
1989 Tiananmen Meydanı protestoları
Azad Ronî
“Avrupa merkezci ideoloji olarak zazacılık” yazısını şu başlıklar altında sunacağız:
- Alman Bayan Dorothee-Charlotte
- Zazacılığa Technische universität berlin’de ruh verildi
- Georg Hincha’nın ilk Kürt öğrencisi Zülfü Selcan
- 1979’da frankfurt am main’de yapilan komkar’ın kuruluş kongresi
- Zamanlaması projenin siyasi olduğunu ortaya çıkarıyor
- Prusya İmparatorluğu’n Profesörü Oskar Mann’ın Zaza projesi
- Berlin’de başlatılan proje Hamburg Üniversitesi’nde devam ettirildi
- Prof. Dr. Ludwig Paul’ın çelişkili açıklamaları
- Pro. Ludwig Paul’un zamanla değişen düşünceleri
- Kürtçe (Zazakî-Kurmancî) Farsça’dan çok daha eski bir dildir
- Almanya’da ideolojisi oluşturulan proje Türkiye’de pratiğe uygulandı
- Kürt dillerin Latin ‘Bedirhan Alfabesi’
- Zazaların Jacobson alfabesi
- Zazaların Zülfü Selcan Alfabesi
- Vate Dergisi
- Zülfü Selcan’ın Berlin Zaza seminerleri
- Halkları birbirine düşüren Avrupa merkezci ayrımcılık
- Zazalar,Kirmanckî dilini konuşan Kürtler’in lakap ismidir
Alman Bayan Dorothee-Charlotte
2012 yılında ilk baskısı çıkan “Berlin Dêrsim 1937-38 Konferansı ve Kürt Soykırımları” kitabımda Kürtçe’nin Kirmacî (Zazakî) lehçesini konuşan Kürtlerden, Avrupa’da devlete bağlı çalışan resmi üniversitelerin sistemi koruyan oryantalist düşünceleri işlediğini, resmi üniversitelerde çalışan Avrupalı dilbilimcilerin nasıl bir “Zaza milleti” oluşturmak istediklerini anlatmıştım. Kitap hem Almanca hem de Türkçe yayınlandı. Dêrsim soykırımını Avrupalılara Almanca dilinde ilk defa en geniş bir şekilde anlatan kitaplardan biridir. Avrupa’da okunuyor. Türkiye’dekiler kitap okumayı pek sevmezler. 2021’de “Zazalar Kimdir?” üzerine akademik bir çalışma yayınladım. Fakat ne yazık ki insanlar daha fazla olanaklara, daha fazla güce, daha fazla üniversitelere sahip devletin olağanüstü çalışmaları sayesinde Avrupa merkezci milliyetçi teorilerle uydurulan düşüncelere daha çabuk takılıp arkalarından gidiyorlar. Bu da devletin asimilasyonunda başarılı olduğunu göstermektedir.
03.12 2017 tarihinde Berlin Dêrsim Cemaatı’nda “Die Berliner ‘Dêrsim-1937-38-Konferenz’ und der Völkermord an den Kurden” kitabın Almanca ve Türkçe tanımı yapıldı. İlk sözü kitabın Almanca çevirisini yapan ve Almanca yüksek dilbilimi eğitimini alan bayan Dorothee-Charlotte Eren aldı. Dorothee-Charlotte, “Kitabı Almancaya çevirdik sonra Dêrsim soykırımı hakkında daha çok bilgiye sahip olduğunu” söyleyerek, benim yazdığım “Dêrsim’de katliamlar yapılırken halkın önderi de idam ediliyordu” parçasını okudu. Bitirince olumlu eleştiriler yanında, bir de böylesi platformlarda işin içine çomak sokan, kendisine ait değil de, başkaların fikrini ortaya atan birileri de çıkmıyor değil.
Onlardan bir genç:
“Seyid Rıza Kürt değil, siz Kürt önderi diyorsunuz. Biz Kürt değiliz. Zazayız, Zazaca konuşuyoruz, Alevi milletindeniz” deyip konuyu başka bir yöne çevirmeye başladı.
Söz önce bana verildi, ben de nazikçe:” Okuduğumuz parçalarda Kürt ya da Zaza diye bir kelime geçmedi. Biz o Dêrsim coğrafyada yapılan korkunç soykırımı ve o halkın 75 yaşındaki önderi Seyid Rıza’nın göstermelik mahkemede nasıl yaşının 58’ze indirilerek, çocuk yaştaki oğlunun da yaşını büyüterek idam edildikleri sahnelerini, kadın ve çocukların nasıl katledildiklerini Almanca olarak Avrupa okuyucuya ulaştırdık. Bu soykırımın Zazacılık ve Kürtçülük konusuyla bir ilişkisi ki. Nerden aklınıza geldi böyle bir düşünce?”
Genç tekrar:” Kitabın ismi öyle çağrıştırıyor.”
