867-1917) devralarak geliştirdiği “Mundarten der Zâzâ” çalışmasında Oryantalist bir düşünceyle “İran dilleri arasına yer verdiği Kürt dilleriyle ilişkili Zazaki’nin (Dımılkî’nin) Kürtçe’nin Kurmancî ve Sorânî lehçelerinden farklı bazı özellikler gösterdiğini belirten” ve ayrımcılığı kışkırtan projelerini Ortadoğu’yu yeniden dizayn ettikleri bir dönemde yeniden hortlattılar!
Ne olmuştu 150 yıl önce? Zazacılık akımı ve düşüncesi; 150 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu üzerinde egemenlik kurmak isteyen Prusya İmparatorluğun Doğu halkları hakkındaki fikridir. O dönemde Kraliyet Prusya Bilimler Akademisi adına yakın Doğu’ya Prusya İmparatorluğu’nun Profesörlük unvanını almış olan Oskar Mann orda yaşayan halkların etnik kökenini araştırmak üzere 1901- 1907 yılları arasında iki kez o bölgeye gidip geldi. Farklı iki lehçenin konuştuğunu görüyor. Ulus-devlet çağında Oryantalist bir düşünceyle farklı dil konuşuluyorsa, farklı iki halk düşüncesine vardırıyor onu. Ve Prusya İmparatorluğun Zazacılık projesine böyle başlıyor. Oryantalist Oskar Mann’ın 1917’de ölümünden sonra onun yarıda kalan çalışmalarını ve görevini Alman dilbilimcisi Karl Hadank tamamlıyor.
Karl Hadank, 1919-1945 yılları arasında Berlin’de İran dilleri ve Ortadoğu dilleri üzerinde çalışmıştır. Şimdi sormazlar mı? Yüzyıldır neredeydiniz? Yeni mi uyandınız? Oskar Mann ve Karl Hadank’ın çok erken zamanlarda, yani Osmanlı’nın yirmi dört ulus-devlete ayrıldığı, her ulusa bir dil inşa etmeye çalışan Batı’nın neden bu Zazacılık projelerini yüz yıl zulada beklettikten sonra, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği bir dönemde yeniden işlemeye başladıklarını aşağıda açıklayacağız. Ondan önce bu “Zazacanın ayrı bir dil olduğu” teorileri, yüz yıl önce Rothschild’lerin ve Prusya İmparatorluğun Doğu misyonerliğine soyunan ve Batı’nın çıkarlarını gözetleyen Alman dilbilimcileri Peter I. Lerch, Oskar Mann ve Karl Hadank gibi birkaç kişinin iddia ettiğini belirtelim. Alman tarihçiler ve öbür dilbilimciler Kirmancî, yani “Zazakî’nin ayrı bir dil, Zazaların da ayrı bir millet olduğunu” söylemiyorlardı! O devletçi dilbilimcilerine sormak gerekiyor: Ne oldu size? Avrupalılar Anadolu ve Kürdistan halklarını soykırımdan geçirme planlarını yapıp İttihatçı cellatları eliyle yok etmeye çalıştıkları bir halkın dili olan Zazaca (Kirmancî) için nasıl da timsah göz yaşlarını dökmeye çalışıyorlardı!
Avrupa’nın resmi üniversitelerinde görev verilen bazı dilbilimcileri, “Umarız Zazaca hayatta kalmayı başarır ve gelişir.” diyorlardı. Zaten o Avrupalı atalarınız zehirli gaz, savaş uçakları ve modern silahlar vererek Doğu’daki devşirme Türk cellatları eliyle o dili konuşan halkı Koçgiri, Dêrsim, Bingöl-Amed, Ağrı-Zilan’da yok etmeye çalıştıklarında o dili yok etmişlerdir! Tıpkı Avrupa’dan paralı asker götürüp Amerika’da 300 yıl boyunca soykırımdan geçirdiğiniz Ohloniler (Kızılderililer) gibi. Artık Avrupa’dan paralı asker bulamadığınız için Avrupa merkezci ırkçı Türk milliyetçiliğiyle beyinlerin yıkayıp yerli halklara düşman ettiğiniz İttihatçı cellatlarınıza yaptırdınız bütün o insanlık suçlarınızı!
Avrupa’da Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaş açan NATO karargâhı Almanya’daydı. Onun için 300’ler Komitesi’nin askeri örgütü olan NATO’dan İçişleri bakanı Manfred Kanther’e gelen emirler üzerine önce özel yasalarla Kürt siyasetçilerini yargılamaya, Kürtleri, derneklerini, sivil toplum örgütlerini kiriminalize ederek dünya kamuoyuna “terörist” olarak göstermeye çalışarak karalamaya başladılar. Sonra dillerinde ayrışmalar yaptılar. “Zazacanın kendi başına ayrı bir dil, Zazaların da ayrı bir halk olduğu” projelerini de Almanya’daki Technische Universität Berlin’de teorisini yenileyip yaratarak vücuduna ruh verdiler.
Aslında Avrupa siyasetiyle soykırım dayatılan Kürtler kırk yıldan beri NATO ile savaş halindeydiler. Biz bu gerçekleri kabul etsek de, etmesek de, hakikat böyledir. Son iki yıldan beri dünya çapında devam eden, „Öcalan’a Özgürlük Kürt Sorununa Çözüm“ kampanyasına katılan 69 Nobel ödüllü bilim insanları ve tanınmış yazarların Avrupa kurumlarına yazdıkları mektuplarda bu gerçekleri dile getirdiler. Batı ülkelerinin Kürtlerin son önderleri Öcalan’ı uluslararası bir komplo ile tutuklayıp koydukları İmralı cezaevinde, Türkiye’ye sadece ve sadece gardiyanlık görevini vermişlerdi. Öcalan, kurduğu örgütünün Türkiye ile değil, kırk yıldan beni NATO ile savaş halinde olduğunu çok biliyordu. Bu yüzden, doğasına ve kimliğine sahip çıkan Kürt halkında bir bilinçlenme düzeyi oluştuktan sonra, yel değirmenlerine saldıran Don Kişot örneği gibi Türkiye ile yürütülen gerilla savaşın artık anlamını yitirdiğini anladı. NATO’nun, Batı’nın, modern kapitalist sistemin ve savaş lobilerin oyunlarını bozarak gerillaya silah bıraktırdı. Kürt sorununu, Türkiye ile savaşmadan siyasi alanda çözebileceğini beyan etti. Fakat iradesini Batı’ya, uygarlık güçlerine teslim etmiş, şimdiye kadar yaptıkları onca katliam ve soykırımlarla yüzleşmemiş ve hâlâ Türkleştirme projelerinin yürürlükte olduğu bir dönemde devşirme Türk politikacıların bu yüz yıllık Kürt sorununu çözemeyecekleri, sürüncemeye bırakacakları ortada.
17.07.2025
Azad Ronî
Kaynaklar:
[1]. Dr. John Coleman, 300’ler Komitesi, Destek Yayınları, İstanbul 2017, s. 282