Ben de: “Demek ki kitabı okumamışsınız. Kitabın ismini görmüşsünüz, ‘okumama gerek yok’ deyip önyargılı davranıp kendi kafanıza göre notunuzu vermişsiniz.” deyince Munzur Çem araya girdi.
Dêrsimli gence Dêrsimli Yazar Munzur Çem şöyle yanıt verdi:
“M. Bey, ben senin aileni tanıyorum. Anneni, babanı tanıyorum. Onlar bir gün kendilerine ‘Ben Zazayım’ demediler. İkisi de Kürtçe’nin hem Kirmanckî, hem de Kurmancî lehçesini çok iyi konuşuyorlardı. Herkes çok iyi biliyor ki, Dêrsim’de Kürtçe’nin hem Kirmancî, hem de Kurmancî lehçeleri konuşuluyor. Görüyorum ki, sen kendi etnik, kültürel ve dilinden yabancılaşmışsın. Yabancıların şablonculuğunu yapıyorsun burada. Sen Kürtlüğünü inkâr ediyorsan bari bunu başkalarına dayatma. Zaza ise git Zazalığın kal. Ne demek Seyid Rıza Kürt değil?!” deyince tartışmalar alevlenerek başını aldı gitti.
Sonunda Alman bayan Dorothee-Charlotte araya girdi: ”Yüz yıl önce biz Almanlarda da böyle bir problem vardı. Ağız şiveleri, lehçeler o kadar birbirinden uzaklaşmışlardı ki, München’dekiler Berlin’dekileri anlamazdı; Berlin’dekiler de München’dekileri anlamazdı. Yüz yıl içinde devletin kurumlarıyla bu aşıldı. Şimdi biz birbirimizi anlıyoruz. Kürtlerin Medler’den sonra doğru dürüst devletleri olmadı. Devletleri olmayan bir halkın konuştuğu dilin Ağız şiveleri, lehçeleri doğal olarak zamanla biraz birbirinden ayrışır, farklılaşır. Kürtçe’nin de lehçeleri farklı dil bir dil gibi görünse de, dilbilimci arkadaşlardan öğrendiğim kadarıyla kelimelerin çoğunluğu aynı kökenden geliyor. Hele Kürt bölgelerinde her iki lehçe aynı evde, ayı köyde, aynı kasabada da konuşuluyorsa, bunların Kürtçe olduğundan kuşku duymamak gerekir.” dedi.
Zazacılığa Technische Universität Berlin’de Ruh Verildi
Uygarlık güçlerin Orta Asya’dan gelen göçmen Türk Beylerine devlet güvencesi vererek Selçuklu devletin kuruluşuyla İslam’ı yayma görevi verdikleri ve bin yılların başından beri de, ulaşamadıkları o dağ bölgelerinde İslam olmayan Zerdüşt ve Êzîdî inancına sahip Kürtler üzerinde katliam ve soykırımlarını hiç ama hiç eksik etmediler. Bu katliam ve soykırımlar hâlâ tüm hızıyla devam ediyor. Ve „Zaza dili, Zaza milleti“ projeleri ulus-devlet çağında bu devam eden katliam ve soykırımların devamı olarak Avrupa Üniversitelerinde çalışan dilbilimcileri tarafından 1970’lerin ortalarında programlı bir şekilde kurgulanıp planlanarak devreye sokuldu.
Uygarlık güçleri, son olarak Osmanlı mirasını devrettikleri İttihatçı M. Kemal’a verdikleri ulus-devlet projesi ile Anadolu’da herkesi Türkleştirdiklerini, Kürtleri Ağrı Dağı’nda mezara koyduklarını yeterli görmediler. Koçgiri, Bingöl-Amed, Ağrı-Zilan ve Dêrsim’de fiziksel olarak katlettikleri halkların dil ve kültürlerini de bölüp parçalayarak yok etmek istiyorlardı.
Birinci DünyaDaha “Zaza dili, Zaza milleti“ diyen Zazacılık söylemleri ortaya çıkmadan yıllar önce uygarlık güçleri 1971’de Technische Universität Berlin’e (Teknik Üniversitesi Berlin) Alman dilbilimcisi Georg Hincha’yi Genel Dilbilim Kürsüsüne atadılar. Ona França, Kürtçe, Beluçça, Zazaca üzerinde çalışma görevini vermişlerdi. Hincha, resmi olarak İran ve Slav dilleri üzerinde çalışma yapıyordu. Tarafsız dilbilimcilerin neolitik devrimde ortaya çıkan “Aryen pro-Kürt Hurrilerin dil yapısından” bilinçli bir şekilde hiç bahsetmiyordu. Tarafsız dilbilimcileri, Hurrilerin o dağlarda binlerce yıldan beri konuştukları Ana Tanrıca dilinin, yani bugün Kürtlerin birçok bölgede konuştukları Kirmanckî lehçesinin daha sonra Sümer şehir beyliklerin Emesal denilen ikinci lehçesi olduğu gerçeğini açığa çıkarmışlardı. Georg Hincha, bu bilimsel gerçeği bilerek yok sayıyor ve Avrupa merkezci siyaseti öne çıkararak, “Modern Farsça Morfem Kuramı” ile “Kürtçe’yi Farça’nın bir kolu” olarak ele alıyordu. Kürtçe’nin en eski ve en değerli Kirmanckî (Zazaki) lehçesini Kürtçe değil, ayrı bir dil ve bu dili konuşanı da ayrı bir millet olarak ele alıyordu. Eylül 1995’te çalıştığı Technische Universität Berlin’den emekliye ayrıldığında Batı’nın bu Zazacılık projesinde büyük bir yol katletmişti. Tam İngilizlerin ulus-devlet çağındaki son 200 yıllık siyaseti; böl, parçala, yönet. Yani icat ettikleri bu yeni dil Zazacılık akımına, yeni yapay bir Zaza milleti icat ederek, gizlice Avrupa merkezci milliyetçiliklerini işliyorlardı.
“TU Berlin’de (Technische Universität Berlin), Semitik tüccarların tarihsel plan ve projeleri için etiket olarak kullandıkları genel dilbilimcisi (İran, Fars ve Slav dilbilimcisi) Georg Hincha 1971-1995) ve FU Berlin’de, akademisyen Tessa Hofmann, Avrupa Merkezci Düşünce ve Oryantalist zihniyetle Kirmanckî’nin (yani Zazakî’nın), Kürtlerin ön ataları olan Hurrilerin, Medlerin çok eski ve çok geniş alanda konuşulan bir Kürtçe dili olduğunu; yüzyıllardan beri katliam ve soykırımlardan geçirilen o mazlum halkla birlikte yok olma durumuna getirilerek konuşma alanları (coğrafyası) daralttıkları için konuşmaya konuşmaya günümüzde nerdeyse 9-10 bin yıllık o zengin eski dil ailesinin Dêrsim eyaletine, Gımgım, Bingöl, Ahmed, Maraş bölgelerine sıkıştırılmış bir lehçe durumuna getirildiğini inkâr ediyorlardı. Bu gerçekleri bilim adına, modern kapitalist sistemin ekonomik ve siyasi çıkarları için çarpıtıp inkâr ediyorlardı.
Semitik tüccarların hâkim oldukları bu iki Berlin üniversitesinde çalışan iki akademisyen, Batı oryantalizm bilim insanların 20. yüzyılın başında, “Kürtlerin o bölgeye Avrupa’dan geyikleri takip ederek gittikleri” tezin bir alt versiyonu olarak, Kirmanckî (Zazaki) Kürtçe değil, Farsça (İran) dil ağaç grubunun bir dili olduğu, bu dili konuşan halkın da ayrı bir millet (Zaza halkı) olduklarını iddia ediyorlardı. O kadar çok bilim insanı ve akademisyenler içinden Georg Hincha’yi Soğuk Savaş döneminde TU Berlin’e tayin etmeleri tesadüf değildi. Georg Hincha, tam da Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı, daha doğrusu modern kapitalist sistemin sosyalist sisteme karşı dünya çapında büyük bir “Çöktürme Planı’n” başlatıldığı 1989’da altı ay kaldığı Çin’de, üniversitelerde okuyan gençlere modern kapitalist sistemin düşüncelerini aşılamadan döndükten bir hafta sonra, 15 Nisan 1989’da Tianama Meydanı’nında[1] öğrenci, aydın ve işçilerin önderliğinde büyük ayaklanmalar başgöstermişti. Onun, sosyalist Çin’de öğrenci, aydın ve işçilerin ayaklanmalarını tetikleyip, öğrencileri “en iyi sistemin kapitalist sistem olduğu propagandası” yaparak sosyalist sisteme karşı kışkırttığı birçok çevre tarafından dile getirildi. Uygarlık güçlerin akademik kadrosu ve CIA’nın akademisyen görünümlü elemanın sebep olduğundan kuşku duyulan bu protesto gösterilerde 3000 öğrenci ve sivil yaşamını yitirmişti. Georg Hincha’yi yakından çok iyi tanıyan ve iki çiltlik Kürtçe sözlük hazırlayan yazar Abuzer Han arkadaşım, “bu Georg Hincha denen adam Çin’den döndükten bir hafta sonra Kürtçe dili konusunda randevu alarak kendisiyle görüştüğünü, Batı istihbarat örgütleriyle birlikte nasıl çalıştığını” bana uzun uzun anlatmıştı. Bilim etiğine aykırı ve yakışmayan şeylerdi bunlar.
Bu akademik çalışmamda Zülfi Selcan’ın Berlin’deki hikâyesi ile ilgili Rıza Baran, Abuzer Han ve Munzur Cem’in bana aktardıkları gerçekleri de yazmadan edemeyeceğim.
15.07.2025
Azad Ronî
Kaynaklar:
[1]. 1989 Tiananmen Meydanı protestoları








